Sivas Yemekleri
Sivas mutfağı tarım ürünlerine dayanmaktadır.
Harman sonunda (sonbahar) kışlık yiyecek hazırlıkları başlar. Un öğütme, bulgur dövme, çekme, erişte, kadayıf, salça yapımı, sebze
kurutma, etlik kesimi bunların başlıcalarıdır.
Yemekleri daha çok unlulara dayanmaktadır. Keş, peskütan, çökelek ve süt ürünlerinden hazırlanan yiyeceklerdendir.
Genellikle kırsal kesimlerde yazları ayranlıpancarlı çorba, madımak, evelik, düğücek aşı gibi yemekler yapılır.
Kışları ise tırhıt, sübüra, kelecoş, tarhana, içli köfte, hingel gibi hamurlu yemekler yenmektedir. Kentte sebze yemekleri de yapılmaktadır. Sivas kebabıyla da ünlüdür.
Tandırda kül çöreği, fotla, patates ya da peynirle yapılan kömbe, kete, lavaş yörede yaygın olarak yapılan ekmek çeşitlerindendir.
MADIMAK AŞI (sivas internet'in özel tarifi)
Yarım veya 1 kg madımak (4-8 kişilik) iyice yabani otlardan ve uzun saplarından temizlenmelidir. Saplar hemen yeşil olan yaprakların dibinden koparılmalıdır. Madımak taze olmazsa bu saplar yemekte sert olarak sanki çöpmüş gibi ağıza gelir.Sonra suda güzelce yıkanır. Kevgirde bekletilerek suyunun süzülmesi sağlanır. Madımaklar ağaç tekne veya geniş bir tahta üzerinde keskin ağızlı satır, nacak veya keserle iyice kıyılır. Bu kıyma işi özenle yapılmalıdır. Fazla ezilir veya büyük parçalı bırakılırsa lezzetli olmaz. Mikserde çekilirse de gerekli lezzeti vermez. Kıyılan madımaklar özellik ve rengini kaybetmemelidir. Elde edilen malzemeyi ve artı 1 su bardağı bulguru çorba şeklinde pişirecek kadar su kaynatılır ve kıyılmış madımaklar kaynar suya atılır. bir müddet sonra bulgur ilave edilerek pişirilir. İndirmeye yakın zamanda isteğe göre 1 bardak süt, tuz, pastırma veya çemen ilave edilir. Tavada isteğe göre tere yağı yakıldıktan sonra kaynarken veya indirildikten sonra ilave edilir.
Madımak yemeği süt katılırsa sıcak veya soğuk çorba olarak, süt katılmadan yapılırsa sıcak soğuk veya sarımsaklı yoğurt ilavesiyle soğuk olarak servis yapılır.
AYRAN ÇORBASI
Çok basit ucuz ve besleyici bir yemektir. 250 veya 500 gr döğülmüş ve kabuklarından arındırılmış buğday (yarma) yıkanıp tencerede pişene kadar kaynatılır. Açıkca bunların yöresel tabirle hedik şeklini alması sağlanır
BAL HELVASI
Unun tereyağda kıvamınca kavrulmasından sonra (Un fazla kavrulur, rengi koyulaşırsa helvaya geçmiş derler) az sulu veya sütlü süzme bal katılarak helva hazırlanır. Hatta tepsiye alınan bu helvalar üzerine ayrıca petekli bal (dalak balı) konulup yenilir.
BULGUR - (YUVARLAK KÖFTE)
2 adet sogan rendelenir; tuz, biber, 1 kg. çekilmis kiyma, 1/2 lt. ölçek dolusu ince bulgur, bir çay bardağı su hepsi bir hamur halinde iyice yoğurulur. El içinde bilye büyüklüğünde köftecikler yuvarlatılır. Arzu edilirse köfte az miktarda kızgın yağda pembeleşinceye kadar döndürülür. 1-2 lt. kaynar suya bir kaşık salça atılır. Köfte yarı pişmiş vaziyette iken bir çay bardağı pirinç salınır. Bir çorba kaşığı kızdırılmış sade yağına bir tatlı kaşığı kuru nane karıştırılarak pişer üzerine dökülür. Arzu edilirse limon da sıkılabilir.
ÇİRLİ ET (SİVAS)
MALZEME:
Kuru kayısı 600 gr. Su 5 su bardağı
Katı yağ 2 çorba kaşığı Tuz
Kuşbaşı kuzu eti 1 kg.
YAPILIŞI:
Kayısıları ılık suda 1 saat bekleterek yumuşamalarını sağlayın. Yağı bir tencerede eritin. Yağ kızınca etleri, verdikleri suyu çekinceye kadar içinde kavurun. Suyu ve tuzu katıp bir taşım kaynatın. Orta ateşte, suyun çoğunu çekinceye kadar yaklaşık 30 dakika pişirin. Kayısıları, suyunu süzüp et tenceresine aktarın. 5 dakika daha pişirerek tencereyi ateşten alın ve sıcak servis yapın.
HURMA TATLISI
MALZEME:
Margarin Yarım paket Tereyağı 1 çorba kaşığı
Karbonat 1 çay kaşığı Su 1 fincan
Un 3 su bardağı Yarım limonun suyu
Şeker 3 su bardağı Limon suyu 1/4
Su 3,5 su bardağı
YAPILIŞI:
Orta boy bir tencerede 125 gr. margarin ve 1 çorba kaşığı tereyağını eritin. İçine unu ilave edin. Karbonat, limon suyu ve 1 fincan suyu da ekleyin. Daha sonra tüm malzemeleri elinizle veya tahta bir kaşıkla yoğurarak birbirine karıştırın. Malzemeler iyice yumuşayıp, kulak memesi yumuşaklığnda bir hamur haline gelince, içinden kaşıkla ceviz büyüklüğünde parçalar alıp, elinizle yuvarlayın. Yassı köfte biçimi verin. Yağlanmış bir fırın tepsisine hazırladığınız tatlıları yan yana dizin. Orta dereceli fırındas 45 dakika veya tatlılar altın sarısı renk alana dek pişirin. Bu arada şerbet için gereken su ve şekeri bir tencereye alın. Kaynamaya başladıktan birkaç dakika sonra limonu sıkıp, tencereyi ocaktan alın. Şerbeti tatlının üzerine dökün. Bir süre bekletin. Tatlı şerbeti iyice emdikten sonra servis yapın.
KARIN YAHNİSİ
YAPILIŞI:
Haşlanmış işkembe (karın) küçük küçük doğranır dörde bölünmüş kuru soğanlar yağ ile beraber bir tencereye konulup kızartılır. Doğranmış ve haşlanmış işkembeler ayrı yerde haşlanmış nohutlara salça ilave edilip tuzu da konduktan sonra tekrar pişirilir. Aynı şekilde ciğerle de yahni yapılır.
KAVURMA HERLESİ
MALZEME:
Un 500 gr. Biber
Katıyağ 3 çorba kaşığı Tuz
YAPILIŞI:
Yağ iyice kızdırılır. Un, yağ içerisinde açık pembe renk alıncaya kadar döndürülür. 1-2 kaynamakta olan suya kavrulan un, tuz, biber ilavesiyle atılır ve 20-30 dakika kaynatılarak indirilir. Hafif hasta yemeği de olmaktadır. Aynı çorba kıyma atılarak da yapılır. Limon sıkılır ve un çorbası ismini alır.
LAHANA MUSAKKASI
MALZEME:
Beyaz lahana 1 adet Pirinç 1/2 su bardağı
Kuru soğan 3 adet Biber
Kıyma 200 gr. Tuz
Salça 3 çorba kaşığı
YAPILIŞI:
Lahana haşlanmayıp ıspanak gibi kıyılır ve bol soğanlı kıymalı salçalı sokarıç, biraz da pirinç ilave edilerek tuz, biber atılır, pişirilir. Pirinç olmadığı taktirde bulgur da aynı vazifeyi yapar.
PATATES ÇORBASI
MALZEME:
Patates 250 gr. Bulgur veya pirinç 1 su bardağı
Kıyma-kavurma 100 gr. Margarin 1 çorba kaşığı
Soğan (rendelenmiş) 1 baş Nane 1 tatlı kaşığı
Tuz 1 tatlı kaşığı Biber 1 tatlı kaşığı
YAPILIŞI:
250 gr. patates, 1cm. 3 şekilde doğranır. Kıymalı, soğanlı sokarıçla 1-2 litre suya dökülür. Tuz biber ekilir. 1 kase dolusu bulgur veya pirinçle pişirilir. Bu da yine kemikli kavurma veya kuşbaşı etle yapılır. Çorba ateşten indirildikten sonra 1 çorba kaşığı sıvı yağ kızdırılır, 1 tatlı kaşığı kuru nane ilave edilerek üzerine dökülür.
SAC KEBABI YAPILIŞI:
Kemiksiz (kuşbaşı) koyun eti, yağı ve tuzu ile (et yağlı ise yağa ayrıca lüzum kalmayabilir), altında ateş yanan bir sac üzerine konup, karıştırılmak suretiyle kızartılır. Doğranmış patlıcan ve yeşil biberler de ilave edilip tekrar karıştırılır, sebzeler kızarınca dilimlenmiş domatesler konup ateşte biraz daha çevrilir. Sebzenin bol olduğu yaz günlerinde Çermikler, Paşa fabrikası, Tekke önü gibi mesirelere gidilince yapılan bir piknik yemeğidir. Evler de yapılabilir. Pişirmek için kullanılan sac, sac kebabı yapılanları biraz daha ufak (çevicek) tır.
ŞALGAM ÇORBASI
MALZEME:
İri şalgam 5-6 baş Bulgur veya pirinç 1 kase
Tereyağı-margarin 2 çorba kaşığı Kıyma 100 gr.
Kuru soğan 2 adet
YAPILIŞI:
İri şalgamdan 5-6 baş alınır, iri göz rendeden geçirilir. İstenirse tuzla ovularak (kekre) acı suyu giderilir. 1-2 çorba kaşığı saya yağı, 1-2 baş doğranmış soğan sokarıcı yapılır. Arzuya göre kıyma, kuşbaşı et, kemikli kavurma hangisi varsa 1-2 litre kaynayan suya sokarıçla birlikte 1 kase dolusu bulgur veya pirinç, et hepsi bir arada kaynatılır. Bulgur pişmek üzere iken rendelenmiş şalgamlar atılır. O da pişince ateşten indirilir.
TARHANA ÇORBASI
MALZEME:
Tarhana 1,5 su bardağı Kuşbaşı et Yarım kg.
Kara nohut 1 su bardağı Çelem Yarım kg.
Ispanak Yarım kg. Tereyağı 1 çorba kaşığı
Kuru nane 1 çorba kaşığı Et suyu
YAPILIŞI:
Tarhana ve nohut akşamdan ıslatılır. Bol et suyunun içine atılarak pişmeye bırakılır. Diğer tarafta kuşbaşı etler tereyağında iyice kavrulur. Pişmekte olan çorbaya çelem, ıspanak ve kavrulmuş etler ilave edilir. İyice pişirilir. Çorba piştikten sonra üzerine tereyağında yakılan nane dökülerek servis yapılır.
Sivas Genel Görünüm
Sivas Genel Görünüm
28 Ekim 2009 Çarşamba
Sivas coğrafi yapı
Sivas Coğrafi Yapı
Sivas ili Anadolu yarımadasının ortasında, İç Anadolu Bölgesinin Yukarı Kızılırmak bölümünde yer alır. İl topraklarının büyük bölümü Yukarı Kızılırmak, bir bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarında yer alırak kuzeyde Karadeniz Doğuda Doğu Anadolu bölgesine karışır. 35° - 50° ve 38° -14' doğu boylamları ile 38° - 32' ve 40° -16' kuzey enlemleri içerisinde kalan il, 28.488 km2‘ilk yüzölçümüyle, Türkiye'nin toprak bakımından ikinci büyük ilidir. İl topraklarının Kızılırmak havzasına giren bölümünde Karadeniz iklimi, Fırat Havzasına giren bölümde ise, Doğu Anadolu iklimi egemendir.
Şehir merkezi Kızılırmak nehrinin 3 km kuzeyinde gerideki platolara doğru hafif bir eğimle yükselen bir alanda kurulmuştur. Şehrin ana çekirdeği Kızılırmak’a katılan Tavra suyunun iki yakasında, Atatürk ve Kepenek caddesinin ve meydanın çevresinde kurulmuştur. Tarihi yapılar bu bölümde yer alır. Cumhuriyetle beraber bu çekirdek genelde her yöne doğru genişlemiştir.
İl alanı kuzeyde tektonik bir hattı izleyen Kelkit Vadisinin güneyinde Kızıldağ (3025 m) Doğudan Köse Dağları (doğu kısmı 2812m) Güneyde Tekeli dağı (2649 m) Yıldız dağı (2552 m) gibi engebeler uzanır. İlin Güney kesiminde ise güney batı, kuzey doğu doğrultusunda Tecer dağları (Bey dağı2802 m, çengelli dağ 2596 m, ve onun güneyinde Behramçalı (2313 m) ve Yama dağı 2735 m) birbirine koşut iki sıra dağ halinde uzanırlar. Bu iki sıra daha alçak Uzun yayla ile birbirinden ayrılır. Batıdan Karababa, Akdağı ve İncebel dağları gibi doğal sınırlarla çevrili il merkezin yer aldığı bölüm ise çukur, jips. Ve tuzla kaplı kıvrımlardan oluşur. Kelkit vadisi alanında kalan kısımlar birinci derece deprem bölgesidir. Sivas merkez ikinci derece deprem kuşağında yer almaktadır.
GENEL İKLİM YAPISI
Sivas'ın karasal bir iklimi vardır. Yıllık sıcaklık farkları çok, kışları soğuk ve karlı, yağış bakımından oldukça fakirdir bir kara ikliminin etkisindedir. Kışlar ilin iç kesimine gidildikçe dah da soğuk geçer. (Ocak ayı ortalaması kuzeyde Suşehri ilçesinde 1,2 derece; ortada Sivas il merkezinde -3,6 derece; daha güneyde Kangal ilçesinde -5,4 derece) Yaz sıcaklıkları ise her yerde 18-20 derece civarındadır. Yapılan gözlem ortalamalarına göre (son 50 yıl içinde gözlenen) en soğuk ay -34.6 derece ile Ocak ayıdır. En sıcak ay 38.3 derece ile Temmuz ayıdır, aylık yağış ortalaması en yüksek ay Mayıs, en düşük ay Ağustostur. 1992 yılında gözlenen en yüksek nem oranı %80.0 ile Aralık ayı; en düşük ay %55.2 ile Ağustos ayıdır. Aynı yılda en yüksek basınç 874.1 mb olarak Ocak ayı, en düşük ay ise 868 mb olarak Şubat ayıdır. Kışlar çok soğuk geçse de ilin Kuzey bölümünde, "Koyulhisar ve Suşehri ilçelerinde" karasal iklimden tipik Karadeniz iklimine geçiş görülür. Bu bölgelerde, iç kesimlere göre havalar ılık geçer. En çok yağışlar ilkbaharda düşer. Yıllık yağış tutarı il merkezinde ortalama 411mm. Dağlar arasında kalan çukur bölgelerde bu oran daha da düşer (örneğin Gürün: 327 mm.). Bu iklim koşulları nedeni le ilin çukur alanları, ağaç topluluklarının ancak akarsular boyunca görüldüğü bozkırla kaplıdır. Ormanlara özellikle Kuzeydeki daha yağışlı dağların yüksek kesimlerinde rastlanır. Başlıca orman ağaçları soğuk iklime uygun sarıçam ve meşe topluluklarıdır.
Sivas ili Anadolu yarımadasının ortasında, İç Anadolu Bölgesinin Yukarı Kızılırmak bölümünde yer alır. İl topraklarının büyük bölümü Yukarı Kızılırmak, bir bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarında yer alır. 35° - 50° ve 38° -14' doğu boylamları ile 38° - 32' ve 40° -16' kuzey enlemleri içerisinde kalan il, 28.488 km2‘ilk yüzölçümüyle, Türkiye'nin toprak bakımından ikinci büyük ilidir. İl topraklarının Kızılırmak havzasına giren bölümünde Karadeniz iklimi, Fırat Havzasına giren bölümde ise, Doğu Anadolu iklimi egemendir. İl alanı kuzeyden Kelkit Vadisi, Doğudan Köse Dağlarının uzantıları Kuruçay Vadisi ile Yama Dağı,Güneyden Kulmaç Dağları, tahtalı Dağlarının uzantıları ve Hezanlı Dağı, Batıdan Karababa, Akdağı ve İncebel dağları gibi doğal sınırlarla çevrilidir.
İdari açıdan ise, Kuzeyden Giresun, Ordu ve Tokat, Doğudan Erzincan, Güneyden Malatya, Kahramanmaraş ve Kayseri, Batıdan ise Yozgat ile komşudur. İç Anadolu’nun yüksek platoları üzerinde başlayan ve doğuya yükselen il alanı, Kuzeydoğu ve Güneydoğuda dağlık ve sarp bir kesimle son bulmaktadır.
GÖLLER
Tödürge Gölü : Sivas-Erzurum karayolunun 50.km’sindedir. Cencin Ovasının doğusunda yer alır, gölün yüzeyi 5 km2'yi bulur. Ortalama derinliği 20 metredir. En derin yerinin 45 metreyi bulduğu söylenmektedir. Gerek dipten kaynaklanan su gerekse yöredeki kaynaklardan oluşan sular gölü beslemektedir. Açılan bir kanalla gölün fazla suyu Kızılırmak'a akıtılmaya çalışılmaktadır. Gölde çok çeşitli ve bol miktarda balık bulunmaktadır. Gölün doğusunda iki tane adacık dikkati çekmektedir. Buralar Turnaların uğrak yerleridir. Ömürlerinin büyük bir kısmını burada geçirirler. Gölün kenarında bir gazino bulunmaktadır. Gölde kayık gezintileri yapılabilmektedir. Aynı zamanda burası bölgenin en iyi mesire yerlerinden birisidir. Cumhuriyet Üniversitesinin dinlenme tesisleri de bu gölün çevresinde bulunmaktadır.
Hafik Gölü : Sivas'a 39 km. uzaklıktadır. Bu göle Hafik Büyük Gölü demek daha doğru olacaktır. Çünkü birkaç göl, Hafik yöresine serpilmiştir. Büyük Göl Hafik ilçe merkezinin kuzeybatısında yer alır. Hafik ilçesine iki kilometre uzaklıkta bulunan gölün yüzeyi bir kilometrekareyi geçmektedir. Göl dipten kaynaklanan sularla beslenmektedir. Ortalama derinliği 6 metreye yaklaşmaktadır. Gölün ortasında bulunan ada, göle bitmez tükenmez güzellik vermektedir. Gölün fazla suları Kızılırmak'a akmaktadır. Balığı bol ve çeşitlidir. Yörenin en güzel mesire yerlerinden olan Hafik gölünde kayık gezintisi yapılabilmektedir.
Lota Gölleri : Hafik'in 3 km. doğusunda Sivas-Erzurum yolunun kuzeyinde bulunan bu göller üç ayrı gölden meydana gelmiştir. İlkbahar sularının bol olduğu zamanlarda bu göller birleşir. Göller oldukça derindir. Bu göllerde bol miktarda balık tutulmaktadır. 200 kg ağırlığında balıkların yakalandığı da olmuştur. Dipten kaynayan sularla beslenir.
Gürün Gökpınar Gölü : Dupduru suların hakim olduğu bu göl, doğal güzelliği ve alabalığı ile ün yapmıştır. Dipten kaynayan suların beslediği bu gölün derinliği 15 metreyi bulmaktadır. suyu duru olduğu için gölün dibi rahatlıkla görülür. Gürün ilçesine 10 km. uzaklıktadır. Gölün fazla suları Tohma çayına karışmaktadır. Alabalığı bol olan gölde kayık gezintileri yapılabilmektedir. Göl kenarında motel ve gazino vardır. Çevresinin en iyi mesire yerlerinden biridir.
Bunların dışında daha birçok göl vardır. Çoğu mevsimliktir ve kapladıkları alan ve derinlikleri bakımından pek önemli sayılmaz. Bunlardan merkeze bağlı Bostankaya, Suşehri yakınların da Gölova, Gürün Yazyurdu yakınında Aygur Gölü, Merkezin Kazpınar Köyünde Acıgöl....vb.
AKARSULARI
Sivas, akarsu bakımından oldukça zengindir. Ancak, bu akarsulardan vadilerin, dar ve derin olması nedeniyle yeteri kadar yararlanılamaz.
Kızılırmak Türkiyenin en büyük nehrlerinden biri olan Kızılırmak, Kızıldağ tepesinin güney yamaçlarından birkaç kol halinde çıkar. İmranlı yakınlarına kadar ayrı akan kollar İmranlı önlerinde birleşerek Kızılırmak adını alır. Zara'ya giriş Kösedağı eteklerinden gelen Habeş (Arap) çayını alır. Zara ovasının güneyinde Acısuyu aldıktan sonra Hafik yönünde akışını sürdürür. Hafik önlerinde Kuruçay ve AcıIrmak'ı aldıktan sonra yavaş yavaş Sivas önlerine gelir. Sivas'ta Tecer Çayı, Mundar Irmak, Mısmılırmak ve biraz daha batıda Yıldız ırmağını alır. Yıldızeli topraklarından geçerken kalın suyuyla birleşir. Şarkışla'da Kaldırak Çayı, Acısu, Gemerek’te Sınır Çayı, Kasımbeyli Deresini kaynağını Sızır kasabasından alan Göksu Çayını aldıktan sonra Deveboynu yöresinde Sivas topraklarına veda eder.
Anadolu'nun ortasında büyük bir kavis çizerek Karadeniz'e dökülen Kızılırmak'ın suyu Zara'ya gelinceye kadar tatlıdır. Suyunun tuzlanması Zara'dan sonra başlar. Anadolu'da Türk hakimiyetinden önce, Kızılırmak’a "HALYS" veya tuzlu deniliyordu. Bu isim batı kaynaklarından zamanımıza kadar gelmiştir. Bizans eserlerinden nehrin adı "HALYS" veya Alis "ALYS" olarak geçmektedir.
Nehrin gerek eski ismi gerekse bugünkü batı kaynaklarındaki Türkçe karşılığı, Kızılırmak'ın havzasının fiziksel ve kimyasal özellikleriyle ilgilidir. Nehrin yayıldığı alanda alçıtaşı ve tuz yatakları bulunan kumlu, kireçli ve ekseriyeti kızıl topraklar geniş yer tutmaktadır. Nehrin havzasında pek çok tuz yataklarına da rastlanır.
Kelkit Çayı : Gümüşhane topraklarından doğan Kelkît Çayı, Suşehri sınırlarıyla ilimiz topraklarına girdikten sonra dar ve derin bir vadiden akarak Koyulhisar Reşadiye sınırlarıyla ilimiz topraklarını terk eder. Kızıldağ'dan çıkan Akşar ve Gemin dereleri önemli kollarındandır. Karaçam yörelerinden gelen derelerle de büyük ölçüde beslenir. Daracık vadisi kış aylarında kar tutmadığından ulaşım oldukça uygundur. Erzincan-Tokat karayolunda bu vadiyi takip etmektedir. Sivas topraklarında pek yararlanılamaz.
Tozanlı Çayı : Kösedağı'nın batı yamaçlarından kaynaklanan Tozanlı Çayı, birkaç kaynağın birleşmesiyle meydana gelir. Yatağı oldukça meyillidir, yatağına ayak uydurarak büyük bir hızla akar. Şerefiye’yi geçtikten sonra ormanlık yamaçların oluşturduğu derin bir vadide büyük bir hızla akışını sürdürürken küçük büyük birçok dereyi de beraberine alarak Doğanşar önlerinde yoluna devam eder. Bu arada Asmalı ve Tekeli dağlarından akan derelerde Tozanlı çayına ulaşır.
Almus barajı bu çay üzerinde kurulmuştur. Tozanlı çayından Sivas topraklarında yeteri kadar yararlanılamaz. Ancak, Türkiye'nin sayılı barajlarından Almus barajı bu çay üzerinde kurulmuştur. Samsun yakınlarında kurulan Karakaya Barajı da yine Tozanlı Çayı ile Kelkit Çayının meydana getirdiği Yeşilırmak üzerinde kurulmuştur.
Çaltı Çayı : Sivas’ın güney sıradağlarını oluşturan dağlardan kaynaklanan Çaltı Çayı, Yılanlı Dağlarından çıkan Güneş Çayı ile Tecer, Gürleyük ve Karabel yörelerinden kaynaklanan Sincan Çayının, Divriği yakınlarında Cürek boğazında bileşmesiyle meydana gelir ve burada Çaltı adını alır. Keban barajına kaynaklık eder. Divriği önlerinde akışını sürdüren Çaltı Çayı Sivas-Erzincan demiryolunu takip eder. Keban barajının ilimiz sınırlarında kalan yerde baraj sularına katılır. Çaltı Çayı, irili ufaklı birçok dere ile beslenir. Fakat yatağı dar ve derin olduğundan yeteri kadar yararlanılamaz. Uzunluğu 180 km'yi bulmaktadır.
Tohma Çayı : Fırat nehrinin önemli kollarından Tohma Çayı, her ikisi de Tohma adını taşıyan iki büyük kolun birleşmesiyle meydana gelir. Bunlardan Kangal Tohması, Şarkışla sınırları içinde bulunan karatonus dağlarından doğar. Kangal topraklarından geçerken Havuz yazısından geçen Havuzlu suyunu da alır. Bu suya Çamurlu da denir. Gürün Tohması tahtalı dağlarının eteklerinden doğar. Gürün ilçe merkezi önlerinden geçerken Gökpınar ve Sazcağız derelerini de alarak yoluna devam eder. Malatya sınırları içinde Kangal Tohması ile birleşerek Fırat nehrine dökülmek üzere yoluna devam eder.
DAĞLAR
Genel olarak dağlık ve yüksek bir plato üzerinde kurulan Sivas İlinin ortalama yüksekliği 1000 metrenin üzerindedir. Dağlar, bu dağlar arasında vadiler, çukurlardan oluşan ovalar ve dağların aşınması ile oluşan yüksek platolar ilin başlıca yüzey şekillerini oluştururlar. Ülkenin doğal yapısı itibariyle doğuya doğru gidildikçe yükselir. İlin batısında yer alan Gemerek, Şarkışla ve Yıldızeli ile orta kesimlerindeki Merkez ve Kangal ilçeleri aşınma ile düşmüş dağlar ve geniş platolarla kaplıdır.
İlin doğusu, güneydoğusu ve kuzeyinde yer alan Hafik, Zara, İmranlı, Koyulhisar, Suşehri, Gürün ve Divriği’de sarpça dik sıradağlarla derin sarp ve uzun vadiler yer almaktadır. Kızılırmak kıyı düzlükleriyle, Polanga düzlüğü dışında bölgede önemli bir düzlük bulunmaz.
Kuzey Anadolu sistemine bağlı dağlar, Kelkit Vadisiyle, Kızılırmak Vadisi arasını doldurarak Batı-Doğu doğrultusunda uzanır. Tüm Güney Anadolu'yu batıdan doğuya geçen Toroslarla bağlı dağlar ise Şarkışla'dan başlayıp ilin ortalarına doğru sokulur. Kuzey Anadolu sıradağlarının güneye açılan en önemli kollarından birini Köse Dağları oluşturur. Bu dağ silsilesi yükseklik uzunluk ve kapladığı alan açısından, ,Sivas ilinin en önemli dağlarından olup, bu sıra Yıldızeli'ndeki Yıldız Dağıyla (2537) başlar. Doğuya doğru asmalı dağı (2406) Kızılırmak Yayı ve Yeşilırmak Yayı dağları da denir. Bu dağların büyük bir bölümü Karadeniz bölgesinde kalmaktadır.
Gemerek ile Şarkışla ilçeleri arasından başlayarak, Kuzeye doğru genişçe bir yay çizen ve Toros Dağlarının kuzeye açılan kolu olan Tecer Dağlarıdır. merkez ilçe ile Kangal arasında Kılmaç Dağları adını alır. Bu dağ silsilesinde Karacatepe (2079), Kesistepe (2230), Gürlevikdağı (2688), Beydağı (2802) m. yükseklikte olup bu dağlar seyrek karaçam, kızılçam, ardıç ve meşeden oluşan ağaç kümeleri dışında tümüyle çıplaktır.
Bu dağ silsilelerinden başka Akdağları, İncebel Dağları ve Yama Dağlarının yanısıra yer yer yükselen çok sayıda dağ ve tepe vardır. Bunlardan Tahtalı Dağları (2719) Hezanlı Dağlarıdır (2283).
Sivas ili Anadolu yarımadasının ortasında, İç Anadolu Bölgesinin Yukarı Kızılırmak bölümünde yer alır. İl topraklarının büyük bölümü Yukarı Kızılırmak, bir bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarında yer alırak kuzeyde Karadeniz Doğuda Doğu Anadolu bölgesine karışır. 35° - 50° ve 38° -14' doğu boylamları ile 38° - 32' ve 40° -16' kuzey enlemleri içerisinde kalan il, 28.488 km2‘ilk yüzölçümüyle, Türkiye'nin toprak bakımından ikinci büyük ilidir. İl topraklarının Kızılırmak havzasına giren bölümünde Karadeniz iklimi, Fırat Havzasına giren bölümde ise, Doğu Anadolu iklimi egemendir.
Şehir merkezi Kızılırmak nehrinin 3 km kuzeyinde gerideki platolara doğru hafif bir eğimle yükselen bir alanda kurulmuştur. Şehrin ana çekirdeği Kızılırmak’a katılan Tavra suyunun iki yakasında, Atatürk ve Kepenek caddesinin ve meydanın çevresinde kurulmuştur. Tarihi yapılar bu bölümde yer alır. Cumhuriyetle beraber bu çekirdek genelde her yöne doğru genişlemiştir.
İl alanı kuzeyde tektonik bir hattı izleyen Kelkit Vadisinin güneyinde Kızıldağ (3025 m) Doğudan Köse Dağları (doğu kısmı 2812m) Güneyde Tekeli dağı (2649 m) Yıldız dağı (2552 m) gibi engebeler uzanır. İlin Güney kesiminde ise güney batı, kuzey doğu doğrultusunda Tecer dağları (Bey dağı2802 m, çengelli dağ 2596 m, ve onun güneyinde Behramçalı (2313 m) ve Yama dağı 2735 m) birbirine koşut iki sıra dağ halinde uzanırlar. Bu iki sıra daha alçak Uzun yayla ile birbirinden ayrılır. Batıdan Karababa, Akdağı ve İncebel dağları gibi doğal sınırlarla çevrili il merkezin yer aldığı bölüm ise çukur, jips. Ve tuzla kaplı kıvrımlardan oluşur. Kelkit vadisi alanında kalan kısımlar birinci derece deprem bölgesidir. Sivas merkez ikinci derece deprem kuşağında yer almaktadır.
GENEL İKLİM YAPISI
Sivas'ın karasal bir iklimi vardır. Yıllık sıcaklık farkları çok, kışları soğuk ve karlı, yağış bakımından oldukça fakirdir bir kara ikliminin etkisindedir. Kışlar ilin iç kesimine gidildikçe dah da soğuk geçer. (Ocak ayı ortalaması kuzeyde Suşehri ilçesinde 1,2 derece; ortada Sivas il merkezinde -3,6 derece; daha güneyde Kangal ilçesinde -5,4 derece) Yaz sıcaklıkları ise her yerde 18-20 derece civarındadır. Yapılan gözlem ortalamalarına göre (son 50 yıl içinde gözlenen) en soğuk ay -34.6 derece ile Ocak ayıdır. En sıcak ay 38.3 derece ile Temmuz ayıdır, aylık yağış ortalaması en yüksek ay Mayıs, en düşük ay Ağustostur. 1992 yılında gözlenen en yüksek nem oranı %80.0 ile Aralık ayı; en düşük ay %55.2 ile Ağustos ayıdır. Aynı yılda en yüksek basınç 874.1 mb olarak Ocak ayı, en düşük ay ise 868 mb olarak Şubat ayıdır. Kışlar çok soğuk geçse de ilin Kuzey bölümünde, "Koyulhisar ve Suşehri ilçelerinde" karasal iklimden tipik Karadeniz iklimine geçiş görülür. Bu bölgelerde, iç kesimlere göre havalar ılık geçer. En çok yağışlar ilkbaharda düşer. Yıllık yağış tutarı il merkezinde ortalama 411mm. Dağlar arasında kalan çukur bölgelerde bu oran daha da düşer (örneğin Gürün: 327 mm.). Bu iklim koşulları nedeni le ilin çukur alanları, ağaç topluluklarının ancak akarsular boyunca görüldüğü bozkırla kaplıdır. Ormanlara özellikle Kuzeydeki daha yağışlı dağların yüksek kesimlerinde rastlanır. Başlıca orman ağaçları soğuk iklime uygun sarıçam ve meşe topluluklarıdır.
Sivas ili Anadolu yarımadasının ortasında, İç Anadolu Bölgesinin Yukarı Kızılırmak bölümünde yer alır. İl topraklarının büyük bölümü Yukarı Kızılırmak, bir bölümü de Yeşilırmak ve Fırat havzalarında yer alır. 35° - 50° ve 38° -14' doğu boylamları ile 38° - 32' ve 40° -16' kuzey enlemleri içerisinde kalan il, 28.488 km2‘ilk yüzölçümüyle, Türkiye'nin toprak bakımından ikinci büyük ilidir. İl topraklarının Kızılırmak havzasına giren bölümünde Karadeniz iklimi, Fırat Havzasına giren bölümde ise, Doğu Anadolu iklimi egemendir. İl alanı kuzeyden Kelkit Vadisi, Doğudan Köse Dağlarının uzantıları Kuruçay Vadisi ile Yama Dağı,Güneyden Kulmaç Dağları, tahtalı Dağlarının uzantıları ve Hezanlı Dağı, Batıdan Karababa, Akdağı ve İncebel dağları gibi doğal sınırlarla çevrilidir.
İdari açıdan ise, Kuzeyden Giresun, Ordu ve Tokat, Doğudan Erzincan, Güneyden Malatya, Kahramanmaraş ve Kayseri, Batıdan ise Yozgat ile komşudur. İç Anadolu’nun yüksek platoları üzerinde başlayan ve doğuya yükselen il alanı, Kuzeydoğu ve Güneydoğuda dağlık ve sarp bir kesimle son bulmaktadır.
GÖLLER
Tödürge Gölü : Sivas-Erzurum karayolunun 50.km’sindedir. Cencin Ovasının doğusunda yer alır, gölün yüzeyi 5 km2'yi bulur. Ortalama derinliği 20 metredir. En derin yerinin 45 metreyi bulduğu söylenmektedir. Gerek dipten kaynaklanan su gerekse yöredeki kaynaklardan oluşan sular gölü beslemektedir. Açılan bir kanalla gölün fazla suyu Kızılırmak'a akıtılmaya çalışılmaktadır. Gölde çok çeşitli ve bol miktarda balık bulunmaktadır. Gölün doğusunda iki tane adacık dikkati çekmektedir. Buralar Turnaların uğrak yerleridir. Ömürlerinin büyük bir kısmını burada geçirirler. Gölün kenarında bir gazino bulunmaktadır. Gölde kayık gezintileri yapılabilmektedir. Aynı zamanda burası bölgenin en iyi mesire yerlerinden birisidir. Cumhuriyet Üniversitesinin dinlenme tesisleri de bu gölün çevresinde bulunmaktadır.
Hafik Gölü : Sivas'a 39 km. uzaklıktadır. Bu göle Hafik Büyük Gölü demek daha doğru olacaktır. Çünkü birkaç göl, Hafik yöresine serpilmiştir. Büyük Göl Hafik ilçe merkezinin kuzeybatısında yer alır. Hafik ilçesine iki kilometre uzaklıkta bulunan gölün yüzeyi bir kilometrekareyi geçmektedir. Göl dipten kaynaklanan sularla beslenmektedir. Ortalama derinliği 6 metreye yaklaşmaktadır. Gölün ortasında bulunan ada, göle bitmez tükenmez güzellik vermektedir. Gölün fazla suları Kızılırmak'a akmaktadır. Balığı bol ve çeşitlidir. Yörenin en güzel mesire yerlerinden olan Hafik gölünde kayık gezintisi yapılabilmektedir.
Lota Gölleri : Hafik'in 3 km. doğusunda Sivas-Erzurum yolunun kuzeyinde bulunan bu göller üç ayrı gölden meydana gelmiştir. İlkbahar sularının bol olduğu zamanlarda bu göller birleşir. Göller oldukça derindir. Bu göllerde bol miktarda balık tutulmaktadır. 200 kg ağırlığında balıkların yakalandığı da olmuştur. Dipten kaynayan sularla beslenir.
Gürün Gökpınar Gölü : Dupduru suların hakim olduğu bu göl, doğal güzelliği ve alabalığı ile ün yapmıştır. Dipten kaynayan suların beslediği bu gölün derinliği 15 metreyi bulmaktadır. suyu duru olduğu için gölün dibi rahatlıkla görülür. Gürün ilçesine 10 km. uzaklıktadır. Gölün fazla suları Tohma çayına karışmaktadır. Alabalığı bol olan gölde kayık gezintileri yapılabilmektedir. Göl kenarında motel ve gazino vardır. Çevresinin en iyi mesire yerlerinden biridir.
Bunların dışında daha birçok göl vardır. Çoğu mevsimliktir ve kapladıkları alan ve derinlikleri bakımından pek önemli sayılmaz. Bunlardan merkeze bağlı Bostankaya, Suşehri yakınların da Gölova, Gürün Yazyurdu yakınında Aygur Gölü, Merkezin Kazpınar Köyünde Acıgöl....vb.
AKARSULARI
Sivas, akarsu bakımından oldukça zengindir. Ancak, bu akarsulardan vadilerin, dar ve derin olması nedeniyle yeteri kadar yararlanılamaz.
Kızılırmak Türkiyenin en büyük nehrlerinden biri olan Kızılırmak, Kızıldağ tepesinin güney yamaçlarından birkaç kol halinde çıkar. İmranlı yakınlarına kadar ayrı akan kollar İmranlı önlerinde birleşerek Kızılırmak adını alır. Zara'ya giriş Kösedağı eteklerinden gelen Habeş (Arap) çayını alır. Zara ovasının güneyinde Acısuyu aldıktan sonra Hafik yönünde akışını sürdürür. Hafik önlerinde Kuruçay ve AcıIrmak'ı aldıktan sonra yavaş yavaş Sivas önlerine gelir. Sivas'ta Tecer Çayı, Mundar Irmak, Mısmılırmak ve biraz daha batıda Yıldız ırmağını alır. Yıldızeli topraklarından geçerken kalın suyuyla birleşir. Şarkışla'da Kaldırak Çayı, Acısu, Gemerek’te Sınır Çayı, Kasımbeyli Deresini kaynağını Sızır kasabasından alan Göksu Çayını aldıktan sonra Deveboynu yöresinde Sivas topraklarına veda eder.
Anadolu'nun ortasında büyük bir kavis çizerek Karadeniz'e dökülen Kızılırmak'ın suyu Zara'ya gelinceye kadar tatlıdır. Suyunun tuzlanması Zara'dan sonra başlar. Anadolu'da Türk hakimiyetinden önce, Kızılırmak’a "HALYS" veya tuzlu deniliyordu. Bu isim batı kaynaklarından zamanımıza kadar gelmiştir. Bizans eserlerinden nehrin adı "HALYS" veya Alis "ALYS" olarak geçmektedir.
Nehrin gerek eski ismi gerekse bugünkü batı kaynaklarındaki Türkçe karşılığı, Kızılırmak'ın havzasının fiziksel ve kimyasal özellikleriyle ilgilidir. Nehrin yayıldığı alanda alçıtaşı ve tuz yatakları bulunan kumlu, kireçli ve ekseriyeti kızıl topraklar geniş yer tutmaktadır. Nehrin havzasında pek çok tuz yataklarına da rastlanır.
Kelkit Çayı : Gümüşhane topraklarından doğan Kelkît Çayı, Suşehri sınırlarıyla ilimiz topraklarına girdikten sonra dar ve derin bir vadiden akarak Koyulhisar Reşadiye sınırlarıyla ilimiz topraklarını terk eder. Kızıldağ'dan çıkan Akşar ve Gemin dereleri önemli kollarındandır. Karaçam yörelerinden gelen derelerle de büyük ölçüde beslenir. Daracık vadisi kış aylarında kar tutmadığından ulaşım oldukça uygundur. Erzincan-Tokat karayolunda bu vadiyi takip etmektedir. Sivas topraklarında pek yararlanılamaz.
Tozanlı Çayı : Kösedağı'nın batı yamaçlarından kaynaklanan Tozanlı Çayı, birkaç kaynağın birleşmesiyle meydana gelir. Yatağı oldukça meyillidir, yatağına ayak uydurarak büyük bir hızla akar. Şerefiye’yi geçtikten sonra ormanlık yamaçların oluşturduğu derin bir vadide büyük bir hızla akışını sürdürürken küçük büyük birçok dereyi de beraberine alarak Doğanşar önlerinde yoluna devam eder. Bu arada Asmalı ve Tekeli dağlarından akan derelerde Tozanlı çayına ulaşır.
Almus barajı bu çay üzerinde kurulmuştur. Tozanlı çayından Sivas topraklarında yeteri kadar yararlanılamaz. Ancak, Türkiye'nin sayılı barajlarından Almus barajı bu çay üzerinde kurulmuştur. Samsun yakınlarında kurulan Karakaya Barajı da yine Tozanlı Çayı ile Kelkit Çayının meydana getirdiği Yeşilırmak üzerinde kurulmuştur.
Çaltı Çayı : Sivas’ın güney sıradağlarını oluşturan dağlardan kaynaklanan Çaltı Çayı, Yılanlı Dağlarından çıkan Güneş Çayı ile Tecer, Gürleyük ve Karabel yörelerinden kaynaklanan Sincan Çayının, Divriği yakınlarında Cürek boğazında bileşmesiyle meydana gelir ve burada Çaltı adını alır. Keban barajına kaynaklık eder. Divriği önlerinde akışını sürdüren Çaltı Çayı Sivas-Erzincan demiryolunu takip eder. Keban barajının ilimiz sınırlarında kalan yerde baraj sularına katılır. Çaltı Çayı, irili ufaklı birçok dere ile beslenir. Fakat yatağı dar ve derin olduğundan yeteri kadar yararlanılamaz. Uzunluğu 180 km'yi bulmaktadır.
Tohma Çayı : Fırat nehrinin önemli kollarından Tohma Çayı, her ikisi de Tohma adını taşıyan iki büyük kolun birleşmesiyle meydana gelir. Bunlardan Kangal Tohması, Şarkışla sınırları içinde bulunan karatonus dağlarından doğar. Kangal topraklarından geçerken Havuz yazısından geçen Havuzlu suyunu da alır. Bu suya Çamurlu da denir. Gürün Tohması tahtalı dağlarının eteklerinden doğar. Gürün ilçe merkezi önlerinden geçerken Gökpınar ve Sazcağız derelerini de alarak yoluna devam eder. Malatya sınırları içinde Kangal Tohması ile birleşerek Fırat nehrine dökülmek üzere yoluna devam eder.
DAĞLAR
Genel olarak dağlık ve yüksek bir plato üzerinde kurulan Sivas İlinin ortalama yüksekliği 1000 metrenin üzerindedir. Dağlar, bu dağlar arasında vadiler, çukurlardan oluşan ovalar ve dağların aşınması ile oluşan yüksek platolar ilin başlıca yüzey şekillerini oluştururlar. Ülkenin doğal yapısı itibariyle doğuya doğru gidildikçe yükselir. İlin batısında yer alan Gemerek, Şarkışla ve Yıldızeli ile orta kesimlerindeki Merkez ve Kangal ilçeleri aşınma ile düşmüş dağlar ve geniş platolarla kaplıdır.
İlin doğusu, güneydoğusu ve kuzeyinde yer alan Hafik, Zara, İmranlı, Koyulhisar, Suşehri, Gürün ve Divriği’de sarpça dik sıradağlarla derin sarp ve uzun vadiler yer almaktadır. Kızılırmak kıyı düzlükleriyle, Polanga düzlüğü dışında bölgede önemli bir düzlük bulunmaz.
Kuzey Anadolu sistemine bağlı dağlar, Kelkit Vadisiyle, Kızılırmak Vadisi arasını doldurarak Batı-Doğu doğrultusunda uzanır. Tüm Güney Anadolu'yu batıdan doğuya geçen Toroslarla bağlı dağlar ise Şarkışla'dan başlayıp ilin ortalarına doğru sokulur. Kuzey Anadolu sıradağlarının güneye açılan en önemli kollarından birini Köse Dağları oluşturur. Bu dağ silsilesi yükseklik uzunluk ve kapladığı alan açısından, ,Sivas ilinin en önemli dağlarından olup, bu sıra Yıldızeli'ndeki Yıldız Dağıyla (2537) başlar. Doğuya doğru asmalı dağı (2406) Kızılırmak Yayı ve Yeşilırmak Yayı dağları da denir. Bu dağların büyük bir bölümü Karadeniz bölgesinde kalmaktadır.
Gemerek ile Şarkışla ilçeleri arasından başlayarak, Kuzeye doğru genişçe bir yay çizen ve Toros Dağlarının kuzeye açılan kolu olan Tecer Dağlarıdır. merkez ilçe ile Kangal arasında Kılmaç Dağları adını alır. Bu dağ silsilesinde Karacatepe (2079), Kesistepe (2230), Gürlevikdağı (2688), Beydağı (2802) m. yükseklikte olup bu dağlar seyrek karaçam, kızılçam, ardıç ve meşeden oluşan ağaç kümeleri dışında tümüyle çıplaktır.
Bu dağ silsilelerinden başka Akdağları, İncebel Dağları ve Yama Dağlarının yanısıra yer yer yükselen çok sayıda dağ ve tepe vardır. Bunlardan Tahtalı Dağları (2719) Hezanlı Dağlarıdır (2283).
Sivas tarihi yerler
Tarihi Yerler
MÜZELER
Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi
1892 yılında Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından yapılmıştır.1981 yılına kadar okul olarak kullanılan bina; onarım ve teşhir tanzimi gerçekleştirilerek, 1990 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. İçinde; Sivas Kongresine ait dokümanlar, Atatürk'e ait özel eşyalar, resimler ve yöreye ait etnografik eserler sergilenmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül -18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli Mücadele Karargahı" olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.
Binanın 12 Rebiulevvel 1310 H. (5 Ekim 1892) tarihinde Sivas Valisi Mazlum Paşazade Mehmet Memduh Bey tarafından mülki idare binası olarak yaptırıldığını belirten dört satırlık kitabe, halen Sivas müzesinde bulunmaktadır.
XIX. Yüzyılın Genç Osmanlı Dönemi sivil mimarlık örneklerinden biri olan yapı, üç katlı ve iç avluludur. Dış cephelerinde taş, iç mekanlarda ise ahşap ana malzemedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına üç buçuk ay süre ile resmi karargah olarak tahsis edilen bina; Sivas Kongresi içtimalarının burada yapılmış olması Anadolu’daki Milli Mücadele hareketinin teşkilatlandırılarak millet iradesinin her türlü baskının, kişi ve zümre idaresinin üstünde olduğunun bütün dünyaya ispatlanması ve Cumhuriyet yönetiminin temellerinin burada atılmış olması ile tarihi bir hüviyet kazanmıştır.
Sivas Kongresine 19 vilayeti temsilen 32 üye katılmıştır, ancak illerden seçilerek kongreye sonradan dahil olan delegeler·nedeniyle bu sayılar değişiklik göstermektedir.
Yapıldığı tarihten itibaren okul binası işlevini sürdüren yapı; İdadi, Sultani, Sivas Lisesi, Kongre Lisesi adları ile anılmıştır,1930 yılındaki bir tadilatla Doğu cephesindeki esas giriş batı cephesine alınmış çatısı sacla kaplanmıştır.
1981 yılına kadar Lise olarak hizmet veren binanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in direktifleri üzerine müze haline getirilmesi yolunda girişimlerde bulunulmuştur.1984 yılında Kültür ve 'Turizm Bakanlığı'na devredilen Kongre Binası; Bakanlığımız Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünce aynı yıl başlatılan müze amaçlı restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmaları sonucunda: bodrum kat depoların, laboratuar ve fotoğrafhanenin yer aldığı mekanlar,zemin kat Etnografya Müzesi,üst kat ise Atatürk ve Kongre Müzesi olarak düzenlenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliyenin bir müddet karargah olarak kullandıkları ve o tarihlerde Sultani olan müsamere salonunda 4-12 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresinin İştimaları yapılmıştır.
Tarihi Kongre Salonu ve Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, Kongrenin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir.
Üst katta ayrıca; kongre öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Atatürk'ün kongre hazırlığı ile ilgili tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon; o zaman ki muharebenin temelini oluşturan telgraf odası; Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon; merkezi Sivas'ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyetine ait bildirileri ve haberleri içeren belgeler ile İrade-i Milliye Gazetesinin basıldığı salonlar mevcuttur.
Sivas Kongresi sırasında ve sonrasında Sivas'ta alınan tüm kararlara ait belgelerin; Cumhurbaşkanlığı Köşkü-Atatürk Özel Arşivi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı arşivlerindeki asıllarından alınan örnekleri müzede sergilemektedir.
Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesinde sergilenen tarihi eserler
Atatürk ve Sivas Kongresi ile ilgili tarihi değerler:
Sivas Yörelesi kazılarından elde edilen eserler
TARİHİ CAMİİLER
Ulu Camii : Kendi adı ile anılan mahallededir. Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 593 H.(1196-1197M.)yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 31*54m. iç ölçülerinde ve yaklaşık 1674m2'lik bir alana oturan
Dikdörtgen planlı camiinin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahanlı asıl ibadet alanında toplam 50 yığma ayak bulunmaktadır.
XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli minaresinde 116 basamakla çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesinde kufı yazı şeritleri firuze renkli sırlı tuğladandır. Gövdede kilitli örgü sistemi aralıksız devam eder. Kaide, gövde ve şerefe altı firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Kale Camii : İlimiz Selçuk Parkı içerisindedir. III. Sultan Murat’ın vezirlerinden Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmıştır. Asıl ibadet alanı kare planlı, üzeri yüksek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları kesme taşlarla inşa edilen camiinin kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü minaresi on altıgendir.
Plan tertibi, mimari üslubu, süsleme elemanları ve ince uzun, zarif minaresi ile Sivas'taki Osmanlı camilerinin en güzelidir. Bu camilerimizden başka diğer camilerimiz ise; Meydan Camii(1564), Aliağa Camii(1589), Alibaba Camii(XVI.Yüzyıl) sayabiliriz.
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
Sivas İlinin Büyük İlçelerinden biri olan Divriği; Hitit İmparatorluğundan itibaren iskan görmüş önemli bir yerleşim merkezidir. İlçede bulunan zengin demir madenlerinin Mezopotamya? ya ihraç edilmesi ilçenin zenginliğini artırmıştır. Bu nedenle ilçe tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.
Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini yitirmeyen İlçe; Bizans devrinde Tepbrike olarak yaygın bir hal almış ve Türklerce Divrik adıyla anılmıştır.
Mengücekoğullarından Ahmet Şah ile Melike Turan tarafından M. 1228 tarihinde yaptırılmıştır.
Yapılara ait H. 641 M. 1243 tarihli vakfiye bulunmaktadır. Camiye bitişik olarak inşa edilen darüşşifanın meydana getirdiği dikdörtgen planlı yapı bloğu, Divriği Kalesi?nin bulunduğu kayalık tepenini güney batı yamacında doldurularak tesviye edilmiş eğimli bir arazide bulunmaktadır.
Divriği Ulu Camii ile Darüşşifası birbirine bitişik iki ayrı işlevli yapıdan meydana gelmiştir. Bu eşsiz anıt Anadolu Türk tarihinin en önemli yapısıdır. Görkemli anıtın yeri siluet olarak çevresine uyumu da düşünülerek seçilmiştir. Mimari etkileri ouşturan komposizyon, cephe güzelliği, malzeme seçimi, plastik anıtsal etki, ışık ve gölge yönünden de üstünlük taşır.
Albert Gabriel " Anadolu Türk Anıtlarının en dikkate değer olanı Divriği Ulu Camidir" demektedir. Voin Berchem " İslam sanatının en hayret ve hayranlık uyandırıcı eserlerinden biri Divriği Ulu Camii''dir " demektedir.
UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen ve Avrupalı Bilim Adamlarınca Anadolunun El Hamrası olarak kabul edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'nın onarımına yönelik çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İle Sivas Valiliği tarafından yapılan protokol gereği yürütülmektedir
ULUCAMİ VE AHŞAP MİNBERİ
Divriği Ulucami ve Darüşşifası Divriği Kalesi’nin güneyinde, Iğımbat tepesinin batı eteğinde yükselmektedir. Divriği Ulucami, Kale Camiini yaptıran Mengücek beyi Şahinşah’ın torunu ve Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah tarafından 1223 yılında yaptırılmaya başlandı. Anıtın baş mimarı Ahlatlı Hürremşah’tır. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara aittir ve 1240 tarihini taşımaktadır. Ulucami’nin orijinal vakfiyesinin tarihi ise 1243 olup, anıtın yapımı oldukça uzun sürmüştü.
UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içinde olan Divriği Ulucami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeri ile ayrıca, 13.yy.da kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştü. Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklar içinde Divriği Ulucami ve Darüşşifası eser olarak (diğerleri SİT alanıdır) tektir.
MEDRESELER
Şifaiye Medresesi
Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından 1217 M. yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde olup üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan İzzettin Kevkavus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'a yaptırdığı Şifaiye'deki türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir. I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram Şah'ın kızı Selçuk Hatundur.
Binada taş ve tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı alınlığının sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç kapı da; pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise; bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi, gerek pencereler, gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.
Darüşşifa'nın güney eyvanı I. İzzettin Keykavus'a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.
1220 yılında vefat eden I. İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. Üstteki büyük çini kabartma kitabede; "Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın mülkün bana fayda vermedi, saltanatım mahvoldu." Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 Şevvalin dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır.1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir.
Gök Medrese
Batı yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.
Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia edilmektedir. Türklerin on iki hayvanlı takvimlerinde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur.
Türk takviminin hayvanları da şunlardır; Fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır.
Medreseye girişte sağda mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el Kürsi yazılıdır. Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de çini tezyinatlıdır.
Girişin solundaki kare planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. İç duvarları sıvanmıştır. Üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır. Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir.
Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.
Çifte Minareli Medrese
Taç kapı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyılın yarısından sonra Anadolu Selçuklu tarihinde imar faaliyetleri ve dönemin kültür hayatı ile önemli bir devresi olarak görülür. Bu yüzyılın içerisinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu da en önemli yapıtlarını meydana getirmişlerdir.
Bugün doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-çini örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı olduğu öğrenilmektedir.
Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.
Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Taşın yanısıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir. Taç kapının solunda, üç dilimli küçük bir niş içinde bugün okunmayacak kadar tahrip olmuş bir yazı görülür. Bu yazıda amel-i üstat zorlukla okunabiliyor. Bu yazıdan mimarının adının yazılı olduğu anlaşılıyor. Kesin olmamakla birlikte Konyalı Kaluyan veya keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.
Buruciye Medresesi
1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sarımtırak renkli taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır. Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu anlaşılmaktadır. Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. yıldız, rumi ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.
SİVAS KONAKLARI
Hükümet Konağı: Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılmıştır.
Kongre Binası : Ulu Önder Atatürk'ün 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaptığı tarihi bina 1894 yılında yaptırılmıştır.
Jandarma Binası : Sivas Valisi Reşit Akif Paşa zamanında, 1908 yılında jandarma dairesi olarak yapılmıştır.
Ziyabey Kütüphanesi: Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında kütüphane olarak yapılmıştır.
Bunlardan başka; İnönü Müzesi, Göğüs Hastanesi, Sanat Okulu, Eski Öğretmen Okulu, Yarı Açık Cezaevi, Alibaba Tekkesi gibi örnekler sayılabilir.
Sivas Kalesi : Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlı dönemlerinde tamir edildiği kaynaklarda yazılıdır. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdır. Aşağı kalenin çevresi 7500 m. yüksekliği 25 metredir. Kesme taştan inşa edilen sur duvarları, kuleleri ile Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi şehre giren demir kapıları mevcuttur. Yukarı kale ise; şimdiki Kale Park diye tabir edilen yerdir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından büyük çapta onarılan kalede sur duvarları, iki kapısı, üzerinde bir camii, zahire ambarları, sarnıç ve cephaneliği bulunmakta idi. Her şeyi ile mükemmel olan kaleden bugüne hemen hemen hiç iz kalmamıştır.
İnönü Konağı
Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ NÜN 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas ta yaptığı sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.
1945 yılında Sivas Belediyesince satın alınarak İnönü Müzesi adı altında ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler ve İnönünün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserler sergilenmektedir. Konak (Müze) Sivas Valiliği, İl Özel İdaresince Sivas Belediyesinden 2000 yılı içerisinde satın ve devir alınarak restorasyonu tamamlanmıştır.
Akaylar Konağı
24 Mart 2004 tarihinde Cumhuriyet Üniversitesince 10 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı ndan devralınan tarihi Akaylar Konağı sanat evine dönüştürülerek kullanılmaya başlanmıştır. Konak 1870 li yıllarda iki kat olarak yapılmıştır. Konak Cumhuriyet Üniversitesi nin şehir içerisinde bulunan bir bağlantısı görevini de üstlenmektedir.
Osman AğaKonağı
Orta sofalı tipik Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan konak, haremlik - selamlık kısmından oluşmakta ve iki katlıdır.
19 Mayıs 2003 tarihinde Sivas Valiliğince onarımına başlanan konağın onarımı 15 Aralık 2003 tarihinde tamamlanmış, 09 Şubat 2004 tarihinde Sivas Hizmet Vakfı Genel Merkezi olarak kullanılmak üzere hizmete açılmıştır.
Onarım çalışmalarında Konağın özelliklerini kaybedilmemesine azami itina gösterilmiştir.
Konak haftanın yedi günü ziyarete açıktır.
Susamışlar Konağı
Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile Konağın önündeki çeşme 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Döneminde bilhassa 17. ve 18. asırlarda Konağın müştemilatının daha fazla olduğu bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak, yolcular için misafirhane (Han), ambar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası, fırın ile çeşme, avlu ve bahçesi bulunuyordu. Zamanla fonksiyonunu kaybetmesi ile birlikte bu gün sadece Konak bölümünün kaldığı anlaşılmaktadır.
Konak7anabölümdenoluşmaktadır.
Bu haliyle Belediye tarafından restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulan konak Ali Baba ailesinin son sakinlerinden olan Susamışların ( Mehmet Nuri Susamış ve oğulları) adına izafeten Susamışlar Konağı olarak adlandırılmıştır. Farklı mimarisiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgisini üzerinde toplayan konak haftanın 7 günü ziyarete açıktır.
HANLAR
Taş Han
Behrampaşa Hanı : 1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş malzemeli, iki katlı ve ortası açık avlulu olarak inşa edilen hanın birde ahır kısmı mevcuttur. Güney yönünde dışa taşıntılı, sivri kemerli bir girişi ve bu girişin üzerinde üç dilimli kemere sahip iki penceresi vardır. Pencerelerin sağ ve solunda aslan motifi işlenmiştir. Halk arasında Taş Han olarak da bilinmektedir. Sivas'ta bundan başka, Taşhan, Subaşı Hanı, Çorapcı Hanı gibi önemli bazı hanlarda mevcuttur.
HAMAMLAR
Kurşunlu Hamamı : Sivas'ın en büyük hamamıdır. 1576 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kadın ve erkek olmak üzere bitişik olarak inşa edilmiş bir çifte hamamdır. Klasik Osmanlı hamamlarının tüm belirgin özellikleri bu hamamda görülür. Kesme taşlarla İnşa edilen hamam bir zamanlar tuz deposu ve bir aralık erkek kısmının soyunmalık kısmı cami olarak kullanılmıştır. 1950 yılında esaslı bir şekilde onarılarak kullanılır hale getirilmiştir.
Sivas’ta bulunan başka önemli olarak; Meydan Hamamı, Kale Hamamı kalıntısı, Mehmet Ali Hamamı, Eski Paşa Hamamı, Çay Hamamı (Sütlü Hanım) ve Şirinoğlu Hamamlarını da sayabiliriz.
ÇEŞMELER
İlimizde tarihi çeşme sayısı hayli azalmıştır. Bunlardan mevcut ve önemli olanları; Şeyh Çoban ve Şehit Orhan Tunçgöz Çeşmesidir. Kepenek çeşmesi ve kepenek suyu meşhurdur.
TÜRBELER
Ahi Emir Ahmed Türbesi : Tokmakkapı Mahallesinde Kurşunlu Hamamı karşısındadır. XIV. yüzyılın ilk yarısında Ahi Emir Ahmed için yaptırılmıştır. Kare kaide üzerinde yükselen sekizgen gövdesi ve pramidal külahı ile tamamı kesme taştan inşa edilmiştir. XIV. yüzyılın ilk yansında Sivas'ta esnaf teşkilatı olan Ahiliğin önemli bir yeri olduğunu ispatlamaktadır.
Güdük Minare : Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa bir minareye benzemesinden dolayı halk dilinde "Güdük Minare" adıyla şöhret bulmuştur.1347 yılında vefat eden Ertanoğullarından Şeyh Hasan Beye aittir.
Abdülvahabi Gazi Türbesi : Türbe ve tekkeler içinde özel bir yeri ve önemi bulunan Abdulvahabi Gazi Türbesi Sivas'ta halkın çok önem verdiği ve ziyaret ettiği türbedir. Abdulvahabi Gazi Anadolu'nun fetih devri evliyasındandır. Kötü alışkanlıklarını terk etmek, bela ve uğursuzluktan kurtulmak isteyenlerin dua ettikleri yüz sürdükleri ve şifa buldukları bir türbedir.
Şemseddin Sivasi Türbesi : Atatürk caddesi üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından 1564 yılında yaptırılan Meydan Camiinin kuzeybatı yönünde camii avlusu içerisinde yer almaktadır.
Türbenin duvarları kesme taştan olup, iki bölüm halinde 1600 yılında inşa edilmiştir. Dıştan sekizgen bir kasnağa sahip tek kubbeli birinci kısmında Şemseddin Sivasi'nin, ikinci kısımda ise 20 adet sanduka bulunmaktadır.
Şemseddin Sivasi Tokat'ın Zile ilçesindendir. Kırka yakın eser sahibi alim, fazıl ve arif zat olup, Halvetiye Tarikatına bağlı Şemsiye kolunun kurucusudur.
Sivas il merkezinde diğer türbeler ise; Şeyh Çoban Türbesi (XIV. yüzyıl ortaları), Şeyh Erzurumi Türbesi, Kadı Burhanettin Türbesi, İncili Hanım, Mum Baba, Süt Evliyası, Akbaş Baba gibi önemli Türbeleri sayabiliriz.
KÖPRÜLER
Eğri Köprü : Sivas'ın 3 km. güneydoğusundadır. Sivas-Eski Malatya yolu ve Kızılırmak'ın üzerinde 18 kemerli olan bu köprü ile geçilir. Uzunluğu 179.60m. eni 4.55 m'dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmektedir. Kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Özel İdare tarafından restore edilip trafiğe kapatılmıştır.
Bundan başka önemli olarak Kesik Köprü, Yıldız Köprü ve Boğaz Köprülerini sayabiliriz.
SİVAS ANTİK
Sivas İli, tarihi çağlardan günümüze Anadolu'nun ortasında büyük ve önemli bir şehir olma özelliğini her zaman korumuştur. Sivas İli, Anadolu'da kurulan bir çok devletin önemli kültür merkezlerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda bir çok devlete başkentlik yapmıştır.
Sivas İli, Doğu Anadolu ile Batı Anadolu'yu birbirine bağlayan, Mezopotamya ile Anadolu'yu birleştiren (Sivas-Malatya)tarihi ticaret ve kervan yolu üzerinde bulunması nedeniyle, önemli konuma sahip bir yerleşim yeridir. Bu nedenle, Anadolu'da medeniyet kurmuş bir çok ulusun hakimiyeti altında kalmıştır. Sivas, Anadolu'nun en eski ve önemli şehirlerinden biridir. Sivas ve havalisinde bazı mıntıkalarda tarih öncesi çağlara ait tümülüs, hüyük, mağara duvar sanatına ait resim ve heykeller ve çeşitli insan ve hayvan heykelleri bulunmuştur. Kazı ve araştırmalarda elegeçen buluntular, yörede ilk yerleşimin Neolitik Çağ'a (M.Ö. 8000-5500) uzandığını gösterir.
Sivas'ın ilk kurulduğu Yer Bugün il merkezinin bulunduğu yerin, şehrin ilk kuruluş ve yeri bölgesi olup olmadığı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntulara göre, şehrin ilk yerleşim olarak kayda değer iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birisi, şehr yerleşim yeri, bugünkü şehir merkezinin doğusunda ve 8 km uzaklıktaki Kızıl kavraz köyü bölgesi olduğu söylenmektedir. Diğer bir görüş ise yine Kızılırmak kenarındaki Hanyazı bölgesidir. Kızılırmak'ın su taşkınlıklarından korunmak için halkın bu bölgeyi terkederek, bugünkü kalenin bulunduğu bol yerleştikleri sanılmaktadır. Sivas şehrinin kuruluş yeri ve tarihi bilinmemektedir. Şehrin ilk kuruluş yerinin Sivas'ın 16 km . doğusunda Kızıl Gavras Köyü'nde olduğu şeklindeki bir bilgi 1 doğrulanamamakta, bu kuruluş mevkiinin bugünkü Sivas şehir merkezinde olduğu hususu, daha doğru bir görüş olarak kabul edilmektedir. 2 Bu yöredeki kazılarda bulunan eşyalar, Sivas şehrinin varlığının taş ve bronz çağlarına kadar uzandığım göstermektedir. Yine bu kazılara göre Sivas'ın Hitit hakimiyeti altında bulunduğu anlaşılıyor. Bu sebeple Sivas'ın tarihî gelişiminin Roma devri öncesinde Protohititlere kadar uzandığı söylenebilir. 34 Gerek şehir merkezinde ve gerekse yakın yörelerde, ilçelerde ve bağlı köylerde rastlanan buluntulardan, ilk çağlarda buralarda yerleşim merkezterinin kurulmuş olduğuna dair bir çok kalıntılara rastlanmaktadır.
ÖREN YERLERİ VE SİT ALANLARI
Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Anadolu'da devlet kurdukları bilinen ilk millet Hititlerdir. Hititler, doğudan gelerek Anadolu'ya yerleşmiş olan Ari ırklardan biri idi.
Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 li yıllardan öncedir. Sivas'ın tarihi, Hititler'den önce gelen, fakat bu kavimle aynı olan kimi kaynaklarca Prtotohititler olarak adlandırılan Ön Hititler ile başlamaktadır. Tarihi kayıtlara göre Orta Asya kökenli oldukları ileri sürülen Ön Sümerler (Subarlar) ve Sümerler, Neolitik çağda Fırat'ın yukarı kısımlarına kadar hakim olmuşlardı. Anadolu'ya gelen Proto Hititler île birlikte Hititler'in kurduğu ilk büyük devlet ve medeniyete öncülük etti. Sümer împaratorluğu'nun yıkılışından bir süre sonra Orta Anadolu'da Hitit Devleti teşekküle başladı. Hititler'den daha önceki tarihlerden başlamak üzere Doğu ve Güneydoğu bölgesi, bilinen ilk tarihi itibariyle, güneyden gelen Sami asıllı kütlelerin akınlanna maruz kaldığı gibi, Hititler zamanında da Keldani kavimlerinden oluşan bazı koloniler varlıklarını devam ettirdiler. Ancak bunların varlığı devamlı bir hakimiyet tesisiyle neticelenmedi.
M.Ö. 2. bin başla rına tarihlenebilen bir sap delikli balta, Hitit İmparatorluk çağına tarihlenen dört kol cuklu balta ile M.Ö. 2. bin sonlarına ait Luristan kökenli merasim baltası, Şarkışla definesinde olduğu gibi, yörenin M.Ö. 2. bin madenciliğindeki yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Yörenin Hitit İmparatorluk çağına ait önemli merkezleri bulunduğuna işaret eden, Hitit devle tinde önemli bir mevki olan sâkîliğe yüksel miş bir sahsa aittir. Sivas'ın Kelkit vadisinin geçtiği ku zey yörelerinden getirilmiş olan bir grup mahmuzlu tunç oku cu da M.Ö. 6.-7. yüzyıllarda bu yörenin yüzey Karadeniz step kavimlerine de ev sahipliği yapmış olabileceğini ortaya koymaktadır.
Sivas yöresinin kültürel geçmişine ilişkin araştırmaların sınırlı sayıda olmaları na karşın yörenin Neolitik dönemlerden itibaren iskan edildiği ve bazı dönemlerde si yasi açıdan önem kazandığı anlaşılmakta dır. Coğrafi yapısı gereği Sivas yöresi Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz böl geleri arasında yer alması nedeniyle, üç coğrafyanın geçiş bölgesi konumunda bu lunmaktadır. Doğuda Yukan Fırat havzasına kadar uzanan ve Yukan Kızılırmak havzasını kapsayan Sivas ili, arkeoloji literatü ründe "Doğu Kapadokya" olarak da ad landırılmaktadır. İlin kuzey bölümünden geçen Kelkit vadisi de İç Karadeniz Bölgesine girer.
Hafik ilçesi Sofular Köyünün Kuzey tarafındaki Zölük Mevkiindeki Gavurtepesi olarak bilinen tepenin üzerinde Zölük mevkiindeki yerleşim yeridir.Üzerinde bulunduğu tepenin kuzey ve batı kısımları dik yamaçlı olup yerleşim güney ve güneydoğu ile tepe kısmındadır. Yüzeyden toplanan el yapımı ,perdahlı, astarlı basit ağızlı kaideli özellikteki ve formdaki seramikten yerleşimin Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı'na ait olduğu anlaşılmaktadır..
Gürün ilçesi Göbekören Köyünün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Sarıca Köyünün yaklaşık 5 km . Kuzeybatısında yeralan Külhöyük 9m. Yükseklikte ve büyük ölçekli bir höyüktür. Etrafı tarım arazileri ile çevrilidir. KülHöyük 3000-1000. yıllarında ve Helenistik, Roma ve Bizans devirlerinde iskan görmüştür.
Yukarı Sazcağız (Çamlıca) Köyü Aratma Tepesinde bulunan 22 M . Taban çapında olan tümülüs irili ufaklı taşların yığılması ile meydana getirilmiştir.
Yılanhöyük Köyü içerisinde, köy evlerinin kuzeybatısındadır.Yuvarlak tabanlı olup konik şekilde yaklaşık 15 m . Yükselmektedir. Üst kısmın kuzey tarafından önemli ölçüde toprak alınarak tahribat yapılmıştır. M.Ö:3000-2000 ve Helenistik – Roma dönemlerinde iskan görmüştür.
Taşlı hüyük Köy yerleşiminin doğusunda kayalıklı doğal tepe üzerinde taş höyük (Küçük çaplı bir höyüktür. Yanında bir su kaynağı mevcuttur) M.Ö. 3000 yıllarında ve Orta Çağda iskan yerleridir.
Yazyurdu Bucak merkezinde yer alan evlerin doğusundaki tümülüs, Gürün- Kayseri Karayolunun batısında doğal bir tepe üzerindedir. Bizans döneminde yerleşim görmüştür.
Yenibektaşlı köyünün 2,5 Km .kuzeydoğusunda Kürkçü köyüne giden yolun hemen kenarındadır. Kale, etrafı tarım arazileri ile çevrili doğal bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde kale mimarisine ait temel kalıntıları izlenebilmektedir. Roma ve Orta çağ dönemlerinde iskan görmüştür.
Beypınarı köyünün güneybatısındaki doğal kayalıklı tepe üzerinde kurulmuştur. M.Ö. 2000 li yıllarda ve Orta Çağda iskan görmüştür.
Kervanmağara köyündeki Kaya Mağaraları ve Höyük, Mağara Köyüne giden yolun batısındadır. Köyün 200 M . Kadar güneyinde yoldan itibaren dik olarak yükselen 20- 25 M .Ö. yükseklikteki kayalığın güneydoğu kısmındadır. Kayalar oyularak yapılan yerleşmenin dışında ayrıca höyük yerleşimi de vardır. M.Ö. 3000 ve Roma döneminde iskan görmüştür.
İncesu Höyüğü: Köyünün doğusunda Gürün-Kayseri asfaltına dik olarak uzanan doğal bir tepe üzerindedir.Güneyde alçalan tepe kuzey uçta daha yüksek olup üzeri düzdür. Ortaçağda iskan görmüştür.
Höyüklüyurt Köyünün içerisinde yaklaşık 20 m . Yükseklikte kayalık bir doğal tepe üzerindedir.Küçük çaplıdır.Kuzey kısmı tamamen kayalıktır. Geniş ovaya hakim olan bu kayalığın eteklerinde yerleşim kurulmuştur.Ortaçağda iskan görmüştür.
Davulhöyük yassı bir doğal kayalık üzerinde ve kayalığın kuzey ucunda yer almaktadır. Höyüğün bulunduğu tepenin doğusunda Davulhöyük köyü mevcut olup diğer kesimlerinde tarımsal arazi mera ve hali arazi yeralır. Helenistik ve Roma çağında iskan görmüştür.
Göbekören Köyü kalesi, Köyün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Böğrüdelik köyünde Sivas Gürün asfaltının 200 m batısında köyün 3 Km . güneyinde yeralan höyük, Tahribat yoktur.
Sarissa
İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "SARİSSA" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissanın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400?lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki "HARABE" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın ( Adakkabı - Riton ) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Sarissa şehrinin içme ve kullanma suyunu sağlayan ve Büyük İmparatorluk döneminde { M.Ö. 1500 - 1400 ) yapılmış olan SUPPJTASSU Gölü ( Gölgediği ) şehrin yaklaşık 2 Km güneyindeki Kulmaç Dağları eteğinde yer almakta olup, Hitit Krallarının Başkentleri olan Çorum ilindeki Boğazköyden buraya geldiklerinde yapmış oldukları dini seremonilerde ve Fırtına Tanrısı ile özleşmiş kutsal bir alandır. Hitit yazılı metinlerinde geçen kutsal HUVAŞİ TAŞI da bu alanda yer almaktadır.
Altınyayla ilçesi Başören köyünün doğu yönünde kuşaklı mezrasının kuzeyinde yeralan höyük, Çevresini oluşturan surdan dolayı kuşaklı olarak isimlendirilmiş büyük bir yerleşim yeridir. 1993 yılından itibaren ilmi kazılar devam etmektedir.Kazılar sonucu höyüğün Hitit İmpatorluk döneminde ve 1. binde iskan gördüğü ortaya çıkmıştır.
Altınyayla ilçesi Başören köyünün 2 km . Batısında bölüşük deresinin oluşturduğu derenin kenarında yer alan Külhüyük, Etrafı tarım arazisi ile çevrilidir.Yaklaşık 10x 50 m . .boyutlarında olup geç Kalkolitik , E.T.Ç. ve Geç Tunç çağı ve Helenistik dönemde iskan görmüştür.
Altınyayla ilçesinin Başören köyü Akkuzulu mezrası ve halen arkeolojik kazıların sürdüğü kuşaklı höyüğünün güneyinde, Hitit barajı ve Açıkhava tapınağı yer almaktadır. mezra yaklaşık 1,5 Km . uzaklıktadır. Kuşaklı höyüğünün içme suyunun karşılandığı ve dinsel ayinlerin yapıldığı bir alandır.Güney kısmı kayalık ve dik yamaçlardan oluşan bir düzlükte taşlarla set yapılarak gölet oluşturulmuştur.Göletin batı tarafında Hitit yazılı metinlerinde geçen “Huwaşi Taşı” nın bulunduğu tapınma alanının mimari öğeleri , kuzeyde suyun tahliye edildiği taştan örülen kanallar , doğu ve batı yönde bazı mimari kalıntıların izleri görülür.Kuşaklı Hitit Kral'ının burada bazı dini törenlere katıldığı Hitit Yazılı metinlerinden anlaşılmaktadır.
Gün, sadece bugün değildir. Bugünün dünü vardır; yarını da olacaktır. Zaman denilen mevhum, üç gündür. Dün, bugün ve yarın. Dünün değerleri, bugünün birikimleridir. Gelecek, ancak geçmişin ölçüleri üzerinden şekillendirilebilir. Geçmişin kriterleri geleceğin karizmasını doğuracaktır.
İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "Sarissa" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400'lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki " Harabe" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın (Adakkabı-Riton) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Prof. Dr. Andreas Müller Karpe, Sivas’ın Karpe ilçesine bağlı Başören Köyü Akkuzulu mezrasında M.Ö 1400’lü yıllarda Hititler döneminden kalma Sarissa’da, 1992 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmalarına öncülük ediyor. Arkeolog olan Türk eşi Vuslat Müller Karpe ve 5 öğrencisiyle antik kenti gün ışığına çıkarmaya çalışan Prof. Dr. Karpe, toplam 38 kişilik ekibiyle, yaklaşık 6 hafta sürecek kazı çalışmalarına başladı.
Her yaz döneminde Sarissa’ya gelen Prof. Dr. Karpe, Sarissa’da 1992 yılında yüzey etüdü yaptıklarını, 1993 yılında da kazı çalışmalarına başladıklarını belirterek, 18 hektarlık alana sahip olan kentin önemli bir bölümünü ortaya çıkardıklarını söyledi.
Sarissa’nın Hititlerin en büyük kentlerinden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karpe, kazı çalışmalarıyla önemli bir Hitit merkezini ortaya çıkardıklarını, kentin tüm bölümlerine ulaşmayı hedeflediklerini anlattı.
HİTİTLERİN İLK AHIRINI BULDUK’
Çalışmalarda şimdiye dek büyük bir tapınağa, bir mektuba, çömlekten yapılmış ‘ikiz boğa Rhyton’ heykeline ve çeşitli tabletlere ulaştıklarını belirten Prof. Dr. Karpe, “Kazılar sırasında at iskeletine ve hayvanların su içtiği bir yalağa da rastladık. O dönemde Sarissa’da bir at ahırı olabilir. Bu Hitit devri için ilk örnek” diye konuştu. Karpe, eşi ve öğrencileriyle çalışmanın mutluluk ve gurur verici olduğunu sözlerine ekledi.
SARİSSA TANRISI, KADEŞ ANLAŞMASI’NIN ŞAHİDİYDİ
Kuşaklı Örenyeri olarak bilinen Sarissa, dünya tarihinde 4 büyük imparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biri. M.Ö. 1285 yılında Mısırlılarla Hititler arasında yapılan tarihin devletlerarası ilk barış olan Kadeş Anlaşması metninde, “Sarissa’nın ‘Fırtına Tanrısı’nın şahitlik etmiştir” ifadesi yer alıyordu. Hitit krallarının, başkentleri Boğazköy’den gelerek, yazlık çalışmalarını yürüttükleri yer olarak bilinen Sarissa, kayıtlarda dini seremonilerde Fırtına Tanrısı ile özdeşleşmiş kutsal bir alan olarak yer alıyor.
MÜZELER
Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi
1892 yılında Sivas Valisi Memduh Paşa tarafından yapılmıştır.1981 yılına kadar okul olarak kullanılan bina; onarım ve teşhir tanzimi gerçekleştirilerek, 1990 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. İçinde; Sivas Kongresine ait dokümanlar, Atatürk'e ait özel eşyalar, resimler ve yöreye ait etnografik eserler sergilenmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül -18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli Mücadele Karargahı" olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.
Binanın 12 Rebiulevvel 1310 H. (5 Ekim 1892) tarihinde Sivas Valisi Mazlum Paşazade Mehmet Memduh Bey tarafından mülki idare binası olarak yaptırıldığını belirten dört satırlık kitabe, halen Sivas müzesinde bulunmaktadır.
XIX. Yüzyılın Genç Osmanlı Dönemi sivil mimarlık örneklerinden biri olan yapı, üç katlı ve iç avluludur. Dış cephelerinde taş, iç mekanlarda ise ahşap ana malzemedir.
Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına üç buçuk ay süre ile resmi karargah olarak tahsis edilen bina; Sivas Kongresi içtimalarının burada yapılmış olması Anadolu’daki Milli Mücadele hareketinin teşkilatlandırılarak millet iradesinin her türlü baskının, kişi ve zümre idaresinin üstünde olduğunun bütün dünyaya ispatlanması ve Cumhuriyet yönetiminin temellerinin burada atılmış olması ile tarihi bir hüviyet kazanmıştır.
Sivas Kongresine 19 vilayeti temsilen 32 üye katılmıştır, ancak illerden seçilerek kongreye sonradan dahil olan delegeler·nedeniyle bu sayılar değişiklik göstermektedir.
Yapıldığı tarihten itibaren okul binası işlevini sürdüren yapı; İdadi, Sultani, Sivas Lisesi, Kongre Lisesi adları ile anılmıştır,1930 yılındaki bir tadilatla Doğu cephesindeki esas giriş batı cephesine alınmış çatısı sacla kaplanmıştır.
1981 yılına kadar Lise olarak hizmet veren binanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in direktifleri üzerine müze haline getirilmesi yolunda girişimlerde bulunulmuştur.1984 yılında Kültür ve 'Turizm Bakanlığı'na devredilen Kongre Binası; Bakanlığımız Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünce aynı yıl başlatılan müze amaçlı restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmaları sonucunda: bodrum kat depoların, laboratuar ve fotoğrafhanenin yer aldığı mekanlar,zemin kat Etnografya Müzesi,üst kat ise Atatürk ve Kongre Müzesi olarak düzenlenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i Temsiliyenin bir müddet karargah olarak kullandıkları ve o tarihlerde Sultani olan müsamere salonunda 4-12 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas Kongresinin İştimaları yapılmıştır.
Tarihi Kongre Salonu ve Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, Kongrenin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir.
Üst katta ayrıca; kongre öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Atatürk'ün kongre hazırlığı ile ilgili tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon; o zaman ki muharebenin temelini oluşturan telgraf odası; Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon; merkezi Sivas'ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyetine ait bildirileri ve haberleri içeren belgeler ile İrade-i Milliye Gazetesinin basıldığı salonlar mevcuttur.
Sivas Kongresi sırasında ve sonrasında Sivas'ta alınan tüm kararlara ait belgelerin; Cumhurbaşkanlığı Köşkü-Atatürk Özel Arşivi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı arşivlerindeki asıllarından alınan örnekleri müzede sergilemektedir.
Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesinde sergilenen tarihi eserler
Atatürk ve Sivas Kongresi ile ilgili tarihi değerler:
Sivas Yörelesi kazılarından elde edilen eserler
TARİHİ CAMİİLER
Ulu Camii : Kendi adı ile anılan mahallededir. Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 593 H.(1196-1197M.)yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 31*54m. iç ölçülerinde ve yaklaşık 1674m2'lik bir alana oturan
Dikdörtgen planlı camiinin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahanlı asıl ibadet alanında toplam 50 yığma ayak bulunmaktadır.
XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli minaresinde 116 basamakla çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesinde kufı yazı şeritleri firuze renkli sırlı tuğladandır. Gövdede kilitli örgü sistemi aralıksız devam eder. Kaide, gövde ve şerefe altı firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Kale Camii : İlimiz Selçuk Parkı içerisindedir. III. Sultan Murat’ın vezirlerinden Sivas Valisi Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmıştır. Asıl ibadet alanı kare planlı, üzeri yüksek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları kesme taşlarla inşa edilen camiinin kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü minaresi on altıgendir.
Plan tertibi, mimari üslubu, süsleme elemanları ve ince uzun, zarif minaresi ile Sivas'taki Osmanlı camilerinin en güzelidir. Bu camilerimizden başka diğer camilerimiz ise; Meydan Camii(1564), Aliağa Camii(1589), Alibaba Camii(XVI.Yüzyıl) sayabiliriz.
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası
Sivas İlinin Büyük İlçelerinden biri olan Divriği; Hitit İmparatorluğundan itibaren iskan görmüş önemli bir yerleşim merkezidir. İlçede bulunan zengin demir madenlerinin Mezopotamya? ya ihraç edilmesi ilçenin zenginliğini artırmıştır. Bu nedenle ilçe tarihin her döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur.
Roma ve Bizans dönemlerinde de önemini yitirmeyen İlçe; Bizans devrinde Tepbrike olarak yaygın bir hal almış ve Türklerce Divrik adıyla anılmıştır.
Mengücekoğullarından Ahmet Şah ile Melike Turan tarafından M. 1228 tarihinde yaptırılmıştır.
Yapılara ait H. 641 M. 1243 tarihli vakfiye bulunmaktadır. Camiye bitişik olarak inşa edilen darüşşifanın meydana getirdiği dikdörtgen planlı yapı bloğu, Divriği Kalesi?nin bulunduğu kayalık tepenini güney batı yamacında doldurularak tesviye edilmiş eğimli bir arazide bulunmaktadır.
Divriği Ulu Camii ile Darüşşifası birbirine bitişik iki ayrı işlevli yapıdan meydana gelmiştir. Bu eşsiz anıt Anadolu Türk tarihinin en önemli yapısıdır. Görkemli anıtın yeri siluet olarak çevresine uyumu da düşünülerek seçilmiştir. Mimari etkileri ouşturan komposizyon, cephe güzelliği, malzeme seçimi, plastik anıtsal etki, ışık ve gölge yönünden de üstünlük taşır.
Albert Gabriel " Anadolu Türk Anıtlarının en dikkate değer olanı Divriği Ulu Camidir" demektedir. Voin Berchem " İslam sanatının en hayret ve hayranlık uyandırıcı eserlerinden biri Divriği Ulu Camii''dir " demektedir.
UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Kültür Mirası olarak kabul edilen ve Avrupalı Bilim Adamlarınca Anadolunun El Hamrası olarak kabul edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'nın onarımına yönelik çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü İle Sivas Valiliği tarafından yapılan protokol gereği yürütülmektedir
ULUCAMİ VE AHŞAP MİNBERİ
Divriği Ulucami ve Darüşşifası Divriği Kalesi’nin güneyinde, Iğımbat tepesinin batı eteğinde yükselmektedir. Divriği Ulucami, Kale Camiini yaptıran Mengücek beyi Şahinşah’ın torunu ve Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah tarafından 1223 yılında yaptırılmaya başlandı. Anıtın baş mimarı Ahlatlı Hürremşah’tır. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara aittir ve 1240 tarihini taşımaktadır. Ulucami’nin orijinal vakfiyesinin tarihi ise 1243 olup, anıtın yapımı oldukça uzun sürmüştü.
UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içinde olan Divriği Ulucami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeri ile ayrıca, 13.yy.da kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştü. Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklar içinde Divriği Ulucami ve Darüşşifası eser olarak (diğerleri SİT alanıdır) tektir.
MEDRESELER
Şifaiye Medresesi
Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus tarafından 1217 M. yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m. ölçülerinde olup üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan İzzettin Kevkavus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas'a yaptırdığı Şifaiye'deki türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir. I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram Şah'ın kızı Selçuk Hatundur.
Binada taş ve tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı alınlığının sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç kapı da; pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise; bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi, gerek pencereler, gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır.
Darüşşifa'nın güney eyvanı I. İzzettin Keykavus'a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır.
1220 yılında vefat eden I. İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. Üstteki büyük çini kabartma kitabede; "Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın mülkün bana fayda vermedi, saltanatım mahvoldu." Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 Şevvalin dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır.1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir.
Gök Medrese
Batı yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.
Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia edilmektedir. Türklerin on iki hayvanlı takvimlerinde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur.
Türk takviminin hayvanları da şunlardır; Fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuzdur.
Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır.
Medreseye girişte sağda mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el Kürsi yazılıdır. Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de çini tezyinatlıdır.
Girişin solundaki kare planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. İç duvarları sıvanmıştır. Üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır. Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir.
Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.
Çifte Minareli Medrese
Taç kapı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemsettin Mehmed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyılın yarısından sonra Anadolu Selçuklu tarihinde imar faaliyetleri ve dönemin kültür hayatı ile önemli bir devresi olarak görülür. Bu yüzyılın içerisinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu da en önemli yapıtlarını meydana getirmişlerdir.
Bugün doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-çini örgülü iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı olduğu öğrenilmektedir.
Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.
Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Taşın yanısıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir. Taç kapının solunda, üç dilimli küçük bir niş içinde bugün okunmayacak kadar tahrip olmuş bir yazı görülür. Bu yazıda amel-i üstat zorlukla okunabiliyor. Bu yazıdan mimarının adının yazılı olduğu anlaşılıyor. Kesin olmamakla birlikte Konyalı Kaluyan veya keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.
Buruciye Medresesi
1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sarımtırak renkli taşların oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, devrin Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar ve bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır. Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu anlaşılmaktadır. Mukarnas kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. yıldız, rumi ve geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.
SİVAS KONAKLARI
Hükümet Konağı: Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılmıştır.
Kongre Binası : Ulu Önder Atatürk'ün 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaptığı tarihi bina 1894 yılında yaptırılmıştır.
Jandarma Binası : Sivas Valisi Reşit Akif Paşa zamanında, 1908 yılında jandarma dairesi olarak yapılmıştır.
Ziyabey Kütüphanesi: Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında kütüphane olarak yapılmıştır.
Bunlardan başka; İnönü Müzesi, Göğüs Hastanesi, Sanat Okulu, Eski Öğretmen Okulu, Yarı Açık Cezaevi, Alibaba Tekkesi gibi örnekler sayılabilir.
Sivas Kalesi : Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlı dönemlerinde tamir edildiği kaynaklarda yazılıdır. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdır. Aşağı kalenin çevresi 7500 m. yüksekliği 25 metredir. Kesme taştan inşa edilen sur duvarları, kuleleri ile Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi şehre giren demir kapıları mevcuttur. Yukarı kale ise; şimdiki Kale Park diye tabir edilen yerdir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından büyük çapta onarılan kalede sur duvarları, iki kapısı, üzerinde bir camii, zahire ambarları, sarnıç ve cephaneliği bulunmakta idi. Her şeyi ile mükemmel olan kaleden bugüne hemen hemen hiç iz kalmamıştır.
İnönü Konağı
Şehir merkezinde İnönü Mahallesindedir. Türkiye nin 2.Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ NÜN 1891-1897 yılları arasında orta öğrenimini Sivas ta yaptığı sıralarda oturmuş olduğu tipik bir Sivas evidir. İki katlı ahşap yapının bir de bodrumu bulunmaktadır. Yapı kırma çatılı, oluklu, kiremit kaplıdır.
1945 yılında Sivas Belediyesince satın alınarak İnönü Müzesi adı altında ziyarete açılan müzenin çocuk bahçesi olarak kullanılan büyük bir bahçesi vardır. Müzede; bölgenin tarihi değer taşıyan silah, bakır, küçük el sanatları, sikkeler ve İnönünün fotoğrafları ile evde kaldığı zaman kullandığı eşyalar, ayrıca Gürün şalları, üç etek elbiseler ve el işlemeli etnografik eserler sergilenmektedir. Konak (Müze) Sivas Valiliği, İl Özel İdaresince Sivas Belediyesinden 2000 yılı içerisinde satın ve devir alınarak restorasyonu tamamlanmıştır.
Akaylar Konağı
24 Mart 2004 tarihinde Cumhuriyet Üniversitesince 10 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı ndan devralınan tarihi Akaylar Konağı sanat evine dönüştürülerek kullanılmaya başlanmıştır. Konak 1870 li yıllarda iki kat olarak yapılmıştır. Konak Cumhuriyet Üniversitesi nin şehir içerisinde bulunan bir bağlantısı görevini de üstlenmektedir.
Osman AğaKonağı
Orta sofalı tipik Osmanlı mimari özelliklerini taşıyan konak, haremlik - selamlık kısmından oluşmakta ve iki katlıdır.
19 Mayıs 2003 tarihinde Sivas Valiliğince onarımına başlanan konağın onarımı 15 Aralık 2003 tarihinde tamamlanmış, 09 Şubat 2004 tarihinde Sivas Hizmet Vakfı Genel Merkezi olarak kullanılmak üzere hizmete açılmıştır.
Onarım çalışmalarında Konağın özelliklerini kaybedilmemesine azami itina gösterilmiştir.
Konak haftanın yedi günü ziyarete açıktır.
Susamışlar Konağı
Bugünkü konağın girişinin üstündeki köşk kısmı ile Konağın önündeki çeşme 1815 yılında Benderli Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Döneminde bilhassa 17. ve 18. asırlarda Konağın müştemilatının daha fazla olduğu bilinmektedir. O dönemlerde yazlık ve kışlık odalar, mutfak, kiler, çardak, yolcular için misafirhane (Han), ambar, iki ahır, samanlık, kapıcı odası, fırın ile çeşme, avlu ve bahçesi bulunuyordu. Zamanla fonksiyonunu kaybetmesi ile birlikte bu gün sadece Konak bölümünün kaldığı anlaşılmaktadır.
Konak7anabölümdenoluşmaktadır.
Bu haliyle Belediye tarafından restore edilerek eski ihtişamına kavuşturulan konak Ali Baba ailesinin son sakinlerinden olan Susamışların ( Mehmet Nuri Susamış ve oğulları) adına izafeten Susamışlar Konağı olarak adlandırılmıştır. Farklı mimarisiyle yerli ve yabancı turistlerin ilgisini üzerinde toplayan konak haftanın 7 günü ziyarete açıktır.
HANLAR
Taş Han
Behrampaşa Hanı : 1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş malzemeli, iki katlı ve ortası açık avlulu olarak inşa edilen hanın birde ahır kısmı mevcuttur. Güney yönünde dışa taşıntılı, sivri kemerli bir girişi ve bu girişin üzerinde üç dilimli kemere sahip iki penceresi vardır. Pencerelerin sağ ve solunda aslan motifi işlenmiştir. Halk arasında Taş Han olarak da bilinmektedir. Sivas'ta bundan başka, Taşhan, Subaşı Hanı, Çorapcı Hanı gibi önemli bazı hanlarda mevcuttur.
HAMAMLAR
Kurşunlu Hamamı : Sivas'ın en büyük hamamıdır. 1576 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kadın ve erkek olmak üzere bitişik olarak inşa edilmiş bir çifte hamamdır. Klasik Osmanlı hamamlarının tüm belirgin özellikleri bu hamamda görülür. Kesme taşlarla İnşa edilen hamam bir zamanlar tuz deposu ve bir aralık erkek kısmının soyunmalık kısmı cami olarak kullanılmıştır. 1950 yılında esaslı bir şekilde onarılarak kullanılır hale getirilmiştir.
Sivas’ta bulunan başka önemli olarak; Meydan Hamamı, Kale Hamamı kalıntısı, Mehmet Ali Hamamı, Eski Paşa Hamamı, Çay Hamamı (Sütlü Hanım) ve Şirinoğlu Hamamlarını da sayabiliriz.
ÇEŞMELER
İlimizde tarihi çeşme sayısı hayli azalmıştır. Bunlardan mevcut ve önemli olanları; Şeyh Çoban ve Şehit Orhan Tunçgöz Çeşmesidir. Kepenek çeşmesi ve kepenek suyu meşhurdur.
TÜRBELER
Ahi Emir Ahmed Türbesi : Tokmakkapı Mahallesinde Kurşunlu Hamamı karşısındadır. XIV. yüzyılın ilk yarısında Ahi Emir Ahmed için yaptırılmıştır. Kare kaide üzerinde yükselen sekizgen gövdesi ve pramidal külahı ile tamamı kesme taştan inşa edilmiştir. XIV. yüzyılın ilk yansında Sivas'ta esnaf teşkilatı olan Ahiliğin önemli bir yeri olduğunu ispatlamaktadır.
Güdük Minare : Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa bir minareye benzemesinden dolayı halk dilinde "Güdük Minare" adıyla şöhret bulmuştur.1347 yılında vefat eden Ertanoğullarından Şeyh Hasan Beye aittir.
Abdülvahabi Gazi Türbesi : Türbe ve tekkeler içinde özel bir yeri ve önemi bulunan Abdulvahabi Gazi Türbesi Sivas'ta halkın çok önem verdiği ve ziyaret ettiği türbedir. Abdulvahabi Gazi Anadolu'nun fetih devri evliyasındandır. Kötü alışkanlıklarını terk etmek, bela ve uğursuzluktan kurtulmak isteyenlerin dua ettikleri yüz sürdükleri ve şifa buldukları bir türbedir.
Şemseddin Sivasi Türbesi : Atatürk caddesi üzerindedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Koca Hasan Paşa tarafından 1564 yılında yaptırılan Meydan Camiinin kuzeybatı yönünde camii avlusu içerisinde yer almaktadır.
Türbenin duvarları kesme taştan olup, iki bölüm halinde 1600 yılında inşa edilmiştir. Dıştan sekizgen bir kasnağa sahip tek kubbeli birinci kısmında Şemseddin Sivasi'nin, ikinci kısımda ise 20 adet sanduka bulunmaktadır.
Şemseddin Sivasi Tokat'ın Zile ilçesindendir. Kırka yakın eser sahibi alim, fazıl ve arif zat olup, Halvetiye Tarikatına bağlı Şemsiye kolunun kurucusudur.
Sivas il merkezinde diğer türbeler ise; Şeyh Çoban Türbesi (XIV. yüzyıl ortaları), Şeyh Erzurumi Türbesi, Kadı Burhanettin Türbesi, İncili Hanım, Mum Baba, Süt Evliyası, Akbaş Baba gibi önemli Türbeleri sayabiliriz.
KÖPRÜLER
Eğri Köprü : Sivas'ın 3 km. güneydoğusundadır. Sivas-Eski Malatya yolu ve Kızılırmak'ın üzerinde 18 kemerli olan bu köprü ile geçilir. Uzunluğu 179.60m. eni 4.55 m'dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmektedir. Kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Özel İdare tarafından restore edilip trafiğe kapatılmıştır.
Bundan başka önemli olarak Kesik Köprü, Yıldız Köprü ve Boğaz Köprülerini sayabiliriz.
SİVAS ANTİK
Sivas İli, tarihi çağlardan günümüze Anadolu'nun ortasında büyük ve önemli bir şehir olma özelliğini her zaman korumuştur. Sivas İli, Anadolu'da kurulan bir çok devletin önemli kültür merkezlerinden biri olduğu gibi, aynı zamanda bir çok devlete başkentlik yapmıştır.
Sivas İli, Doğu Anadolu ile Batı Anadolu'yu birbirine bağlayan, Mezopotamya ile Anadolu'yu birleştiren (Sivas-Malatya)tarihi ticaret ve kervan yolu üzerinde bulunması nedeniyle, önemli konuma sahip bir yerleşim yeridir. Bu nedenle, Anadolu'da medeniyet kurmuş bir çok ulusun hakimiyeti altında kalmıştır. Sivas, Anadolu'nun en eski ve önemli şehirlerinden biridir. Sivas ve havalisinde bazı mıntıkalarda tarih öncesi çağlara ait tümülüs, hüyük, mağara duvar sanatına ait resim ve heykeller ve çeşitli insan ve hayvan heykelleri bulunmuştur. Kazı ve araştırmalarda elegeçen buluntular, yörede ilk yerleşimin Neolitik Çağ'a (M.Ö. 8000-5500) uzandığını gösterir.
Sivas'ın ilk kurulduğu Yer Bugün il merkezinin bulunduğu yerin, şehrin ilk kuruluş ve yeri bölgesi olup olmadığı hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Yapılan kazı ve araştırmalarda ele geçen buluntulara göre, şehrin ilk yerleşim olarak kayda değer iki görüş bulunmaktadır. Bu görüşlerden birisi, şehr yerleşim yeri, bugünkü şehir merkezinin doğusunda ve 8 km uzaklıktaki Kızıl kavraz köyü bölgesi olduğu söylenmektedir. Diğer bir görüş ise yine Kızılırmak kenarındaki Hanyazı bölgesidir. Kızılırmak'ın su taşkınlıklarından korunmak için halkın bu bölgeyi terkederek, bugünkü kalenin bulunduğu bol yerleştikleri sanılmaktadır. Sivas şehrinin kuruluş yeri ve tarihi bilinmemektedir. Şehrin ilk kuruluş yerinin Sivas'ın 16 km . doğusunda Kızıl Gavras Köyü'nde olduğu şeklindeki bir bilgi 1 doğrulanamamakta, bu kuruluş mevkiinin bugünkü Sivas şehir merkezinde olduğu hususu, daha doğru bir görüş olarak kabul edilmektedir. 2 Bu yöredeki kazılarda bulunan eşyalar, Sivas şehrinin varlığının taş ve bronz çağlarına kadar uzandığım göstermektedir. Yine bu kazılara göre Sivas'ın Hitit hakimiyeti altında bulunduğu anlaşılıyor. Bu sebeple Sivas'ın tarihî gelişiminin Roma devri öncesinde Protohititlere kadar uzandığı söylenebilir. 34 Gerek şehir merkezinde ve gerekse yakın yörelerde, ilçelerde ve bağlı köylerde rastlanan buluntulardan, ilk çağlarda buralarda yerleşim merkezterinin kurulmuş olduğuna dair bir çok kalıntılara rastlanmaktadır.
ÖREN YERLERİ VE SİT ALANLARI
Sivas'ın bugünkü sınırları içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pılır Höyüğü, Zara Tödürge Gölü kıyısındaki Tepecik Höyüğü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük değirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmiştir. Yıldızeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çağ (maden taş devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntuları elde edilmiştir. Merkez Tatlıcak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divriği Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Şuğul vadisindeki Hititçe yazılar başlıca Hitit yerleşim alanlarıdır. Anadolu'da devlet kurdukları bilinen ilk millet Hititlerdir. Hititler, doğudan gelerek Anadolu'ya yerleşmiş olan Ari ırklardan biri idi.
Sivas'ın yazılı tarihi M.Ö. 2000 li yıllardan öncedir. Sivas'ın tarihi, Hititler'den önce gelen, fakat bu kavimle aynı olan kimi kaynaklarca Prtotohititler olarak adlandırılan Ön Hititler ile başlamaktadır. Tarihi kayıtlara göre Orta Asya kökenli oldukları ileri sürülen Ön Sümerler (Subarlar) ve Sümerler, Neolitik çağda Fırat'ın yukarı kısımlarına kadar hakim olmuşlardı. Anadolu'ya gelen Proto Hititler île birlikte Hititler'in kurduğu ilk büyük devlet ve medeniyete öncülük etti. Sümer împaratorluğu'nun yıkılışından bir süre sonra Orta Anadolu'da Hitit Devleti teşekküle başladı. Hititler'den daha önceki tarihlerden başlamak üzere Doğu ve Güneydoğu bölgesi, bilinen ilk tarihi itibariyle, güneyden gelen Sami asıllı kütlelerin akınlanna maruz kaldığı gibi, Hititler zamanında da Keldani kavimlerinden oluşan bazı koloniler varlıklarını devam ettirdiler. Ancak bunların varlığı devamlı bir hakimiyet tesisiyle neticelenmedi.
M.Ö. 2. bin başla rına tarihlenebilen bir sap delikli balta, Hitit İmparatorluk çağına tarihlenen dört kol cuklu balta ile M.Ö. 2. bin sonlarına ait Luristan kökenli merasim baltası, Şarkışla definesinde olduğu gibi, yörenin M.Ö. 2. bin madenciliğindeki yerini bir kez daha ortaya koymaktadır. Yörenin Hitit İmparatorluk çağına ait önemli merkezleri bulunduğuna işaret eden, Hitit devle tinde önemli bir mevki olan sâkîliğe yüksel miş bir sahsa aittir. Sivas'ın Kelkit vadisinin geçtiği ku zey yörelerinden getirilmiş olan bir grup mahmuzlu tunç oku cu da M.Ö. 6.-7. yüzyıllarda bu yörenin yüzey Karadeniz step kavimlerine de ev sahipliği yapmış olabileceğini ortaya koymaktadır.
Sivas yöresinin kültürel geçmişine ilişkin araştırmaların sınırlı sayıda olmaları na karşın yörenin Neolitik dönemlerden itibaren iskan edildiği ve bazı dönemlerde si yasi açıdan önem kazandığı anlaşılmakta dır. Coğrafi yapısı gereği Sivas yöresi Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Karadeniz böl geleri arasında yer alması nedeniyle, üç coğrafyanın geçiş bölgesi konumunda bu lunmaktadır. Doğuda Yukan Fırat havzasına kadar uzanan ve Yukan Kızılırmak havzasını kapsayan Sivas ili, arkeoloji literatü ründe "Doğu Kapadokya" olarak da ad landırılmaktadır. İlin kuzey bölümünden geçen Kelkit vadisi de İç Karadeniz Bölgesine girer.
Hafik ilçesi Sofular Köyünün Kuzey tarafındaki Zölük Mevkiindeki Gavurtepesi olarak bilinen tepenin üzerinde Zölük mevkiindeki yerleşim yeridir.Üzerinde bulunduğu tepenin kuzey ve batı kısımları dik yamaçlı olup yerleşim güney ve güneydoğu ile tepe kısmındadır. Yüzeyden toplanan el yapımı ,perdahlı, astarlı basit ağızlı kaideli özellikteki ve formdaki seramikten yerleşimin Kalkolitik ve Eski Tunç Çağı'na ait olduğu anlaşılmaktadır..
Gürün ilçesi Göbekören Köyünün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Sarıca Köyünün yaklaşık 5 km . Kuzeybatısında yeralan Külhöyük 9m. Yükseklikte ve büyük ölçekli bir höyüktür. Etrafı tarım arazileri ile çevrilidir. KülHöyük 3000-1000. yıllarında ve Helenistik, Roma ve Bizans devirlerinde iskan görmüştür.
Yukarı Sazcağız (Çamlıca) Köyü Aratma Tepesinde bulunan 22 M . Taban çapında olan tümülüs irili ufaklı taşların yığılması ile meydana getirilmiştir.
Yılanhöyük Köyü içerisinde, köy evlerinin kuzeybatısındadır.Yuvarlak tabanlı olup konik şekilde yaklaşık 15 m . Yükselmektedir. Üst kısmın kuzey tarafından önemli ölçüde toprak alınarak tahribat yapılmıştır. M.Ö:3000-2000 ve Helenistik – Roma dönemlerinde iskan görmüştür.
Taşlı hüyük Köy yerleşiminin doğusunda kayalıklı doğal tepe üzerinde taş höyük (Küçük çaplı bir höyüktür. Yanında bir su kaynağı mevcuttur) M.Ö. 3000 yıllarında ve Orta Çağda iskan yerleridir.
Yazyurdu Bucak merkezinde yer alan evlerin doğusundaki tümülüs, Gürün- Kayseri Karayolunun batısında doğal bir tepe üzerindedir. Bizans döneminde yerleşim görmüştür.
Yenibektaşlı köyünün 2,5 Km .kuzeydoğusunda Kürkçü köyüne giden yolun hemen kenarındadır. Kale, etrafı tarım arazileri ile çevrili doğal bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde kale mimarisine ait temel kalıntıları izlenebilmektedir. Roma ve Orta çağ dönemlerinde iskan görmüştür.
Beypınarı köyünün güneybatısındaki doğal kayalıklı tepe üzerinde kurulmuştur. M.Ö. 2000 li yıllarda ve Orta Çağda iskan görmüştür.
Kervanmağara köyündeki Kaya Mağaraları ve Höyük, Mağara Köyüne giden yolun batısındadır. Köyün 200 M . Kadar güneyinde yoldan itibaren dik olarak yükselen 20- 25 M .Ö. yükseklikteki kayalığın güneydoğu kısmındadır. Kayalar oyularak yapılan yerleşmenin dışında ayrıca höyük yerleşimi de vardır. M.Ö. 3000 ve Roma döneminde iskan görmüştür.
İncesu Höyüğü: Köyünün doğusunda Gürün-Kayseri asfaltına dik olarak uzanan doğal bir tepe üzerindedir.Güneyde alçalan tepe kuzey uçta daha yüksek olup üzeri düzdür. Ortaçağda iskan görmüştür.
Höyüklüyurt Köyünün içerisinde yaklaşık 20 m . Yükseklikte kayalık bir doğal tepe üzerindedir.Küçük çaplıdır.Kuzey kısmı tamamen kayalıktır. Geniş ovaya hakim olan bu kayalığın eteklerinde yerleşim kurulmuştur.Ortaçağda iskan görmüştür.
Davulhöyük yassı bir doğal kayalık üzerinde ve kayalığın kuzey ucunda yer almaktadır. Höyüğün bulunduğu tepenin doğusunda Davulhöyük köyü mevcut olup diğer kesimlerinde tarımsal arazi mera ve hali arazi yeralır. Helenistik ve Roma çağında iskan görmüştür.
Göbekören Köyü kalesi, Köyün kuzeyinde olup köy evlerine yakındır.Yaklaşık 9 m . Yüksekliğinde ve 2 kademeli olarak 100 m . civarında bir uzunluğa sahiptir. M.Ö. 3.2.1. bin ve daha sonra Ortaçağa kadar uzanan bir dönemde iskan görmüştür.
Böğrüdelik köyünde Sivas Gürün asfaltının 200 m batısında köyün 3 Km . güneyinde yeralan höyük, Tahribat yoktur.
Sarissa
İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "SARİSSA" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissanın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400?lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki "HARABE" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın ( Adakkabı - Riton ) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Sarissa şehrinin içme ve kullanma suyunu sağlayan ve Büyük İmparatorluk döneminde { M.Ö. 1500 - 1400 ) yapılmış olan SUPPJTASSU Gölü ( Gölgediği ) şehrin yaklaşık 2 Km güneyindeki Kulmaç Dağları eteğinde yer almakta olup, Hitit Krallarının Başkentleri olan Çorum ilindeki Boğazköyden buraya geldiklerinde yapmış oldukları dini seremonilerde ve Fırtına Tanrısı ile özleşmiş kutsal bir alandır. Hitit yazılı metinlerinde geçen kutsal HUVAŞİ TAŞI da bu alanda yer almaktadır.
Altınyayla ilçesi Başören köyünün doğu yönünde kuşaklı mezrasının kuzeyinde yeralan höyük, Çevresini oluşturan surdan dolayı kuşaklı olarak isimlendirilmiş büyük bir yerleşim yeridir. 1993 yılından itibaren ilmi kazılar devam etmektedir.Kazılar sonucu höyüğün Hitit İmpatorluk döneminde ve 1. binde iskan gördüğü ortaya çıkmıştır.
Altınyayla ilçesi Başören köyünün 2 km . Batısında bölüşük deresinin oluşturduğu derenin kenarında yer alan Külhüyük, Etrafı tarım arazisi ile çevrilidir.Yaklaşık 10x 50 m . .boyutlarında olup geç Kalkolitik , E.T.Ç. ve Geç Tunç çağı ve Helenistik dönemde iskan görmüştür.
Altınyayla ilçesinin Başören köyü Akkuzulu mezrası ve halen arkeolojik kazıların sürdüğü kuşaklı höyüğünün güneyinde, Hitit barajı ve Açıkhava tapınağı yer almaktadır. mezra yaklaşık 1,5 Km . uzaklıktadır. Kuşaklı höyüğünün içme suyunun karşılandığı ve dinsel ayinlerin yapıldığı bir alandır.Güney kısmı kayalık ve dik yamaçlardan oluşan bir düzlükte taşlarla set yapılarak gölet oluşturulmuştur.Göletin batı tarafında Hitit yazılı metinlerinde geçen “Huwaşi Taşı” nın bulunduğu tapınma alanının mimari öğeleri , kuzeyde suyun tahliye edildiği taştan örülen kanallar , doğu ve batı yönde bazı mimari kalıntıların izleri görülür.Kuşaklı Hitit Kral'ının burada bazı dini törenlere katıldığı Hitit Yazılı metinlerinden anlaşılmaktadır.
Gün, sadece bugün değildir. Bugünün dünü vardır; yarını da olacaktır. Zaman denilen mevhum, üç gündür. Dün, bugün ve yarın. Dünün değerleri, bugünün birikimleridir. Gelecek, ancak geçmişin ölçüleri üzerinden şekillendirilebilir. Geçmişin kriterleri geleceğin karizmasını doğuracaktır.
İlimiz Altınyayla ilçesi Başören Köyünde bulunan ve Kuşaklı Örenyeri olarak Bilinen "Sarissa" şehri dünya tarihinde 4 Büyük İmparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biridir. Dünyanın devletler arası ilk antlaşması olan ve Mısırlılarla Hititler arasında yapılan Kadeş Savaşı ( M.Ö. 1285 ) sonucu yapılan antlaşmada Sarissa'nın Fırtına Tanrısının şahitliğinden söz edilmektedir. M.Ö. 1500 ve 1400'lü yıllarda önemli bir yerleşim merkezi olan ve Hitit Krallarının Başkentleri Boğazköyden gelerek yazlık çalışmalarını yürüttükleri Kuşaklı Yerleşimi, yurdumuzda tablet buluntusu veren 5. merkezdir. Hitit yazılı metni olan tabletlerin 6. merkezi de ilimiz Yıldızeli ilçesi Kayalıpınar Köyündeki " Harabe" ören yeridir.
1650 metre yüksekliğinde bulunan Sarissa şehri 1950 adımlık sur kalıntıları ile önemli bir yerleşim yeridir. Şehre giriş, sur üzerinde bulunan 4 kapıdan sağlanmaktadır. 1993 yılında Sivas Müze Müdürlüğü adına başlatılan arkeolojik kazılar 1994 yılından itibaren Almanya Marburg Üniversitesi adına Prof. Dr. Andreas Müller KARPE Başkanlığındaki bir ekip tarafından yürütülmektedir. 10 yıldır yapılan kazılarda şimdiye kadar bilinen en büyük Hitit Tapınaklarından C binası ile Kralın Sarayı ve şehrin güney ve kuzeybatı sur kapıları ortaya çıkarılmıştır. C Binasında restorasyon çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin kuzeybatı sur kapısı altında yer alan savunma ve sulama arnaçiı Hitit Barajı duvarlarının açığa çıkarılması ve şehrin tepe noktasında yer alan türnülüsteki kazılar 2003 yılında yapılmış durumdadır. 10 yıldır yapılan kazılarda ele geçen Hitit İmparatorluk dönemi Kültür Varlıkları Müze Müdürlüğümüzde koruma altına alınmaktadır. Bunlardan en önemlisi olan Çiftbaşh Boğanın (Adakkabı-Riton) bir örneği de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunmaktadır.
Prof. Dr. Andreas Müller Karpe, Sivas’ın Karpe ilçesine bağlı Başören Köyü Akkuzulu mezrasında M.Ö 1400’lü yıllarda Hititler döneminden kalma Sarissa’da, 1992 yılından itibaren yürütülen kazı çalışmalarına öncülük ediyor. Arkeolog olan Türk eşi Vuslat Müller Karpe ve 5 öğrencisiyle antik kenti gün ışığına çıkarmaya çalışan Prof. Dr. Karpe, toplam 38 kişilik ekibiyle, yaklaşık 6 hafta sürecek kazı çalışmalarına başladı.
Her yaz döneminde Sarissa’ya gelen Prof. Dr. Karpe, Sarissa’da 1992 yılında yüzey etüdü yaptıklarını, 1993 yılında da kazı çalışmalarına başladıklarını belirterek, 18 hektarlık alana sahip olan kentin önemli bir bölümünü ortaya çıkardıklarını söyledi.
Sarissa’nın Hititlerin en büyük kentlerinden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karpe, kazı çalışmalarıyla önemli bir Hitit merkezini ortaya çıkardıklarını, kentin tüm bölümlerine ulaşmayı hedeflediklerini anlattı.
HİTİTLERİN İLK AHIRINI BULDUK’
Çalışmalarda şimdiye dek büyük bir tapınağa, bir mektuba, çömlekten yapılmış ‘ikiz boğa Rhyton’ heykeline ve çeşitli tabletlere ulaştıklarını belirten Prof. Dr. Karpe, “Kazılar sırasında at iskeletine ve hayvanların su içtiği bir yalağa da rastladık. O dönemde Sarissa’da bir at ahırı olabilir. Bu Hitit devri için ilk örnek” diye konuştu. Karpe, eşi ve öğrencileriyle çalışmanın mutluluk ve gurur verici olduğunu sözlerine ekledi.
SARİSSA TANRISI, KADEŞ ANLAŞMASI’NIN ŞAHİDİYDİ
Kuşaklı Örenyeri olarak bilinen Sarissa, dünya tarihinde 4 büyük imparatorluk kuran Hititlerin önemli şehirlerinden biri. M.Ö. 1285 yılında Mısırlılarla Hititler arasında yapılan tarihin devletlerarası ilk barış olan Kadeş Anlaşması metninde, “Sarissa’nın ‘Fırtına Tanrısı’nın şahitlik etmiştir” ifadesi yer alıyordu. Hitit krallarının, başkentleri Boğazköy’den gelerek, yazlık çalışmalarını yürüttükleri yer olarak bilinen Sarissa, kayıtlarda dini seremonilerde Fırtına Tanrısı ile özdeşleşmiş kutsal bir alan olarak yer alıyor.
Etiketler:
sivas,
sivas konaklar,
sivas tarihi yerler,
tarihi eserler
Sivas kaplıcaları
Balıklı Kaplıca
KANGAL BALIKLI KAPLICA
Balıklı Kaplıca Sivas'a 98, Kangal ilçesine ise 13 kilometre uzaklıktadır.
Kangal’a gitmek için Ankara yolundan gelenler Sivas merkeze geldikten sonra Kayseri Malatya yönüne giden yolu takip etmelidir. Kayseri yolundan gelenler Sivas'a 20 km kala Ulaş Malatya yoluna dönerek, Malatya tarafından gelenler ise Kangal ilçesine giriş yaparak ulaşabilirler. Sivas’a kara, hava ve demir yolu ile ulaşmak mümkündür. Türk Hava Yolları'nın direkt uçuşları vardır.
Kangal Balıklı Kaplıca; ülkemiz termal kaplıcaları içerisinde kendine özgü bir yeri vardır. Tedavi özelliği itibari ile dünyada bir benzerini bulmanın mümkün olmadığı kaplıca, ilmi ve tıbbi bir mucizeyi "Sedef Hastalığını tedavi ederek" sergilemektedir. 36-37 derece sıcaklıktaki kaplıca suyunda bulunan balıkların mucizevi bir şekilde tedavi yöntemi uygulaması bu kaplıcanın ününü ve özelliğini daha da artırmaktadır. Çünkü, modern tıp da şimdiye kadar fayda görmeyen dünyanın her yerindeki cilt hastalıkları için Kangal balıklı kaplıcası en son ümit kaynağı olmaktadır.
Tahriş olmuş durumdaki veya herhangi bir enfeksiyondan oluşmuş cilt dokusundaki yaraları; egzama, cerahatli sivilceler ve hatta tıpta tedavisinin imkansız olduğu bilinen "Sedef" hastalığı gibi cilt hastalıkları 2-10 cm. büyüklüğündeki Cyprinide (Sazangiller) familyasından Cyprinion Macrostamus (Beni Balığı) ve Garra rufa (Yağlı Balık) türündeki balıklar tarafından iyileştirilmekte ve izleri kaybolmaktadır.
Kaplıca iki tip balık içermektedir. Her iki tip balık ta Cyprinidae familyasının üyesidirler ve sıcak bir ortamda yaşamaya adapte olmuşlardır. Bu tiplerden vurucu diye bilinen, Cyprinion macrostomus' tur. Bu tipin terminal ağzı vardır ve 15 - 20 cm boydadır. Vücudu nispeten iri pullarla kaplıdır ve yan yüzeylerinde 6 - 8 adet farklı büyüklükte düzensiz lekeler bulunmaktadır.
İkinci tip balık, bir yalayıcı olarak bilinen Garra rufa' dır. Bu tip hilal şeklinde ventral ağıza sahiptir ve boyu maxsimum 19 cm 'dır. Vücudu büyük pullarla kaplıdır. Jabbers (dürtükleyiciler) olarak anılanlar, üçüncü bir balık tipi değildir, bu "vurucu tipin" eşeysel olgunluğa erişmemiş formudur. Eşeysel olgunluğa erişince yan yüzeylerindeki lekeler kaybolur.
Her iki tip balık da omnivordur, bu Cyprinidae familyasının iyi bilinen bir özelliğidir. Fito ve zooplanktonlarla beslenirler. Ancak, havuzlarda plankton miktarının az olduğu araştırılmıştır. Bu da, balıkların gelişimini ve büyümelerini geciktirir, onların saldırgan ve predatör olmalarına neden olmaktadır. Kışın, havuzlarda az kişi bulunduğunda balıklar, acıkmış bir koyun sürüsü gibi besin ararlar. Yazın, havuzlara giren insanların vücuduna saldırırlar. Balıklar, sağlıklı deriden ziyade hastalıklı deriye saldırmayı tercih ederler, çünkü ondan parça koparmak daha kolaydır.
Suyun yüksek sıcaklığı ve beslenme ortamının balıklar üzerindeki etkileri biyokimyasal olarak ta araştırılmıştır. Doktor balıkların tedavi edici tıptaki rolü daha ileri çalışmaları hak etmektedir.
Kaplıcada ilk kez yıkananlar ellerinde olmayarak tarifi mümkün olmayan bir ürperti yaşarlar. Çünkü suya girer girmez, ince, kahverengi, gri, bej rengindeki sazan ve kaya balığı türü balıkların hastanın etrafında dolaşmaya ve ciltte hastalık belirtisi olan yerleri temizlemeye başladıklarını görürler. Hastaların balıklara alışmaları 2-3 gün sürer. Dişleri olmayan bu balıklar, 36-37 derece sıcaklıktaki suyun yumuşatmış olduğu kabarık yara kabuklarını yavaş ağız (dudak) hareketleriyle acıtmadan ve kanatmadan kopararak cilt pürüzsüz hale gelinceye kadar temizler. Tedaviden olumlu sonuç alınması için üç hafta (21 gün) süresince günde 2 seans şeklinde 4 er saat havuza girmek ve toplam 8 saat suda kalınması gerekmektedir. Ayrıca, sabahları aç karına birkaç bardak şifalı sudan içmeyi ihmal etmemek gerekir. Diğer taraftan yerden kaynayan su içindeki kabarcıkla ve balıkların vücut üzerinde yaptığı darbelerle vücutta bir gevşeme ve dinlenme görülmektedir. Tedavi tamamen yan etkisiz olup, kesinlikle herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.
Ancak bazı hastaların tereddütleri daha sonra tekrarlarsa konusu oluyor. Yapılan araştırmalarda bugüne kadar böyle bir vaka ile karşılaşılmamıştır. Dünyanın bir numaralı kaplıcası diyebileceğimiz bu kaplıca yalnız sedef hastalarını değil tüm cilt hastalıklarını tedavi etmektedir.
Vücut ısısına eşdeğer olan 36-37 derece deki kaplıca suyu şifa özelliğinin yanısıra berrak, kokusuz aktığı yerde hiçbir çökelti bırakmamaktadır.
Su Özellikleri:
pH'ı yaklaşık 7,2 olan su, izotermal olup yıl boyunca sıcaklığı yaklaşık (ort.) 35C'de süre itmektedir. u, kendini içilebilir kılan özelliklere sahiptir. Suyun biyolojik ve tedavi edici yönünün içerdiği lenyum' dan ( 1.3 ;ppm) kaynaklandığı vurgulanmaktadır. Suyun romatizmal astalıklara, nörolojik (nevralji, nevrit, felç), ortopetik ve travmatolojik sekellerde (kırıklar, eklem travması ve kas hastalıkları), jinekolojik sorunlarda (lavaj ile), deri hastalıklarında, böbrek taşlarında (içme ile) ve psikosomatik bozukluklarda yararlı olduğu rapor edilmiştir. Ankara Üniv. Tıp Fak. Hidroloji ve Fizik Tedavi Enstitüsü, Klinik Raporu, 2 Mart 1997.
Ancak, psoriasis (sedef hastalığı) kaplıcayı tedavi yönünden en popüler kılan hastalık olmuştur. Balıklar suyun etkisiyle yumuşayan psoriatik plaklara (ya da diğer deri hastalıklarının plaklarına) yönelmektedirler. Bunun sonucunda kabuklar uzaklaşmakta, bu esnada ufak bir kanama olmakta ve yara, su ile gün ışığının etkisine maruz kalmaktadır. Bu işlem ayrıca absesi olan hastalarda irinin akmasına neden olmaktadır. Bazı hastalıklarda tropikal uygulanımın yararlı olduğu bilinen Selenyumun sudaki yüksek düzeyinin yara iyileşmesinde önemli etken olduğu bildirilmiştir. Selenyum, hücreleri serbest radikallerin etkisine karşı koruyan bir enzim olan glutation, peroksidaz ' ın bir ko-faktörüdür. Bu içme ya da lavaj suretiyle alınan suyun gastrointestinal (Midebarsak) ve jinekolojık hastalıklardaki yararlı etkisini de açıklayabilir. Türkiye dışından gelen gözlemciler de, bu suyu tecrübe eden hastaların doktor balıklardan hoşnut olduklarını ve hayal kırıklığına uğrayan hiç
bir hastanın olmadığını bildirmişlerdir.
Doktor balıklara duyulan ilgi, nörolojik ve romatizmal hastalıkları olan insanları da bu kaplıcaya çekmiştir. Balıklar havuza giren vücudun çevresini sarmakta, bu vücuda vurmakta ve yaralamaktadırlar. Başlangıçta deride duyulan huzursuzluk yerini , mikromasajın gevşetici hoş duyumuna bırakmaktadır. Bu masaj özellikle hızlı büyümeleri için daha fazla besine ihtiyacı olan
küçük balıklar tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle kaplıcanın hidroterapik yararına eş olarak nörolojik , romatizmal ve travmatik sekelleri olan hastaların kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olan bu masajın da psikolojik bir katkısı olabilir. Umutsuz hastaların bu kutsal balıklara olan güveni ve farklı bir ortamda bulunmaları da hastanın kendisini iyi hissetmesine katkıda bulunuyor olabilir. Sadece hastalar değil sağlıklı olan kişilerde doktor balıkları görmek amacıyla kaplıcayı ziyaret etmektedirler. Sağlıklı insanlar muhtemelen bu balıklardan derilerinin keratinize olan kısımlarının temizlenmesi nedeniyle yararlanmaktadırlar.
Tedavi Programları
1. Sabah aç karna en az üç bardak şifalı su içilmelidir.
2. Şifalı suyu içen hasta, kahvaltısını yaptıktan sonra havuza girer.
3. Şifalı suyu içen ve karnı tok olan hasta kaplıcanın mineral zengini şifalı suyu ve doktor balıklarla tedaviye başlar.
4. 37° suda yaşayan (28° nin üstündeki sıcaklıklardaki suda balıkların yaşaması tıbben mümkün değildir) ve dünyada bir eşi bulunmayan "DOKTOR BALIKLAR" vurucu ve yalayıcı olmak üzere iki çeşittir.
5. İçerisinde cilt hastalıklarının tedavisinde en etkin olduğu bilinen "SELENYUM" un bulunduğu şifalı suyla birlikte doktor balıklar da tedaviye başlar.
6. Günde iki seans şeklinde 8 saat havuza girilir.
7. Tedavi müddetince hastaların alkol almaması gerekir.
8. Tedavi esnasında "SEDEF" hastalığı ile ilgili hiçbir ilaç ve merhem kullanılmamalıdır.
9. Tedavi süresi olan 21 gün mutlaka tamamlanırken, günde kesinlikle 8 saat şifalı sudan istifade edilmelidir.
10. Kuralları yerine getiren sedef hastaları %100 netice alarak kaplıcadan ayrılırlar.
Not: Cildin en büyük dostu "SELENYUM" bu şifalı suyun her litresinde 1 gr. bulunmaktadır.
BUNLARA DİKKAT!
Balıklı kaplıcalara girecek olanlar;
* Suyu içtikten sonra, havuza girmeden önce kahvaltı yapmak gerekiyor.
* Günde dörder saatten iki seans havuza girilmesi tavsiye ediliyor.
* 21 günlük kür uygulanmalı.
* 21 gün boyunca hastaların, "sedef hastalığı" ile ilgili herhangi bir ilaç ya da krem kullanmamaları gerekiyor.
* Tedavi süresince alkol de kullanılmamalı.
Sosyal Tesisler ve donatılar
Kaplıcanın mülkiyeti Sivas İl Özel İdaresine ait olup, Ünsallar A.Ş.ye 30 yıllığına yap-işlet-devret modeli ile kiralanmıştır.
Standart 134, 3 adet suit olmak üzere toplam 137 otel odası mevcuttur. Kaplıca bünyesinde 2 motel ve 1 otelde toplam 300 kişilik yatak bulunmaktadır.
Kamp ve karavan turizmine uygun olup, 50 adet çadır yeri mevcuttur.
16 adet özel banyo bulunmaktadır. Kış aylarında banyo ve otel arasında kaloriferli tüp geçit bulunmaktadır.
Biri yarı olimpik toplam 5 adet havuz mevcuttur. Bütün yıl hizmete açıktır (12 ay). Yaz aylarında canlı müzik olup çeşitli eğlenceler düzenlenmektedir.
Restaurantı (200 kişilik), TV Salonu, Marketi (gıda, sebze, meyva, gazete, sigara, meşrubat), çay bahçesi ve çocuk parkı gibi yan üniteleri mevcuttur.
İLETİŞİM:
Kaplıca tesis işletmecisi (Ünsallar)
Adres: Sivas Kangal İlçesi Sedef Tedavi Merkezi Kavak Köyü Mevkii
Tel. No : 0 346 469 11 51 (52-53-54 3 Hat)
0 346 469 11 72 (73-74-75)
Faks No : 0 346 469 10 30
www.balikli.org
e-mail: kangal@balikli.org
Sivas Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Adres: Atatürk Kültür Merkezi Eski SSK Hastanesi Karşısı Sivas
Tel. No: 0 346 223 59 08 / 0 346 223 92 99
Faks No: 0 346 223 92 99 / 0 346 222 22 52
http://www.sivas.gov.tr
e-mail: kultur@sivas.gov.tr
Kangal Kaymakamlığı
Tel. No: 0 346 457 10 01
Faks No: 0 346 457 10 01
www.kangal.gov.tr
e-mail: admin@kangal.gov.tr
NERELERİ GEZEBİLİRSİNİZ NELER YAPABİLİRSİNİZ
Kangal Sivas'ın en ünlü ilçelerinden biri. En önemli özelliği sadece sedef hastalığına alternatif bir çözüm sunan dünyaca ünlü doktor balıklarıyla değil, yine dünyaca meşhur sadakatin timsali Kangal Köpekleriyle de ünlüdür. Eğer hayvan sevginiz varsa üretim çiftliklerini ziyaret edip köpekleri görebilir veya satın alabilirsiniz.
Kaplıca da bulunan sosyal tesislerde her tür imkan bulunduğundan, temiz kır havası eşliğinde doğayla baş başa, şifalı suları hem içerek hem de banyo yaparak güzel bir tail yapabilirsiniz.
Sivas merkez Selçuklu, Osmanlı eserlerini, tarihi cami, medrese han, hamam ve kervansarayları gezebilir; Sivas Kalesinden Sivas’ı izleyebilirsiniz. Sivas’a özgü halı kilim, ağızlık, kemik saplı bıçak, kemik tarak, çarık, çorap ve ünlü bağlama sazı satın alabilirsiniz. Cumhuriyetin temelinin atıldığı Kongre Müzesini, Çifte Minareli Medreseyi gezip tarihi mekanlarda çay içebilirsiniz.
Unesco tarafından korumaya alınan ve taşın sanata dönüştüğü Divriği Ulu Camii ve Divriği konaklarını ziyaret edebilirsiniz.
Gürün Gökpınar gölüne giderek gökyüzünün tonlarını suya devrettiği harika bir manzara eşliğinde en leziz alabalıklardan tadabilirsiniz.
KANGAL BALIKLI KAPLICA
Balıklı Kaplıca Sivas'a 98, Kangal ilçesine ise 13 kilometre uzaklıktadır.
Kangal’a gitmek için Ankara yolundan gelenler Sivas merkeze geldikten sonra Kayseri Malatya yönüne giden yolu takip etmelidir. Kayseri yolundan gelenler Sivas'a 20 km kala Ulaş Malatya yoluna dönerek, Malatya tarafından gelenler ise Kangal ilçesine giriş yaparak ulaşabilirler. Sivas’a kara, hava ve demir yolu ile ulaşmak mümkündür. Türk Hava Yolları'nın direkt uçuşları vardır.
Kangal Balıklı Kaplıca; ülkemiz termal kaplıcaları içerisinde kendine özgü bir yeri vardır. Tedavi özelliği itibari ile dünyada bir benzerini bulmanın mümkün olmadığı kaplıca, ilmi ve tıbbi bir mucizeyi "Sedef Hastalığını tedavi ederek" sergilemektedir. 36-37 derece sıcaklıktaki kaplıca suyunda bulunan balıkların mucizevi bir şekilde tedavi yöntemi uygulaması bu kaplıcanın ününü ve özelliğini daha da artırmaktadır. Çünkü, modern tıp da şimdiye kadar fayda görmeyen dünyanın her yerindeki cilt hastalıkları için Kangal balıklı kaplıcası en son ümit kaynağı olmaktadır.
Tahriş olmuş durumdaki veya herhangi bir enfeksiyondan oluşmuş cilt dokusundaki yaraları; egzama, cerahatli sivilceler ve hatta tıpta tedavisinin imkansız olduğu bilinen "Sedef" hastalığı gibi cilt hastalıkları 2-10 cm. büyüklüğündeki Cyprinide (Sazangiller) familyasından Cyprinion Macrostamus (Beni Balığı) ve Garra rufa (Yağlı Balık) türündeki balıklar tarafından iyileştirilmekte ve izleri kaybolmaktadır.
Kaplıca iki tip balık içermektedir. Her iki tip balık ta Cyprinidae familyasının üyesidirler ve sıcak bir ortamda yaşamaya adapte olmuşlardır. Bu tiplerden vurucu diye bilinen, Cyprinion macrostomus' tur. Bu tipin terminal ağzı vardır ve 15 - 20 cm boydadır. Vücudu nispeten iri pullarla kaplıdır ve yan yüzeylerinde 6 - 8 adet farklı büyüklükte düzensiz lekeler bulunmaktadır.
İkinci tip balık, bir yalayıcı olarak bilinen Garra rufa' dır. Bu tip hilal şeklinde ventral ağıza sahiptir ve boyu maxsimum 19 cm 'dır. Vücudu büyük pullarla kaplıdır. Jabbers (dürtükleyiciler) olarak anılanlar, üçüncü bir balık tipi değildir, bu "vurucu tipin" eşeysel olgunluğa erişmemiş formudur. Eşeysel olgunluğa erişince yan yüzeylerindeki lekeler kaybolur.
Her iki tip balık da omnivordur, bu Cyprinidae familyasının iyi bilinen bir özelliğidir. Fito ve zooplanktonlarla beslenirler. Ancak, havuzlarda plankton miktarının az olduğu araştırılmıştır. Bu da, balıkların gelişimini ve büyümelerini geciktirir, onların saldırgan ve predatör olmalarına neden olmaktadır. Kışın, havuzlarda az kişi bulunduğunda balıklar, acıkmış bir koyun sürüsü gibi besin ararlar. Yazın, havuzlara giren insanların vücuduna saldırırlar. Balıklar, sağlıklı deriden ziyade hastalıklı deriye saldırmayı tercih ederler, çünkü ondan parça koparmak daha kolaydır.
Suyun yüksek sıcaklığı ve beslenme ortamının balıklar üzerindeki etkileri biyokimyasal olarak ta araştırılmıştır. Doktor balıkların tedavi edici tıptaki rolü daha ileri çalışmaları hak etmektedir.
Kaplıcada ilk kez yıkananlar ellerinde olmayarak tarifi mümkün olmayan bir ürperti yaşarlar. Çünkü suya girer girmez, ince, kahverengi, gri, bej rengindeki sazan ve kaya balığı türü balıkların hastanın etrafında dolaşmaya ve ciltte hastalık belirtisi olan yerleri temizlemeye başladıklarını görürler. Hastaların balıklara alışmaları 2-3 gün sürer. Dişleri olmayan bu balıklar, 36-37 derece sıcaklıktaki suyun yumuşatmış olduğu kabarık yara kabuklarını yavaş ağız (dudak) hareketleriyle acıtmadan ve kanatmadan kopararak cilt pürüzsüz hale gelinceye kadar temizler. Tedaviden olumlu sonuç alınması için üç hafta (21 gün) süresince günde 2 seans şeklinde 4 er saat havuza girmek ve toplam 8 saat suda kalınması gerekmektedir. Ayrıca, sabahları aç karına birkaç bardak şifalı sudan içmeyi ihmal etmemek gerekir. Diğer taraftan yerden kaynayan su içindeki kabarcıkla ve balıkların vücut üzerinde yaptığı darbelerle vücutta bir gevşeme ve dinlenme görülmektedir. Tedavi tamamen yan etkisiz olup, kesinlikle herhangi bir ilaç kullanılmamaktadır.
Ancak bazı hastaların tereddütleri daha sonra tekrarlarsa konusu oluyor. Yapılan araştırmalarda bugüne kadar böyle bir vaka ile karşılaşılmamıştır. Dünyanın bir numaralı kaplıcası diyebileceğimiz bu kaplıca yalnız sedef hastalarını değil tüm cilt hastalıklarını tedavi etmektedir.
Vücut ısısına eşdeğer olan 36-37 derece deki kaplıca suyu şifa özelliğinin yanısıra berrak, kokusuz aktığı yerde hiçbir çökelti bırakmamaktadır.
Su Özellikleri:
pH'ı yaklaşık 7,2 olan su, izotermal olup yıl boyunca sıcaklığı yaklaşık (ort.) 35C'de süre itmektedir. u, kendini içilebilir kılan özelliklere sahiptir. Suyun biyolojik ve tedavi edici yönünün içerdiği lenyum' dan ( 1.3 ;ppm) kaynaklandığı vurgulanmaktadır. Suyun romatizmal astalıklara, nörolojik (nevralji, nevrit, felç), ortopetik ve travmatolojik sekellerde (kırıklar, eklem travması ve kas hastalıkları), jinekolojik sorunlarda (lavaj ile), deri hastalıklarında, böbrek taşlarında (içme ile) ve psikosomatik bozukluklarda yararlı olduğu rapor edilmiştir. Ankara Üniv. Tıp Fak. Hidroloji ve Fizik Tedavi Enstitüsü, Klinik Raporu, 2 Mart 1997.
Ancak, psoriasis (sedef hastalığı) kaplıcayı tedavi yönünden en popüler kılan hastalık olmuştur. Balıklar suyun etkisiyle yumuşayan psoriatik plaklara (ya da diğer deri hastalıklarının plaklarına) yönelmektedirler. Bunun sonucunda kabuklar uzaklaşmakta, bu esnada ufak bir kanama olmakta ve yara, su ile gün ışığının etkisine maruz kalmaktadır. Bu işlem ayrıca absesi olan hastalarda irinin akmasına neden olmaktadır. Bazı hastalıklarda tropikal uygulanımın yararlı olduğu bilinen Selenyumun sudaki yüksek düzeyinin yara iyileşmesinde önemli etken olduğu bildirilmiştir. Selenyum, hücreleri serbest radikallerin etkisine karşı koruyan bir enzim olan glutation, peroksidaz ' ın bir ko-faktörüdür. Bu içme ya da lavaj suretiyle alınan suyun gastrointestinal (Midebarsak) ve jinekolojık hastalıklardaki yararlı etkisini de açıklayabilir. Türkiye dışından gelen gözlemciler de, bu suyu tecrübe eden hastaların doktor balıklardan hoşnut olduklarını ve hayal kırıklığına uğrayan hiç
bir hastanın olmadığını bildirmişlerdir.
Doktor balıklara duyulan ilgi, nörolojik ve romatizmal hastalıkları olan insanları da bu kaplıcaya çekmiştir. Balıklar havuza giren vücudun çevresini sarmakta, bu vücuda vurmakta ve yaralamaktadırlar. Başlangıçta deride duyulan huzursuzluk yerini , mikromasajın gevşetici hoş duyumuna bırakmaktadır. Bu masaj özellikle hızlı büyümeleri için daha fazla besine ihtiyacı olan
küçük balıklar tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle kaplıcanın hidroterapik yararına eş olarak nörolojik , romatizmal ve travmatik sekelleri olan hastaların kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olan bu masajın da psikolojik bir katkısı olabilir. Umutsuz hastaların bu kutsal balıklara olan güveni ve farklı bir ortamda bulunmaları da hastanın kendisini iyi hissetmesine katkıda bulunuyor olabilir. Sadece hastalar değil sağlıklı olan kişilerde doktor balıkları görmek amacıyla kaplıcayı ziyaret etmektedirler. Sağlıklı insanlar muhtemelen bu balıklardan derilerinin keratinize olan kısımlarının temizlenmesi nedeniyle yararlanmaktadırlar.
Tedavi Programları
1. Sabah aç karna en az üç bardak şifalı su içilmelidir.
2. Şifalı suyu içen hasta, kahvaltısını yaptıktan sonra havuza girer.
3. Şifalı suyu içen ve karnı tok olan hasta kaplıcanın mineral zengini şifalı suyu ve doktor balıklarla tedaviye başlar.
4. 37° suda yaşayan (28° nin üstündeki sıcaklıklardaki suda balıkların yaşaması tıbben mümkün değildir) ve dünyada bir eşi bulunmayan "DOKTOR BALIKLAR" vurucu ve yalayıcı olmak üzere iki çeşittir.
5. İçerisinde cilt hastalıklarının tedavisinde en etkin olduğu bilinen "SELENYUM" un bulunduğu şifalı suyla birlikte doktor balıklar da tedaviye başlar.
6. Günde iki seans şeklinde 8 saat havuza girilir.
7. Tedavi müddetince hastaların alkol almaması gerekir.
8. Tedavi esnasında "SEDEF" hastalığı ile ilgili hiçbir ilaç ve merhem kullanılmamalıdır.
9. Tedavi süresi olan 21 gün mutlaka tamamlanırken, günde kesinlikle 8 saat şifalı sudan istifade edilmelidir.
10. Kuralları yerine getiren sedef hastaları %100 netice alarak kaplıcadan ayrılırlar.
Not: Cildin en büyük dostu "SELENYUM" bu şifalı suyun her litresinde 1 gr. bulunmaktadır.
BUNLARA DİKKAT!
Balıklı kaplıcalara girecek olanlar;
* Suyu içtikten sonra, havuza girmeden önce kahvaltı yapmak gerekiyor.
* Günde dörder saatten iki seans havuza girilmesi tavsiye ediliyor.
* 21 günlük kür uygulanmalı.
* 21 gün boyunca hastaların, "sedef hastalığı" ile ilgili herhangi bir ilaç ya da krem kullanmamaları gerekiyor.
* Tedavi süresince alkol de kullanılmamalı.
Sosyal Tesisler ve donatılar
Kaplıcanın mülkiyeti Sivas İl Özel İdaresine ait olup, Ünsallar A.Ş.ye 30 yıllığına yap-işlet-devret modeli ile kiralanmıştır.
Standart 134, 3 adet suit olmak üzere toplam 137 otel odası mevcuttur. Kaplıca bünyesinde 2 motel ve 1 otelde toplam 300 kişilik yatak bulunmaktadır.
Kamp ve karavan turizmine uygun olup, 50 adet çadır yeri mevcuttur.
16 adet özel banyo bulunmaktadır. Kış aylarında banyo ve otel arasında kaloriferli tüp geçit bulunmaktadır.
Biri yarı olimpik toplam 5 adet havuz mevcuttur. Bütün yıl hizmete açıktır (12 ay). Yaz aylarında canlı müzik olup çeşitli eğlenceler düzenlenmektedir.
Restaurantı (200 kişilik), TV Salonu, Marketi (gıda, sebze, meyva, gazete, sigara, meşrubat), çay bahçesi ve çocuk parkı gibi yan üniteleri mevcuttur.
İLETİŞİM:
Kaplıca tesis işletmecisi (Ünsallar)
Adres: Sivas Kangal İlçesi Sedef Tedavi Merkezi Kavak Köyü Mevkii
Tel. No : 0 346 469 11 51 (52-53-54 3 Hat)
0 346 469 11 72 (73-74-75)
Faks No : 0 346 469 10 30
www.balikli.org
e-mail: kangal@balikli.org
Sivas Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
Adres: Atatürk Kültür Merkezi Eski SSK Hastanesi Karşısı Sivas
Tel. No: 0 346 223 59 08 / 0 346 223 92 99
Faks No: 0 346 223 92 99 / 0 346 222 22 52
http://www.sivas.gov.tr
e-mail: kultur@sivas.gov.tr
Kangal Kaymakamlığı
Tel. No: 0 346 457 10 01
Faks No: 0 346 457 10 01
www.kangal.gov.tr
e-mail: admin@kangal.gov.tr
NERELERİ GEZEBİLİRSİNİZ NELER YAPABİLİRSİNİZ
Kangal Sivas'ın en ünlü ilçelerinden biri. En önemli özelliği sadece sedef hastalığına alternatif bir çözüm sunan dünyaca ünlü doktor balıklarıyla değil, yine dünyaca meşhur sadakatin timsali Kangal Köpekleriyle de ünlüdür. Eğer hayvan sevginiz varsa üretim çiftliklerini ziyaret edip köpekleri görebilir veya satın alabilirsiniz.
Kaplıca da bulunan sosyal tesislerde her tür imkan bulunduğundan, temiz kır havası eşliğinde doğayla baş başa, şifalı suları hem içerek hem de banyo yaparak güzel bir tail yapabilirsiniz.
Sivas merkez Selçuklu, Osmanlı eserlerini, tarihi cami, medrese han, hamam ve kervansarayları gezebilir; Sivas Kalesinden Sivas’ı izleyebilirsiniz. Sivas’a özgü halı kilim, ağızlık, kemik saplı bıçak, kemik tarak, çarık, çorap ve ünlü bağlama sazı satın alabilirsiniz. Cumhuriyetin temelinin atıldığı Kongre Müzesini, Çifte Minareli Medreseyi gezip tarihi mekanlarda çay içebilirsiniz.
Unesco tarafından korumaya alınan ve taşın sanata dönüştüğü Divriği Ulu Camii ve Divriği konaklarını ziyaret edebilirsiniz.
Gürün Gökpınar gölüne giderek gökyüzünün tonlarını suya devrettiği harika bir manzara eşliğinde en leziz alabalıklardan tadabilirsiniz.
Sivas folklörü
ivas Folklörü
İlin geleneksel yapısı yeni yeni çözülmelere başlamıştır. Yaşama biçimi daha çok göçlerle belirlenmektedir. Giyim - kuşam ve beslenmede aynı özellikler görülür. Kırsal kesimde geleneksel yapı belirginken kentlerde ikili bir yapı gözlenmektedir.
Sivas'ta geleneksel el sanatlarının köklü bir geçmişi vardır, dokumacılık, bakırcılık, çubukçuluk, çorap örücülüğü, çakı-bıçak yapımcılığı günümüzde de sürdürülmektedir.
Selçuklular döneminden başlayarak bölgenin yönetim, ticaret, bilim ve kültür merkezi olan Sivas, dönemin mimarisi ve taş işçiliğini yansıtan özgün yapıtlarla doludur. Kent mimarisinde de o dönemin etkileri görülmektedir.
Sivas folklorunun özgünlüğü, renkliliği ve zenginliğiyle ülke folkloru içinde ayrı bir yeri vardır. Yöreden günümüzde de pek çok halk ozanı yetişmektedir.
Yerel ağız yörelere göre önemli ayrılıklar gösterir. Merkeze yakınlık, ulaşım ve pazar imkanları yerel ağız özellikleri üzerinde etkili olmuştur. Yöre folkloru, atasözleri, deyimler, tekerlemeler, bilmeceler, ninniler, alkış ve kargışlar yönünden de çok zengindir.
Sivas, halk müziği ve oyunları yönünden ilginç bir yöredir. İlk resmi derleme 1926'da, ikinci 1937'de gerçekleştirilmiştir. Türkü ve değişlerde, 10 zamanlıdan başlayıp 15 zamanlıya dek karma usullerin örnekleri vardır.
GİYİM KUŞAM
Orta Anadolu'nun giyim-kuşam özellikleri Sivas yöresinde de belirgindir. Özellikle erkek giyimi her dönemde bu etkiye göre biçimlenmiştir.
Kadın giyiminde ise yerel özelliklerden kaynaklanan bir çeşitlilik görülür. Merkezlerde kimi değişmelere karşın, kadın giyim kuşamında geleneksel özellikler yer yer korunmaktadır.
Geleneksel Kadın Giyimi : Fes yörenin yaygın başlık türüdür. Önüne ipekli yemeni-krep dikilir yada bağlanır. Uçları yandan sallanır. Günlük giyimde her zaman fes kullanılmaz. "Değirmi" denen düz, "hindi" denen renkli ve desenli tülbentler bağlanır. "İşlik" denen iç giysileri de ak bezdendir, elde dikilir. Üstte omuzlardan ve belden "kırmalı" üç etek biçiminde "peşli" denen entarileri giyilir. Kollar geniş ve "dilmeli" dir. Peşlerin ikisi öne, birisi arkaya gelir, aradaki "sayvanlı" dır, (astarlı). Kara yünden yada ketenden yapılmış, nakışlı, çevresi oyalı önlükler bağlanır. Ayrıca madeni kemerler, el örmesi yün kuşaklarda kullanılır. Bazı yerlerde kadife atlas üzerine sim işlemeli bindallılar giyilir. Kolların yırtmaçlısı da yırtmaçsızı da geniş ve sarkıktır. Entarilerin tümü yakasız, önden göğüs altına dek düğmelidir. Özel günlerde sırmalı ve işlemeli cepken de giyilir. Kadife üstüne sırmalılara "kadama" denir. Alta bel ve parçaları uçkurları "tuman" (şalvar biçimli, bol dikmeli don) giyilir. Parçalar çoraba dek uzanır. Renkli ve desenli çoraplar mevsimine göre ince yada kalın yünden örülür.
Dışarılık giysi olarak çarşaf, Cumhuriyet sonrasında da uzun süre kullanılmıştır. Günlük yaşamada tülbent, baş örtüsü kullanılmaktadır. Buna yaşmaklamak denir. Yaşlı kadınlar "namazlık" denen uzunca bir baş örtüsü kullanır. Son zamanlarda, atkı-manto biçimi üst giyiminde yaygınlaşmıştır. Kelik, yemeni, çarık geleneksel kadın ayakkabılarıdır. Bunların yerini giderek kara lastik ve plastik ayakkabılar almıştır. Kentlerdeyse kundura giyilmektedir.
Geleneksel Erkek Giysisi : Poşu yada "hindi" bağlanmış fes, erkek giyim-kuşamında da yaygın başlık biçimidir. İnce ak ipekten, ketenden yakası düz, omuzdan düğmeli "işlik" üstüne, kolsuz yelek giyilir. Bele şal bağlanır; kalçadan büzgülü "şayak" yada "zıvga" denen pantolonlar kalın kumaştandır. Ak-kara, kırçal çoraplar nakışlıdır. Tokalı çarık, kulaklı yemeni, yüksek ökçeli ve sivri burunlu "iskarpin" yaygın ayakkabı türleridir.
Gürün Şalları : Hint ve İran şallarının desen ve dokuma tekniğini, Türk kumaşlarının desen ve dokuma tekniğini , Türk kumaşlarının desen ve dokuma tekniğiyle birleşmiş, Avrupa’nın taklit şallarının özelliklerini Anadolu insanının zevk ve giyim ihtiyaçlarıyla kaynaştırarak orijinal bir sentez meydana getirmiştir.
Dokuma Tekniği ve Motifler : Gürün şalları el tezgahlarında dokunmuştur. Bu tezgahlar, Jakar tarafından ıslah edilmiş, Gürün'de de Jakar tezgahlarından yararlanılmıştır. 2.52 m. boyunda ve 1.20 m. eninde kesilme yerleri belli edilerek top halinde dokunmuştur.
Gürün şallarında sadelik ve zeminde beyaz renk hakimdir. İran (Acem) şallarında ise süs ön plandadır. Zemin dışında kırmızı-sarı veya kırmızı-mavi renkler bol miktarda kullanılmıştır. Yün iplikler bitki boyalarıyla boyanmıştır.
Gürün şalları konusunda en geniş çalışmayı yapan Prof. Kenan Özbel motiflerine göre bu şalları dört gurupta toplamıştır.
Serpme Motifli Şallar : Ana motifi badem veya pençe adı verilen motiftir. Bu motif halk arasında günümüzde "şal deseni" diye tanınmıştır. Bademler aralıklı veya verev şeklinde dizilmiştir. Bademlerin arasında küçük çiçekler ve yapraklar, dalcıklar seyrek olarak da çintemani motifleri doldurulmuştur. Bademlerin içi boş bırakıldığı gibi çiçekler ve yapraklarla da bezendiği olmuştur.
Motifleri Birbirine Bağlı Şallar : Bu tür şallara "sarmaşıklı şal" da denir. Badem motifleri kumaşa serpme olarak yerleştirilmiş, ancak bademler bir dalla birbirine bağlanmaya çalışılmıştır. Kadın elbiseleri genellikle bu şallardan yapılmıştır.
Motifleri birbirine geçme şallar : Motifleri asma dalları gibi birbirine geçmiş kavisli dallardan oluşmuştur. Bu yüzden halk arasında "Asma dalı desenli şal" olarak tanınmıştır. Kadın elbisesi yapımında tercih edilmiştir.
Çubuklu, yollu şallar : Çubukların enleri ve araları dokuyanına göre dar veya geniş tutulmuştur. Çubukların gerek içleri, gerekse araları serpme veya bağlı badem, çiçek, yaprak, asma dalı, koç boynuzu, saç bağı motifleriyle doldurulmuştur.
Yaygın Gürün şalları bunlardır. Başlık ve kuşak olarak kullanılmıştır.
SİVAS HALK OYUNLARI
Sivas halk oyunları çok zengin ve çeşitlidir. Sivas halay bölgesi içindedir. Oyunlara eşlik eden çalgılar, davul ve zurnadır. Zurnanın yerini bazı zamanlar klarnetin aldığı da görülmektedir. Ayrıca; Kaval, bağlama, tel, kemençe, kaşık, ruzba, saz, darbuka gibi çalgılar Sivas'ta kullanılmaktadır.
Sivas halay bölgesi olmakla beraber, zeybek ve bar oyunlarının da oynandığı bilinmektedir.
Erkeklerde; ayaklarda tokalı çarık veya yemeni bulunur. Aynalı çorap denilen sırmalı yün çorap takılır. Üzerine şalvar ve üzerine yakasız beyaz işlik giyilir.
Kadınlarda; başta fes bulunur. Bu fes 5-6 santimetre kadardır. Üstü düz olup bu kısma altın para döşenir. Önüne krep örtü dikilir ve uçları iki yana ve arkaya sallandırılır.
GELENEKSEL EL SANATLARI
Sivas'ta geleneksel el sanatları oldukça gelişmiştir. Dokumacılık, bakırcılık, gümüş işçiliği, çubukçuluk, çorap örücülüğü, ve çakı-bıçak yapımcılığı en köklü el sanatlarıdır. Bunlardan çorap örücülüğü giderek önemini yitirirken, diğerleri günümüzde de sürdürülmektedir. Sivas'ın çok zengin kompozisyonlu ve renkli dokumaları ile kara kemik saplı bıçakları ünlüdür.
Dokumacılık : Selçuklular döneminde başlayan dokumacılık sonraki yüzyıllarda gelişmiştir. Bunlardan bir dönem çok ünlü olan şal dokumacılığı günümüzde yapılmamaktadır. Sivas halılarının en önemli özellikleri tümüyle yün, sık dokulu ince havlı olmasıdır. Halının sık dokulu olması için kirkit oldukça sert vurulur. Bu arada esnekliği sağlamak için ilmikler iki tarandıktan sonra özel ayarlı makaslarla kesilerek hav yüksekliği ayarlanır. "Eriş" denilen çözgü ipliği çok bükümlü ve incedir.
Bu yüzden halılarda düğüm sayısı oldukça yüksektir. Selçuklu halılarındaki geometrik bir düzenle yerleştirilmiş motiflerin oluşturduğu kompozisyonlar, geliştirilmiş biçimleriyle günümüz Sivas halılarında da görülmektedir. "Çeşmi bülbül, çamurlu, kuçlu, lalezar, yılanlı" bunlar arasındadır. Desenlerin kimileri kent adları, kimileri de sayılarla anılır. Sivas halılarının bir başka özelliği de zıt renklerden özenle kaçınılmasıdır. Halılarda en az 12 renk görülür. Başlangıçta çok mat olan bu renkler kullanıldıkça canlılık kazanır. Lacivert, al ve tonları yaygındır.
Kilim dokumacılığı daha çok köylerde gelişmiştir. Seccade, divan, taban ve duvar tipi kilimler çok yaygındır. Ayrıca 6-7 m kare büyüklüğünde kilimlere rastlanır. Geçmişte Gürün, Şarkışla, Yıldızeli ve Kangal'da dokunan kilimler renk ve desen açısından farklılık göstermekteydi. Bunlarda geometrik motiflerin yanında çeşitli figüratif motiflerde kullanılırdı.
Teknik kaygılarla kilimlerde çoğunlukla geometrik motifler yeğlenir. Al, yeşil, mavi, kara ve turuncu en yaygın renklerdir.
Çorap Örücülüğü : Geçmişte Gürün'de çok gelişmiş olan çorap örücülüğü günümüzde yitmeye yüz tutmuştur. Burada tiftikten ince görünümlü çorap örülürdü. Kullanılan sitilize bitki, hayvan ve insan motifleri dokuyanın iç dünyasını yansıtacak biçimde işlenirdi.
"Yandım alamadım, yarimi eller aldı. Kakül ergen bıyığı, eli mektuplu, elif-be, aşık kirpiği, gönül kilidi, katip çimciği ve civan kaşı" en yaygın motiflerdir.
Çubukçuluk (Ağızlık Yapımcılığı) : Çubukçuluk köklü el sanatlarından biridir. Kişisel kullanım yada satış için yapılan çubuklar günümüzde turistik bir değer kazanmıştır. Ağızlık yapımında yörede germişek yada karamuk denilen bir ağaç kullanılır. Germişek çubukları istenilen boyda kesilir, bunlar uzunluklarına göre "Lüleli, topcık başlı, yanma başlı, ufak ağızlık, ufak lüleli ağızlık, arabalı ağızlık (birbirine geçmeli)" gibi çeşitli adlar alır. Tomruk makinesinde kabukları soyulan çubuklar tornaya bağlanır, keski yatay yada dikey tutularak desenin dış çizgileri (konturlu) çizilir. Sonra kalemle (ince uçlu işleme ve kakma gereci) desenler oluşturulur. Bu işleme "nakış keskisi" denir. İşlemleri bitirilen ağızlık kezzaba batırılır. Ateşe tuttuktan sonra zımparalanır. Yeniden tornaya bağlanır ve matkapla ağız bölümü (sigara konulan yeri) açılır. Çakıyla yassılaştırılan bu bölümde kezzaba batırma, kızartma ve cilalama işlemlerinden geçirilir.
Süslemede uygulanan bir başka teknikte ekin saplarının üzerine ibrişim yada ipek sarılmasıdır. uzunlamasına kesilmiş ekin sapları süslemenin yapılacağı bölümlere yerleştirilir. Alt ve üstlerden renkli ibrişim (yada ipek) sarılarak süslemeler oluşturulur. Bu teknik çoğunlukla yazı yazmada uygulanır. İlde ilk ağızlığı Şeyh Aziz Baba'nın yaptığı söylenir.
Bakırcılık : Bakırcılık eski yaygınlığını yitirmiştir. İl bakırcılığının en eski örnekleri Sivas müzelerinde sergilenmektedir. Külçe bakır önce küçük parçalar halinde silindirden geçirilerek inceltilir, sonra biçimlendirilir. Biçimlendirmede kazan ve sinilerde dövme, küçük kaplarda çekme tekniği kullanılır. Dövme tekniğinde bakır, ağaç tokmakla dövülür; çekme tekniğindeyse istenilen tahta kalıplara göre tornada çekilir. Süslemeler kakma yada çalma tekniğiyle yapılır. Kakma tekniğinin iki uygulama biçimi vardır. Birinde motifler kap üzerine kazılarak yada oyularak işlenir. Diğerinde ise kabın üzeri bal mumuyla sıvanır, motifler kalemle çizildikten sonra açılan oyuklara asit dökülür. Asidin bakır üzerinde oluşturduğu karalanmalardan yararlanılarak motif işlenir. Çalma tekniğinde motifler demir zımparalarla baskı yapılarak işlenir. Yazılar, bitkisel ve geometrik motifler en yaygın süslemelerdir. Geometrik motiflerde geçmeli daireler, üçgenler, dörtgenler; bitkisel motiflerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği ve servi kullanılır.
Ustaların yapıtlarına adlarını, bir din büyüğünün adını yada ayeti yazması gelenektir. Ancak yazıyı motifler arasına yerleştirmek güç olduğundan bu gelenek giderek kaybolmaktadır. Bu tür süslemelere en çok Osmanlı dönemi yapıtlarında rastlanmaktadır.
Çakı-Bıçak Yapımcılığı : Geçmişin gözde kılıçları, kılınççılar çarşısında yapılırdı. Kılıcın yerini giderek daha güçlü silahlar alınca, kılıç ustaları çakı-bıçak yapımına yöneldiler. Günümüzde de sürdürülen çakı-bıçak yapımı, eski yaygınlığını yitirmiştir. Kentte bulunan bıçakçı atölyelerinde; genellikle kılıç tipli bıçaklar, bağ bıçakları, büyük ekmek bıçakları, bir iki üç ağızlı yada ustura ağızlı bıçaklar yapılır. Kentin özellikle kara saplı bıçakları ünlüdür. Çakı ve bıçakların "namlu" denilen ağızları çelikten sapları boynuzdan yapılır. Ocakta kızdırılan çelik, örste dövülerek namlu biçimi verilir. İlk düzenlemeden sonra oluğu (tırnak oyuğu) açılır. Yeniden düzenlenir, su verip parlatılır. Böylece namlu sapa takılacak hale gelir. Sap için çoğunlukla öküz, keçi ve koç boynuzu kullanılır. Boynuz istenilen boyutta kesilir, ısıtılarak mengenede düzeltilir, kalıplanır. Sonra içi testereyle oyulur. Bıçak ustalarının "elde resim yapma" dedikleri son düzenlemeden geçirilir. Rendelendikten ve zımparalandıktan sonra namluya takılacak duruma gelir. Namlu sapın uç bölümünde açılan oyuğa yerleştirilir, delinerek çivilenir. Çivi başları birer pul konduktan sonra ezilir, çarkta parlatılır.
İlin geleneksel yapısı yeni yeni çözülmelere başlamıştır. Yaşama biçimi daha çok göçlerle belirlenmektedir. Giyim - kuşam ve beslenmede aynı özellikler görülür. Kırsal kesimde geleneksel yapı belirginken kentlerde ikili bir yapı gözlenmektedir.
Sivas'ta geleneksel el sanatlarının köklü bir geçmişi vardır, dokumacılık, bakırcılık, çubukçuluk, çorap örücülüğü, çakı-bıçak yapımcılığı günümüzde de sürdürülmektedir.
Selçuklular döneminden başlayarak bölgenin yönetim, ticaret, bilim ve kültür merkezi olan Sivas, dönemin mimarisi ve taş işçiliğini yansıtan özgün yapıtlarla doludur. Kent mimarisinde de o dönemin etkileri görülmektedir.
Sivas folklorunun özgünlüğü, renkliliği ve zenginliğiyle ülke folkloru içinde ayrı bir yeri vardır. Yöreden günümüzde de pek çok halk ozanı yetişmektedir.
Yerel ağız yörelere göre önemli ayrılıklar gösterir. Merkeze yakınlık, ulaşım ve pazar imkanları yerel ağız özellikleri üzerinde etkili olmuştur. Yöre folkloru, atasözleri, deyimler, tekerlemeler, bilmeceler, ninniler, alkış ve kargışlar yönünden de çok zengindir.
Sivas, halk müziği ve oyunları yönünden ilginç bir yöredir. İlk resmi derleme 1926'da, ikinci 1937'de gerçekleştirilmiştir. Türkü ve değişlerde, 10 zamanlıdan başlayıp 15 zamanlıya dek karma usullerin örnekleri vardır.
GİYİM KUŞAM
Orta Anadolu'nun giyim-kuşam özellikleri Sivas yöresinde de belirgindir. Özellikle erkek giyimi her dönemde bu etkiye göre biçimlenmiştir.
Kadın giyiminde ise yerel özelliklerden kaynaklanan bir çeşitlilik görülür. Merkezlerde kimi değişmelere karşın, kadın giyim kuşamında geleneksel özellikler yer yer korunmaktadır.
Geleneksel Kadın Giyimi : Fes yörenin yaygın başlık türüdür. Önüne ipekli yemeni-krep dikilir yada bağlanır. Uçları yandan sallanır. Günlük giyimde her zaman fes kullanılmaz. "Değirmi" denen düz, "hindi" denen renkli ve desenli tülbentler bağlanır. "İşlik" denen iç giysileri de ak bezdendir, elde dikilir. Üstte omuzlardan ve belden "kırmalı" üç etek biçiminde "peşli" denen entarileri giyilir. Kollar geniş ve "dilmeli" dir. Peşlerin ikisi öne, birisi arkaya gelir, aradaki "sayvanlı" dır, (astarlı). Kara yünden yada ketenden yapılmış, nakışlı, çevresi oyalı önlükler bağlanır. Ayrıca madeni kemerler, el örmesi yün kuşaklarda kullanılır. Bazı yerlerde kadife atlas üzerine sim işlemeli bindallılar giyilir. Kolların yırtmaçlısı da yırtmaçsızı da geniş ve sarkıktır. Entarilerin tümü yakasız, önden göğüs altına dek düğmelidir. Özel günlerde sırmalı ve işlemeli cepken de giyilir. Kadife üstüne sırmalılara "kadama" denir. Alta bel ve parçaları uçkurları "tuman" (şalvar biçimli, bol dikmeli don) giyilir. Parçalar çoraba dek uzanır. Renkli ve desenli çoraplar mevsimine göre ince yada kalın yünden örülür.
Dışarılık giysi olarak çarşaf, Cumhuriyet sonrasında da uzun süre kullanılmıştır. Günlük yaşamada tülbent, baş örtüsü kullanılmaktadır. Buna yaşmaklamak denir. Yaşlı kadınlar "namazlık" denen uzunca bir baş örtüsü kullanır. Son zamanlarda, atkı-manto biçimi üst giyiminde yaygınlaşmıştır. Kelik, yemeni, çarık geleneksel kadın ayakkabılarıdır. Bunların yerini giderek kara lastik ve plastik ayakkabılar almıştır. Kentlerdeyse kundura giyilmektedir.
Geleneksel Erkek Giysisi : Poşu yada "hindi" bağlanmış fes, erkek giyim-kuşamında da yaygın başlık biçimidir. İnce ak ipekten, ketenden yakası düz, omuzdan düğmeli "işlik" üstüne, kolsuz yelek giyilir. Bele şal bağlanır; kalçadan büzgülü "şayak" yada "zıvga" denen pantolonlar kalın kumaştandır. Ak-kara, kırçal çoraplar nakışlıdır. Tokalı çarık, kulaklı yemeni, yüksek ökçeli ve sivri burunlu "iskarpin" yaygın ayakkabı türleridir.
Gürün Şalları : Hint ve İran şallarının desen ve dokuma tekniğini, Türk kumaşlarının desen ve dokuma tekniğini , Türk kumaşlarının desen ve dokuma tekniğiyle birleşmiş, Avrupa’nın taklit şallarının özelliklerini Anadolu insanının zevk ve giyim ihtiyaçlarıyla kaynaştırarak orijinal bir sentez meydana getirmiştir.
Dokuma Tekniği ve Motifler : Gürün şalları el tezgahlarında dokunmuştur. Bu tezgahlar, Jakar tarafından ıslah edilmiş, Gürün'de de Jakar tezgahlarından yararlanılmıştır. 2.52 m. boyunda ve 1.20 m. eninde kesilme yerleri belli edilerek top halinde dokunmuştur.
Gürün şallarında sadelik ve zeminde beyaz renk hakimdir. İran (Acem) şallarında ise süs ön plandadır. Zemin dışında kırmızı-sarı veya kırmızı-mavi renkler bol miktarda kullanılmıştır. Yün iplikler bitki boyalarıyla boyanmıştır.
Gürün şalları konusunda en geniş çalışmayı yapan Prof. Kenan Özbel motiflerine göre bu şalları dört gurupta toplamıştır.
Serpme Motifli Şallar : Ana motifi badem veya pençe adı verilen motiftir. Bu motif halk arasında günümüzde "şal deseni" diye tanınmıştır. Bademler aralıklı veya verev şeklinde dizilmiştir. Bademlerin arasında küçük çiçekler ve yapraklar, dalcıklar seyrek olarak da çintemani motifleri doldurulmuştur. Bademlerin içi boş bırakıldığı gibi çiçekler ve yapraklarla da bezendiği olmuştur.
Motifleri Birbirine Bağlı Şallar : Bu tür şallara "sarmaşıklı şal" da denir. Badem motifleri kumaşa serpme olarak yerleştirilmiş, ancak bademler bir dalla birbirine bağlanmaya çalışılmıştır. Kadın elbiseleri genellikle bu şallardan yapılmıştır.
Motifleri birbirine geçme şallar : Motifleri asma dalları gibi birbirine geçmiş kavisli dallardan oluşmuştur. Bu yüzden halk arasında "Asma dalı desenli şal" olarak tanınmıştır. Kadın elbisesi yapımında tercih edilmiştir.
Çubuklu, yollu şallar : Çubukların enleri ve araları dokuyanına göre dar veya geniş tutulmuştur. Çubukların gerek içleri, gerekse araları serpme veya bağlı badem, çiçek, yaprak, asma dalı, koç boynuzu, saç bağı motifleriyle doldurulmuştur.
Yaygın Gürün şalları bunlardır. Başlık ve kuşak olarak kullanılmıştır.
SİVAS HALK OYUNLARI
Sivas halk oyunları çok zengin ve çeşitlidir. Sivas halay bölgesi içindedir. Oyunlara eşlik eden çalgılar, davul ve zurnadır. Zurnanın yerini bazı zamanlar klarnetin aldığı da görülmektedir. Ayrıca; Kaval, bağlama, tel, kemençe, kaşık, ruzba, saz, darbuka gibi çalgılar Sivas'ta kullanılmaktadır.
Sivas halay bölgesi olmakla beraber, zeybek ve bar oyunlarının da oynandığı bilinmektedir.
Erkeklerde; ayaklarda tokalı çarık veya yemeni bulunur. Aynalı çorap denilen sırmalı yün çorap takılır. Üzerine şalvar ve üzerine yakasız beyaz işlik giyilir.
Kadınlarda; başta fes bulunur. Bu fes 5-6 santimetre kadardır. Üstü düz olup bu kısma altın para döşenir. Önüne krep örtü dikilir ve uçları iki yana ve arkaya sallandırılır.
GELENEKSEL EL SANATLARI
Sivas'ta geleneksel el sanatları oldukça gelişmiştir. Dokumacılık, bakırcılık, gümüş işçiliği, çubukçuluk, çorap örücülüğü, ve çakı-bıçak yapımcılığı en köklü el sanatlarıdır. Bunlardan çorap örücülüğü giderek önemini yitirirken, diğerleri günümüzde de sürdürülmektedir. Sivas'ın çok zengin kompozisyonlu ve renkli dokumaları ile kara kemik saplı bıçakları ünlüdür.
Dokumacılık : Selçuklular döneminde başlayan dokumacılık sonraki yüzyıllarda gelişmiştir. Bunlardan bir dönem çok ünlü olan şal dokumacılığı günümüzde yapılmamaktadır. Sivas halılarının en önemli özellikleri tümüyle yün, sık dokulu ince havlı olmasıdır. Halının sık dokulu olması için kirkit oldukça sert vurulur. Bu arada esnekliği sağlamak için ilmikler iki tarandıktan sonra özel ayarlı makaslarla kesilerek hav yüksekliği ayarlanır. "Eriş" denilen çözgü ipliği çok bükümlü ve incedir.
Bu yüzden halılarda düğüm sayısı oldukça yüksektir. Selçuklu halılarındaki geometrik bir düzenle yerleştirilmiş motiflerin oluşturduğu kompozisyonlar, geliştirilmiş biçimleriyle günümüz Sivas halılarında da görülmektedir. "Çeşmi bülbül, çamurlu, kuçlu, lalezar, yılanlı" bunlar arasındadır. Desenlerin kimileri kent adları, kimileri de sayılarla anılır. Sivas halılarının bir başka özelliği de zıt renklerden özenle kaçınılmasıdır. Halılarda en az 12 renk görülür. Başlangıçta çok mat olan bu renkler kullanıldıkça canlılık kazanır. Lacivert, al ve tonları yaygındır.
Kilim dokumacılığı daha çok köylerde gelişmiştir. Seccade, divan, taban ve duvar tipi kilimler çok yaygındır. Ayrıca 6-7 m kare büyüklüğünde kilimlere rastlanır. Geçmişte Gürün, Şarkışla, Yıldızeli ve Kangal'da dokunan kilimler renk ve desen açısından farklılık göstermekteydi. Bunlarda geometrik motiflerin yanında çeşitli figüratif motiflerde kullanılırdı.
Teknik kaygılarla kilimlerde çoğunlukla geometrik motifler yeğlenir. Al, yeşil, mavi, kara ve turuncu en yaygın renklerdir.
Çorap Örücülüğü : Geçmişte Gürün'de çok gelişmiş olan çorap örücülüğü günümüzde yitmeye yüz tutmuştur. Burada tiftikten ince görünümlü çorap örülürdü. Kullanılan sitilize bitki, hayvan ve insan motifleri dokuyanın iç dünyasını yansıtacak biçimde işlenirdi.
"Yandım alamadım, yarimi eller aldı. Kakül ergen bıyığı, eli mektuplu, elif-be, aşık kirpiği, gönül kilidi, katip çimciği ve civan kaşı" en yaygın motiflerdir.
Çubukçuluk (Ağızlık Yapımcılığı) : Çubukçuluk köklü el sanatlarından biridir. Kişisel kullanım yada satış için yapılan çubuklar günümüzde turistik bir değer kazanmıştır. Ağızlık yapımında yörede germişek yada karamuk denilen bir ağaç kullanılır. Germişek çubukları istenilen boyda kesilir, bunlar uzunluklarına göre "Lüleli, topcık başlı, yanma başlı, ufak ağızlık, ufak lüleli ağızlık, arabalı ağızlık (birbirine geçmeli)" gibi çeşitli adlar alır. Tomruk makinesinde kabukları soyulan çubuklar tornaya bağlanır, keski yatay yada dikey tutularak desenin dış çizgileri (konturlu) çizilir. Sonra kalemle (ince uçlu işleme ve kakma gereci) desenler oluşturulur. Bu işleme "nakış keskisi" denir. İşlemleri bitirilen ağızlık kezzaba batırılır. Ateşe tuttuktan sonra zımparalanır. Yeniden tornaya bağlanır ve matkapla ağız bölümü (sigara konulan yeri) açılır. Çakıyla yassılaştırılan bu bölümde kezzaba batırma, kızartma ve cilalama işlemlerinden geçirilir.
Süslemede uygulanan bir başka teknikte ekin saplarının üzerine ibrişim yada ipek sarılmasıdır. uzunlamasına kesilmiş ekin sapları süslemenin yapılacağı bölümlere yerleştirilir. Alt ve üstlerden renkli ibrişim (yada ipek) sarılarak süslemeler oluşturulur. Bu teknik çoğunlukla yazı yazmada uygulanır. İlde ilk ağızlığı Şeyh Aziz Baba'nın yaptığı söylenir.
Bakırcılık : Bakırcılık eski yaygınlığını yitirmiştir. İl bakırcılığının en eski örnekleri Sivas müzelerinde sergilenmektedir. Külçe bakır önce küçük parçalar halinde silindirden geçirilerek inceltilir, sonra biçimlendirilir. Biçimlendirmede kazan ve sinilerde dövme, küçük kaplarda çekme tekniği kullanılır. Dövme tekniğinde bakır, ağaç tokmakla dövülür; çekme tekniğindeyse istenilen tahta kalıplara göre tornada çekilir. Süslemeler kakma yada çalma tekniğiyle yapılır. Kakma tekniğinin iki uygulama biçimi vardır. Birinde motifler kap üzerine kazılarak yada oyularak işlenir. Diğerinde ise kabın üzeri bal mumuyla sıvanır, motifler kalemle çizildikten sonra açılan oyuklara asit dökülür. Asidin bakır üzerinde oluşturduğu karalanmalardan yararlanılarak motif işlenir. Çalma tekniğinde motifler demir zımparalarla baskı yapılarak işlenir. Yazılar, bitkisel ve geometrik motifler en yaygın süslemelerdir. Geometrik motiflerde geçmeli daireler, üçgenler, dörtgenler; bitkisel motiflerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği ve servi kullanılır.
Ustaların yapıtlarına adlarını, bir din büyüğünün adını yada ayeti yazması gelenektir. Ancak yazıyı motifler arasına yerleştirmek güç olduğundan bu gelenek giderek kaybolmaktadır. Bu tür süslemelere en çok Osmanlı dönemi yapıtlarında rastlanmaktadır.
Çakı-Bıçak Yapımcılığı : Geçmişin gözde kılıçları, kılınççılar çarşısında yapılırdı. Kılıcın yerini giderek daha güçlü silahlar alınca, kılıç ustaları çakı-bıçak yapımına yöneldiler. Günümüzde de sürdürülen çakı-bıçak yapımı, eski yaygınlığını yitirmiştir. Kentte bulunan bıçakçı atölyelerinde; genellikle kılıç tipli bıçaklar, bağ bıçakları, büyük ekmek bıçakları, bir iki üç ağızlı yada ustura ağızlı bıçaklar yapılır. Kentin özellikle kara saplı bıçakları ünlüdür. Çakı ve bıçakların "namlu" denilen ağızları çelikten sapları boynuzdan yapılır. Ocakta kızdırılan çelik, örste dövülerek namlu biçimi verilir. İlk düzenlemeden sonra oluğu (tırnak oyuğu) açılır. Yeniden düzenlenir, su verip parlatılır. Böylece namlu sapa takılacak hale gelir. Sap için çoğunlukla öküz, keçi ve koç boynuzu kullanılır. Boynuz istenilen boyutta kesilir, ısıtılarak mengenede düzeltilir, kalıplanır. Sonra içi testereyle oyulur. Bıçak ustalarının "elde resim yapma" dedikleri son düzenlemeden geçirilir. Rendelendikten ve zımparalandıktan sonra namluya takılacak duruma gelir. Namlu sapın uç bölümünde açılan oyuğa yerleştirilir, delinerek çivilenir. Çivi başları birer pul konduktan sonra ezilir, çarkta parlatılır.
Sivas kültür turizm
Kültür ve Turizm
KÜLTÜR VE TURİZM
Sivas yazılı ve yazısız tarih dönemlerinin çeşitli uygarlık izlerini ve eserlerini taşımaktadır. İl genelinde 139 sit alanı olup, bunun 128’i arkeolojik, 8’i kültürel/tarihi, 3’ü de doğal sit alanlarıdır. Bunlar içerisinde 1993 yılından itibaren arkeolojik kazı çalışmaları devam eden ve Altınyayla ilçesinde bulunan Kuşaklı (Sarissa) Örenyeri Hititler döneminden kalma önemli şehirlerinden biridir.
Sivas ili Anadolu topraklarının Selçuklu hakimiyetine girmesinden sonra da önemli bir yerleşim merkezi olmuş ve bu özelliğini günümüze kadar korumuştur. Tarihinin çeşitli dönemlerinde başkent olması, ticari ve kültürel kimliğe sahip olması nedeniyle her dönemde yapılan çok sayıda eserlerle doludur. Ayrıca Sivas Cumhuriyet Türkiyesi’nin de önemli bir tarih ve kültür merkezi olmuştur. İl merkezinde bulunan Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesinde arkeolojik, etnografik, sikke, tablet, mühür ve el yazması kitaplar olmak üzere toplam 11.305 eser bulunmaktadır.
Selçuklu döneminden kalan Divriği Ulu Camii, Şifaiye Medresesi, Gök Medrese, Çifte Minerali Medrese, Buruciye Medresesi; Osmanlı döneminden kalan Kale Camii, Behram Paşa Hanı, Kurşunlu Hamamı gibi eserler Sivas’a tarihi ve kültürel bakımdan büyük bir değer kazandırmaktadır. Ayrıca Türk ve İslam Kültürünü günümüze taşıyan camileri, medreseleri, hanları, kaleleri, köprüleri gibi birbirinden güzel ve görülmeye değer tarihi ve kültürel zenginlikleri, tabii güzellikleri, kaplıcaları Sivas’ı turizm açısından önemli bir merkez konumuna getirebilecek potansiyelleri bulunmaktadır. Turizmin tür ve şekillerinin birçoğuna sahip olan Sivas, özellikle kültür turizmi, doğa turizmi, inanç turizmi ve kış turizmi açısından büyük bir potansiyel taşımaktadır.
Ancak, tarihi eserlerin restorasyonlarının uzun sürmesi, turizm sektöründeki mevcut tesislerin standartlarının düşük olması, kalifiye eleman yetersizliği, tanıtım eksikliği, eğlence ve alışveriş merkezlerinin olmayışı, Sivas’ın sahip olduğu kültür ve turizm potansiyelini yeterince değerlendirememesine sebep olmaktadır.
Sivas 2023 Stratejik İl Gelişme Planı kapsamında Kültür ve Turizm Hizmetlerinin mevcut durumu analizi yapılarak, sektörün vizyonu, stratejik amaçları ve hedefleri belirlenmiştir.
KÜLTÜR VE TURİZM
Sivas yazılı ve yazısız tarih dönemlerinin çeşitli uygarlık izlerini ve eserlerini taşımaktadır. İl genelinde 139 sit alanı olup, bunun 128’i arkeolojik, 8’i kültürel/tarihi, 3’ü de doğal sit alanlarıdır. Bunlar içerisinde 1993 yılından itibaren arkeolojik kazı çalışmaları devam eden ve Altınyayla ilçesinde bulunan Kuşaklı (Sarissa) Örenyeri Hititler döneminden kalma önemli şehirlerinden biridir.
Sivas ili Anadolu topraklarının Selçuklu hakimiyetine girmesinden sonra da önemli bir yerleşim merkezi olmuş ve bu özelliğini günümüze kadar korumuştur. Tarihinin çeşitli dönemlerinde başkent olması, ticari ve kültürel kimliğe sahip olması nedeniyle her dönemde yapılan çok sayıda eserlerle doludur. Ayrıca Sivas Cumhuriyet Türkiyesi’nin de önemli bir tarih ve kültür merkezi olmuştur. İl merkezinde bulunan Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesinde arkeolojik, etnografik, sikke, tablet, mühür ve el yazması kitaplar olmak üzere toplam 11.305 eser bulunmaktadır.
Selçuklu döneminden kalan Divriği Ulu Camii, Şifaiye Medresesi, Gök Medrese, Çifte Minerali Medrese, Buruciye Medresesi; Osmanlı döneminden kalan Kale Camii, Behram Paşa Hanı, Kurşunlu Hamamı gibi eserler Sivas’a tarihi ve kültürel bakımdan büyük bir değer kazandırmaktadır. Ayrıca Türk ve İslam Kültürünü günümüze taşıyan camileri, medreseleri, hanları, kaleleri, köprüleri gibi birbirinden güzel ve görülmeye değer tarihi ve kültürel zenginlikleri, tabii güzellikleri, kaplıcaları Sivas’ı turizm açısından önemli bir merkez konumuna getirebilecek potansiyelleri bulunmaktadır. Turizmin tür ve şekillerinin birçoğuna sahip olan Sivas, özellikle kültür turizmi, doğa turizmi, inanç turizmi ve kış turizmi açısından büyük bir potansiyel taşımaktadır.
Ancak, tarihi eserlerin restorasyonlarının uzun sürmesi, turizm sektöründeki mevcut tesislerin standartlarının düşük olması, kalifiye eleman yetersizliği, tanıtım eksikliği, eğlence ve alışveriş merkezlerinin olmayışı, Sivas’ın sahip olduğu kültür ve turizm potansiyelini yeterince değerlendirememesine sebep olmaktadır.
Sivas 2023 Stratejik İl Gelişme Planı kapsamında Kültür ve Turizm Hizmetlerinin mevcut durumu analizi yapılarak, sektörün vizyonu, stratejik amaçları ve hedefleri belirlenmiştir.
Sivas Tarihi
ivas Tarihi
Sivas uzun geçmisi bulunan ve konumu nedeniyle önemini sürekli koruyan bir sehirdir. Sivas'in bugünkü sinirlari içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pilir Höyügü, Zara Tödürge Gölü kiyisindaki Tepecik Höyügü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük degirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmistir. Yildizeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çag (maden tas devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntulari elde edilmistir.
M.Ö. 2000 yili baslarinda Anadoluda ilk siyasal birligi kuran Hitit Imparatorlugu’nun egemenlik siniri içine alindi. Merkez Tatlicak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divrigi Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Sugul vadisindeki Hititçe yazilar baslica Hitit yerlesim alanlaridir. Altinyayala ilçesine bagli Basören-Kusakli yöresinde ortaya çikarilan Serissa Kenti önemli bir Hitit sehridir. Sivas Merkez Karalar köyü sinirlari içerisinde yer alan Kepez tepesi (1960 m) üzerinde yer alan ve Sebestia’yi gören kale kalintilari da Hititlere aittir.
Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Frig’lerin Hititleri ortadan kaldirmalari sonucu Sivas'ta Frig egemenligine girmistir. Frig yerlesimi Hitit yerlesim alanlarinin üst katlarinda görülmektedir. Lidya’lilar zamanindaki meshur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir.Asurlulardan sonra huriler, Sakalar ve Medler’i yönetimleri altina alan Persler’in (I.Ö.VI. yy.) eline geçti. Pers Devletini yikan Büyük Iskender, burasini kendi imparatorluguna katti.(I.Ö. IV. yy.), Iskender’in ölümüyle baslayan Helenistik dönemde önce merkezi kayseri olan Kappadokia, sonra da Pontos Kralligina geçti. Pontos kraliçesi Pythodoris’in “Sebasteia” adini verdigi kent, Roma (I.Ö. I. yy.), Imparatorlugunun ikiye bölünmesi üzerine (I.S.395) de dogu Roma olarak ayrilan Bizans Imparatorlugunun yönetimine girdi. ilin isminin Hitit Kavmi olan sibasip adindan geldigi gibi, Roma Imparatoru Aguste tarafindan sehre yunancada sehir manasina gelen "Sebasteia" adinin verildigi ve yine Selçuklular zamaninda üç degirmen anlamina gelen "Sebast" kelimesinden geldigi de rivayet edilmektedir.
Bizanslilarin “Sebastos” adiyla andiklari sehir, VII. yy ilk yarisinda Sasanilerin eline geçmis daha sonra ikinci yarisinda (I.S. 692) da Islam ordularinin akinina maruz kalmistir.. 1059'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1064'te Alparslan'in önünden kaçan Selçuklu sehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kisa süre hakimiyet saglamissa da, bölgenin Türk egemenligine girmesi ancak 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçeklesti Sonra Emir Danisment Gazinin Bizanslilardan aldigi Sivas’i, Danismentliler beyliginin topraklarina katti. Danismend lakabiyla söhret kazanan, Gümüstekin Ahmet Gazi 1080 yilinda Sivas’a geldiginde sehrin sosyal ve ekonomik açidan harap bir halde oldugunu görmüstür. Zira R. Diogenes’in Ermeni prenslerinin hakimiyetinde olan sehri isgal ettigi ve yagmalatip halki kiliçtan geçirdigi bilinmektedir.
Bizanslilarinda karistigi taht ve egemenlik kavgalari sirasinda Anadolu Selçuklulari ile Danismend’liler arasinda sürekli el degistiren Sivas, 1172 yilinda Selçuklu Sultani II. Kiliç Arslan Emir Zulnun üzerine yürüyüp bassehri olan Sivas'i almis, daha sonra sultan, Sivas ve Tokat havalisini Zulnun'a geri vermistir. Fakat 1174'de Nureddin'in vefati üzerine, yardimdan mahrum kalan Zulnun II. Kiliçarslan'a karsi mukavemet edememis ve Sivas Selçuklu Sultani'nin eline geçmistir. 1175'de Sivas böylece kesin olarak Selçuklu devleti hakimiyetine girmistir. II. Kiliçarslan, topraklarini iki oglu arasinda paylastirdigi sirada (1158) Sivas ve Aksaray'i büyük oglu Kubdeddin Meliksah'a vermistir. Tokat emiri olan kardesi Rükneddin Süleyman, daha sonra Meliksah'tan Sivas ve Konya'yi alarak Selçuklu Devleti'nin bütünlügünü yeniden sagladi ve Sivas, devletin en mühim sehirlerinden biri halini aldi.
Daha sonra I. Izzeddin Keykavus tahta çikinca amcasi olan Erzurum hâkimi Mugiseddin Tugrul Sah bunu tanimayarak Izzeddin Keykavus'u Sivas'ta kusatmis, ancak Harran ve Ruha Meliki Asraf bin Adil'in yardim göndermesi üzerine Tugrul Sah çekilmek zorunda kalmistir. Izzeddin Keykavus Sivas'i merkez yapmis ve bu sehirde, daha önce uzun süre kalmistir. Izzeddin Keykavus Anadolu'nun ilk Tip Fakülteleri'nden olan Sifaiye Medresesi'ni 1217 yilinda Sivas’ta açmistir. Darüssifa adi da verilen bu medresede; ruh, cilt ve göz hastaliklari bölümleri vardi.
Izzeddin Keykavus 1220 yilinda Sivas'ta ölmüs ve vasiyeti üzerine Sifaiye Medresesi içindeki türbeye gömülmüstür. I. Izzeddin Keykavus'tan sonra tahta geçen Alaaddin Keykubat'ta Sivas'in imarina devam etmis bu arada Mogol istilasini dikkatle izleyen sultan sehrin kale ve surlarini tamir ederek yikilan yerlerini yeniden yaptirmistir . Bu hükümdar zamaninda Sivas'in Nüfusunun 120.000'e vardigi söylenir. Bu dönem Anadolu Selçuklularinin en parlak dönemi olmustur.
Fakat, çok geçmeden Mogollar'in Anadolu'ya akinlari ile durum degisti. 1231-1232 yillarinda Çermagon Noyin Kumandasinda Sivas'a kadar uzanan Mogollar sehrin kale disi mahallelerini yakip yiktilar ve birçok genimet alip götürdüler. bunlari Erzurum'a kadar takip eden Emir Kemalettin Mogollar'a yetisemedi. Sivas'in kesin olarak Mogollar tarafindan alinmasi 1243 yilinda oldu.
Kösedagi Savasi :
Mogollar Baycu Noyin kumandasinda Sivas'in 80 km. kadar kuzeydogusunda bulunan Zara-Susehri arasindaki Kösedagi'nda II. Keyhusrev'in ordusunu dagittiktan(26 Haziran 1243) sonra sehrin üzerine yürüdüler. Sivas Kadisi Kirsehirli Necmettin, baslangiçta Baycu Noyin'e basvurarak sehri yakilip yikilmaktan kurtardi, halkin kiliçtan geçirilmemesini sagladi, ancak; Sivas Mogol askerleri tarafindan 3 gün yagma edildi. Baycu Noyin'in emri üzerine sehrin bütün kapilari kapatilarak yalniz Erzincan kapisi açik birakildi. Kösedag Savasi ile Anadolu Mogol hakimiyetine girmis oldu.
Ilhanli nüfuzu altinda Selçuklu hakimiyetinin devam ettigi XIII. yüzyilin 2. yarisinda Sivas siyasi kararsizliktan çok sikinti çekti. Bununla beraber, bugüne kadar gelen en degerli abidelerin bu sirada yapilmis olmasi ayrica dikkati çekmektedir.
1298'de Ilhanlilar'a karsi isyan eden Sülemis önceleri muvaffak oldu, hatta Sivas'i bir ay süre ile muhasara ederek zaptetti ise de, sonunda maglup oldu. XIV. yüzyilin basindan itibaren Anadolu, Ilhanlilarin gönderdikleri Valiler tarafindan idare edilmeye baslandi (1303-1304). Bu valiler Selçuklu bassehri Konya'yi degil de daha merkezi durumda, temas imkani daha kolay olan Sivas'i merkez seçerek, müstakilmis gibi yasadilar. Bu siralarda Sivas'in çok önem kazandigi anlasilmaktadir. Abu'l-Fida XIV. yüzyilin ilk yarisinda Sivas'i pek çok tüccari bulunan, meshur bir sehir olarak tasvir eder. Hamd Allah Al-Mustavfi Sivas'in zahire, meyve ve pamugunun bol oldugunu söyler (Sivas'ta pamuk yetistigi ifadesi hatali olup Cihannümaya kadar, daha baska bir takim kaynaklarca da tekrarlanmistir.).
Heyd, (Histoire Du Commerce Du Levant 1923) XIII. yüzyilda Konya, Suriye ve Irak tacirlerinin burada toplandiklarini, XIV. yüzyilda Sivas'in Avrupa ile baglanti halinde oldugunu ve burada bir Ceneviz Konsolosu bulundugunu kaydeder
XIV. yüzyilin ilk yarisinda Sivas'i ziyaret etmis bulunan Ibni Batuta, Seyahatnamesi'nde Sivas'i "Irak Melikinin Anadolu'daki sehirleri içinde en büyük olani" diye anlatir. Sehrin insa tarzinin güzel, sokaklarinin genis, çarsilarinin kalabalik oldugunu söyler. Bu sirada Sivas, Ilhanli hükümdari Abu Said Bahadir Han'in Naibi olarak Anadolu'nun büyük bir kismini idare eden Emir Alaaddin Eratna hakimiyetinde bulunuyordu. Eratna daha sonra Memlük hükümdarinin himayesine geçmis ve Sivas ile Erzincan arasinda Karanbük'te Timurtas'in oglu küçük Seyh Hasan'i bozguna ugratarak (1343) Sivas'ta istiklâlini ilân etmis, devletine merkez olarak da Sivas'i seçmistir. Eratna memleketini güzel idare ederek Ilhanli tahakkümünden bikan halki memnun etmis, sukûneti saglamis, adaletinden dolayi halk kendisine Köse Peygamber ismini vermistir. Sivas, Kayseri, Nigde, Aksaray, Ankara, Develi, Karahisar, Amasya, Tokat, Merzifon, Samsun, Erzincan, Sarkkikarahisar ve Çorum'dan ibaret bir devlet kuran Eratna Bey, âlim bir hükümdan olup, Arapça konusurdu.
1352 yilinda vefat eden Eratna'nin yerine iki oglundan biri olan Mehmet Bey geçti. Diger oglu Cafer Bey Misir'a kaçti, bir ara Mehmet Bey'e karsi veziri hoca Ali Sah isyan ettiyse de Memlûklû'larin yardimi ile bertaraf edildi, 1365'de Mehmet Bey katledilerek yerine oglu Ali Bey getirildi. Ali Bey eglenceye düskün bir hükümdardir. Onun devrinde merkezin hakimiyeti gittikçe zayifladi. Valiler kendi baslarina hareket ettiler. Bunu firsat bilen Karamanoglu Kayseri'yi zaptederek Ali Bey'i Sivas'a kaçirtti. Kayseri Kadisi olan Kadi Burhaneddin, Ali Bey ile beraber Sivas'a kaçti ve ona vezir oldu. 1380'de ölen Ali Bey'in yerine oglu II. Mehmet Bey getirildi. Pek küçük olan Mehmet Bey'i Kadi Burhaneddin tahttan indirdi ve hükümdârligini ilân etti. Eratna ailesi yarim yüzyil hüküm sürmüs, pek çok sikke (para) bastirmis, Sivas, Kayseri ve Tokat'ta bazi eserler yaptirmistir.
Kadiliktan hükümdarliga çikan bu cesur ve âlim adamin babasi Oguzlarin Salur kolundandir. Ana tarafindan ise Selçuklu devleti Maliye Naziri Bedrüddin Mahmud'un kiz torununun ogludur. Kadi Burhaneddin Sam ve Misir âlimlerinden orta tahsil görmüs, memleketine dönünce de bir süre ders okutmustur. Eratna oglu Ali Bey'e vezirlik, Ali Bey'in küçük ogluna naiblik etmis ve onu tahttan indirerek hükümeti eline almistir (1380). Kadi Burhaneddin sonralari kendisine aleyhtar olan Eratna sülalesi ve Amasya Bey'i Ahmet, Tokat Bey'i Seyh Necip, Karaman oglu ve Erzincan hakimi ile mütemadiyen ugrasmis, Memlûk ve Osmanlilarla da çarpismaktan geri kalmamistir. 1389'da Sivas'i 40 gün muhasara eden Memlûklular'i çekilmeye mecbur ettigi gibi Çorum taraflarinda Yildirim Beyazit'in ordusunu da maglup etmistir. Kadi Burhaneddin eski müttefiki Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman üzerine açtigi bir savasta rakibini küçümsemis ve bu küçümseme hayatina mal olmustur (1398).
Timur tehlikesine karsi Memluklular'in ve Osmanlilarin dikkatini çeken Kadi Burhaneddin'in âni ölümü üzerine yerine Küçük oglu Alâaddin geçirildi ise de, Timur tehlikesine karsi sehir Osmanlilar'a teslim edildi.
Kadi Burhaneddin gençliginde askeri terbiye görmüs, spor yapmis, âlim kiyafeti yerine asker elbisesi ile gezmeyi tercih etmis, kis geceleri ilmi tetkiklerdebulunarak kitaplar ve siirler yazmistir. Türkçe, Arapça, Farsça siirleri vardir. Türkçe olan bir divani (British Museum) da olup fotograflarla alinmis bir nüshasi Necip ASIM Bey'in tesebbüsü ile Ankara Milli Egitim Bakanligi Kütüphanesi'ne konulmustur. Bu divanin bazi parçalari 1922 yilinda Istanbul'da da basilmistir. Timur istilasini göz önünde tutan Kadi Burhaneddin, sehir surlarinin yanina derin hendekler açtirmis ve kaleleri tamir ettirmistir.
TIMUR'UN SIVAS'I ISTILASI
Büyük bir ordu ile Anadolu'ya giren Timur, Yildirim Beyazit ile karsilasmadan önce Erzincan üzerinden, 180.000 kisi ile sehri ansizin kusatti. Kalede 4000 kisi vardi. Yildirim Beyazit'in oglu Sehzade Emir Süleyman kuvvet getirmek amaciyla sehirden çikti. Kusatilan sehre disaridan top ve mancilik yagdirildi, surlara lagim atilarak büyük gedikler açildi. Sehir ancak 18 gün dayanabildi, kan dökülmemek sarti ile teslim olan müdafiler diri diri topraga gömüldüler, sehir üç gün yagma edildi.
1402 yilinda Timur'un Yildirim Beyazit ile olan muharebesinde Yildirim'in maglup edilmesi üzerine de Sivas Timur idaresine geçmis oldu. Bu devirde Sivas çok harap edildi, bir kötülügü ifade etmek için su sözü deyim olarak Sivaslilar yillarca söyledi. "Sana öyle bir kötülük edeyim ki Timur Sivas'a etmemis ola".
Timur'un tarihçisi Serafettin Yazdî, Sivas surlarinin çok saglam oldugunu, kuzey, güney, dogu ve batinin hendeklerle kusatilmis oldugunu, 7 kapisinin bulundugunu kaydeder. Evliya Çelebi'nin tasviri de bu hükmü desteklemektedir. A. Gabriel'de Timur'un Sivas surlarini tamamen yikmadigini, kale bedenleri ile kapilari tahrip ettigini yazar.
Timur'un Anadolu'yu istilâsindan sonra Kadi Burhaneddin'in damadi olmasi muhtemel Mezit Bey Sivas'i elinde bulunduruyordu.
Tarihte Fetret Devri diye anilan bu devirde Osmanli birligini saglayan Çelebi Mehmet Amasya'da oturmaktaydi. Sivas, Tokat, Samsun, Çorum sancaklari da Amasya'ya baglidir. (1413)
Mezit Bey topraklarini genisletmek için harekete geçince Amasya'da bulunan Çelebi Mehmet, Beyazit Pasa'yi onun üzerine göndermis ve Mezit Bey Sivas'ta yaptigi siddetli bir savunma savasindan sonra teslim alinarak Amasya'ya getirilmis ve hayati bagislandiktan sonra uzun yillar devlet hizmetinde bulunmustur.
Hüseyin Hüsamettin, Amasya tarihinde, Mezit Bey'in Sivas hakimiyetinin 1408 yilina kadar sürdügünü kaydetmektedir. Sivas'in harap olan kalesi Çelebi Sultan Mehmet tarafindan 1418 yilinda Ak Bey eli ile tamir ve ihya edilmistir.
1509 yilinda Sivas, Amasya, Tokat, Çorum yöresi siddetli bir zelzele geçirmis, halk 45 gün disarida kalmistir.
Yavuz Sultan Selim, Sah Ismail üzerine giderken ordunun bir kismini Sivas ile Kayseri arasinda birakarak Susehri üzerinden Safevi topraklarina girmistir.
1527 yilinda Baba Zülnun ile Sülün oglu taraftarlari ayaklanarak Karaman ve Sivas Beylerbeyligi ordularini bozguna ugratmislardir. Uzun ugrasmalardan sonra Diyarbakir ve Adana Beylerbeyi taraftarlari ile birlikte bu isyan bastirilmistir.
Daha sonra II. Beyazit devrinin sonunda, sehzadeler isyani sirasinda vaziyetin kararsizligindan istifade ederek Anadolu'da genis sahalara yayilan Sahkulu hareketini bastirmak üzere memur edilen Vezir-i âzam Hadim Ali Pasa Sivas havalisinde Gökçay mevkiinde çarpisma sirasinda ölmüstür. Sakîler de dogu hudutlarina çekilerek Sah Ismail ile birlesmislerdir.
Osmanli hakimiyeti altinda Sivas büyük bir eyalet merkezi olmustur. XVI. yüzyilda Eyalet-i Rûm (Anadolu Eyaleti) denilen Sivas eyaleti, Pasa Sancagi olan Sivas'tan baska Amasya, Çorum, Yozgat, Divrigi, Samsun ve Arapkir Livalarini ihtiva etmek üzere Orta Firat havalisinden, Orta Karadeniz bölümüne kadar uzaniyordu.
XVII. yüzyilda basa geçen padisahlarin çogunun dirayetsiz olmasi nedeni ile Anadolu'da isyanlar birbirini takip etmistir. Sivas ve yöresi isyanlarin merkezi durumuna gelmistir. Kapikulu ve Timarli askerlerin bozulmasi, rüsvet, iltimas ve haksizliklar ile uzun süren harpler sonucu bu isyanlar çikmistir. Yukaridaki sebeplerin yogunlastigi bir sirada Yozgatli Celal adli bir eskiya, etrafina topladigi binlerce adami ile ilk isyani çikarmis, bundan sonraki isyanlarin hepsine Celâli Isyanlari denilmistir. En önemlileri Karayazici Delihasan, Canbolatoglu, Kalenderoglu, Abaza Mehmet Pasa ve Vardar Ali Pasa isyanlaridir.
Iran savaslari sirasinda, 1635 yilinda, Padisah IV. Murat bir ara Sivas'a gelmistir.
XVIII. yüzyilin ikinci yarisinda Sivas, zaman zaman Çapanogullari'nin tesiri altinda kalmis, Valiler ve Derebeylerinin devlete karsi baskaldirma hareketlerinden çok zarar görmüstür. Bu zamanda Sivas'in ekonomik önemi ile beraber nüfusu da azalmistir.
XIX. yüzyilda Tanzimat ve Mesrutiyet devirlerini önceki dönemlere nispetle daha sakin geçirmis ve oldukça verimli çalismalar yapilmistir. Halil Rifat Pasa'nin yol davasindaki büyük çalismalari "Gidemedigin Yer Senin Degildir" sözü ile deger bulmustur.
Resit Akif Pasa devlet idaresine sagladigi hürmet ve güvenle, Muammer Bey'in okul yaptirma açtirma yolundaki çabalari sükranla anilmaktadir
500 yillik bir süreden sonra, Timur'un yiktigi ve harap ettigi Sivas'a belirli bazi eserler yapilmis ve Sivas bu sekilde Cumhuriyet Hükümetine teslim edilmistir.
Sivas Osmanli Imparatorlugunda eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kismi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bagli birer sancak olmustur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde belirtildigi gibi Sivas zamaninin en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çesmesi oldugundan bahsedilir.
Sivas'a birçok vali atanmis, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rifat Pasanin yaptirdigi birçok yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkimizin hizmetindedir. Tarihin kaydedildigi zamandan beri önemli bir yerlesim merkezi olan Sivas, asirlar boyunca önemini korumus ve özellikle Milli Mücadele yillarinda milli mücadeleye baslangiç olmasi ona tarihin en kiymetli degerini vermistir.
. MILLÎ MÜCADELEDE SIVAS [1]
Sivas Kongresi Niçin Toplandi?
Kasim 1914'de girdigimiz Birinci Dünya Savasi'ndan yenik çiktik. Savas sona erdiginde milyonlarca kilometrekare topragi ve yüzbinlerce insanimizi kaybetmis olarak Anadolu topraklarina çekildik. Türkleri, Anadolu'dan da atma projesi devreye sokuldu. Mondros Ateskesinin uygulamaya konulmasi sonucu Musul, Istanbul, Bogazlar, Dogu Trakya, Iskenderun, Maras, Urfa, Antep, Batum, Adana, Antalya, Kusadasi ..vd. Anlasma( Itilaf) devletleri'nin isgaline ugradi. Anadolu içlerine ve kiyilarina askerî birlikler çikardilar.
Ermeni ve Rum azinlik, isgal ordularini çosku ile karsiladiklari gibi ülkenin çesitli yörelerinde taskinliklarini, katliamlarini sürdürdü. Paris Baris Konferansi karari geregince Yunanlilarin Izmir'i isgali, bardagi tasiran son damla oldu.
Henüz Balkan ve Birinci Dünya Savasi yaralarini sarmadan Anadolu topraklarinin da isgale ugramasi, Türk halkini karamsarliga düsürdü. Isgaller ve azinliklarin tutumu karsisinda, ülke yöneticileri siyaset yoluyla sorunu asacaklarini düsünürken, aydinlar arasinda Amerikan, Ingiliz, Fransiz ‘manda' egilimleri bas gösterdi.
Manda düsüncesini savunanlara göre: “ Alman destegi altinda Anlasma devletlerine yenilen Osmanli Devleti, bu güçlü devletlere karsi tek basina bir mücadele yürütemezdi ”. Mevcut durum karsisinda ulusa olan güven duygusunu yitirenler: “ isgallere karsi direnis, yeni isgallere yol açar ” diye düsünüyorlardi. Ulusal tepki ve direnisler Istanbul basininda elestirilmekte, Istanbul Hükümeti tarafindan ise siddetle uyarilmaktaydi.
Atatürk, bu durum karsisinda Türk ulusuna duydugu güvenle: “ Memleketi bu müthis badireden kurtarmak için yalniz bir kuvvetin temini lazimdir: milletin birligi ” diyerek, bagimsizlik yolunda ilk yöntemi açikliyordu. Birligi saglamanin yolu ise ulusal bir kongreden geçiyordu. Ulusun temsilcileri bir araya gelecek ve ülkenin içinde bulundugu duruma bir çözüm getirecekti. Bu çözümün kararlari Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) alinacaktir.
Sivas Kongresi Nerede Kararlastirildi?
9. Ordu Müfettisi olarak, asayisi düzeltmek göreviyle Samsun'a çikan Mustafa Kemal Pasa Ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay) ve Refet (Bele) ile Amasya'da bulustu. Amasya Genelgesi için Kazim Karabekir Pasa ve diger ilgililerin onayi alindi. 21 / 22 Haziran 1919'da yayimlanan genelge, illerin askerî ve mülkî yöneticilerine telgrafla, Istanbul'daki bazi devlet adamlari ve komutanlara ise özel mektup ekinde ulastirildi.
Amasya Genelgesi “ Vatanin Bütünlügü Milletin Bagimsizligi Tehlikededir ” uyarisi ile basliyor ve “ Milletin Bagimsizligini Yine Milletin Azim ve Karari Kurtaracaktir ” çözüm önerisi ile sürüyordu.
Sivas Kongresi karari, genelgede söyle belirtiliyordu: “ Milletin istiklâlini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskidan uzak bir millî heyetin kurulmasi gerekmektedir. Bunun için yazismalar sonunda, Anadolu'nun en güvenilir yeri Sivas'ta Millî Kongre'nin toplanmasi kararlastirilmistir. Firka (parti) anlasmazliklari gözetilmeden her sancaktan, halkin güvenini kazanmis üç murahhasin (delegenin ), mümkün olan çabuklukla yola çikarilmasi gerekir. Her ihtimale karsi bunun bir ‘millî sir' olarak tutulmasi ve gereken yerlerde yolculugun degisik adla ve kilikla yapilmasi lâzimdir.
Müdafaai Hukuki Millîye Cemiyetleri ve Belediye Baskanliklarinca murahhaslarin seçilmesi ve yola çikarilmasi hakkinda, vatanseverlikle yardimci olmanizi; ve onlarin adlariyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim .”
Mustafa Kemal Pasa Sivas'ta ( 27 Haziran 1919)
Erzurum Kongresi'ne katilmak üzere Erzurum'a gitmekte olan Mustafa Kemal Pasa, 27 Haziran 1919 günü Sivas'a geldi. Israrla Istanbul'a çagirildigi, emirlerinin dinlenilmemesi için genelgeler yayimlandigi, tutuklama söylentilerinin dolastigi bir sirada geldigi Sivas'ta halk ve askerler tarafindan çoskuyla karsilandi. O ani kendisi Nutuk'ta söyle anlatir:
“ Sivas sehrine girerken, caddenin iki tarafi büyük bir kalabalikla dolmus, askeri birlikler tören düzenini almis bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halki selamladim... Bu manzara, Sivas'in saygideger halkinin ve Sivas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bagli ve sevgi ile dolu oldugunu gösteren canli bir tanik idi.. ”
27 Haziran günü Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerine su direktifleri verdi: “ Halkin çogunlugunu, özellikle okumus ve genç unsurlari amaç etrafinda toplayiniz. fiili direnise hazirlanin. Olumsuz propaganda ve akimlara karsi önlemler alin. Kolordu Komutani ve Kurmay Baskani ile çok siki ve sürekli iliski içinde bulununuz, onlarin sifresi ile önemli konular ve durumlar hakkinda bilgi alis verisi yapin. Vali ile de iyi iliskileri gelistirerek iki merkezin vilayete yapacagi duyurulardan bilgi sahibi olunuz. Sivas merkezinden Erzurum Kongresi için iki delege seçerek derhal yola çikariniz ”
Bu direktifler, Sivasli vatanseverler üzerinde kivilcim etkisi yapti. Ulusal mücadele yolundaki çabalarini artirdilar. M. Kemal, 28 Haziran sabahi, Ramazan Bayraminin birinci günü, erkenden Erzurum'a dogru yola çikti.
Sivaslilar Mustafa Kemal Pasayi Karsiliyor ( 2 Eylül 1919)
Ermeni tehdidine karsi Dogu illerinin birligini saglamak amaciyla toplanan Erzurum Kongresi amacina ulasmis, Kongreye baskanlik eden ve yönlendiren Mustafa Kemal Pasa, beraberindeki arkadaslari ve üç Temsil Kurulu üyesiyle birlikte Sivas yolundadir.
2 Eylül günü Sivas, tarihinin en mutlu günlerinden birine uyanir. Sivas halki, Erzincan yönüne dogru, erken saatlerde akin etmeye baslar. Atli – yaya yola çikanlar Kilavuz tepesinde toplanir. Mustafa Kemal Pasa ve arkadaslarini getiren otomobillerin Seyfebeli'nden görülmesi ile Sivaslilari büyük bir sevinç dalgasi kaplar. Halkin büyük sevgi gösterisinden sonra günes batarken hep birlikte sehre girilir. Karsilamaya çikamayanlar caddenin iki yanini doldurmus, alkis tufani arasinda Mustafa Kemal Pasayi selamlar.
Sivaslilar, misafirleri için Mekteb-i Sultanî'yi (Kongre Binasi-Lise) hazirlamislardi. Aksam onurlarina yemek verilir. Dinlenmeye çekilirler.
Sivas Kongresi'nde Sivas Delegesi Var miydi?
Sivas Vilayeti, ‘Alti Dogu Ili”nden biri olmasi nedeniyle Erzurum Kongresi'nde temsil edildi. Erzurum Kongresi'ne katilan 13 delegeden ikisi Sivas Merkez Sancagi'ni temsilen Erzuruma gitti. Erzurum Kongresi sonunda dokuz kisilik Temsil Kurulu belirlendi. Sivas (merkez) delegeleri, Mustafa Kemal Pasanin bütün israrlarina ragmen Temsil Kurulu'nda görev almadi. Bunun üzerine, Sivas Vilayeti adina Temsil Kurulu'na Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Beyler seçildi.
Erzurum Kongresi'ne katilan yaklasik 56 delege, Sivas Kongresi'ne katilmak için memleketlerinden yetki almamislardi. Ayrica bu delegeleri Sivas Kongresi'ne getirmek pratik olarak da mümkün degildi. Bu durum karsisinda, Temsil Kurulu üyelerinin, Dogu illerini ve Trabzon vilayetini temsilen Sivas Kongresi'ne katilmasi kararlastirildi. Bu nedenle, Sivas Kongresi'nde - Temsil Kurulu üyeleri disinda - Dogu illerinden ve Trabzon'dan delege yer almamistir.
Böylece, Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Bey, Sivas Vilayeti kontenjanindan seçildikleri Temsil Kurulu Üyeligi ile hem dogu illerinin, hem de dolayisiyla Sivas'in temsilcisi olarak Sivas Kongresi'nde yer almislardir.
Sivas Kongresi Delegeleri
Delegenin Adi : Temsil Ettigi Yer: Meslegi:
Mustafa Kemal (Atatürk)
Temsil Kurulu Baskani (Erzurum)
Ordu Müf. Istifa
Hüseyin Rauf (Orbay)
Temsil Kurulu Üyesi (Sivas)
Em. Deniz subayi
Bekir Sami (Kunduk)
Temsil Kurulu Üyesi (Sivas)
Mülkiyeli - Vali
Fevzi (Baysoy)
Temsil Kurulu Üyesi (Erzincan)
Din adami -Seyh
Raif (Dinç)
Temsil Kurulu Üyesi (Erzurum)
Hukukçu- Yargiç
Refet (Bele)
Canik (Samsun)(TKÜ)
Asker (Albay)
Kara Vasif
Antep
Emekli Albay
Ismail Hami (Danisment)
Istanbul
Mülkiyeli- Tarihçi
Ismail Fazil (Cebesoy)
Istanbul
Emekli General
Hikmet (Boran)
Ask. Tib. Ögr. Tem.(Ist.)
Tibbiye Ögrencisi
Ahmet Nuri
Bursa
Ilmiye sinifi Hocasi
Osman Nuri (Özpay)
Bursa
Hukukçu- Avukat
Hüseyin (Bayraktar)
Eskisehir
Tüccar
Hüsrev Sami (Kizildogan)
Eskisehir
Subay
Halil Ibrahim (Sipahi)
Eskisehir
Tüccar- Bld. Bsk.
Mehmet Sükrü (Koçzade)
A. Karahisar
Hukukçu
Salih Sitki (Kesrioglu)
A. Karahisar
Mülkiyeli
Bekir (Gümisioglu))
A. Karahisar
Ögretmen
Abdurrahman Dursun (Yalvaç)
Çorum
Ögretmen
Mehmet Tevfik (Ergun)
Çorum
Ögretmen
Ibrahim Süreyya (Yigit)
Alasehir (Saruhan)
Mutasarrif
Macit (Suner)
Alasehir (Manisa)
Hakim (Yargiç)
Mehmet Sükrü (Dalamanli)
Denizli
Hukukçu
Yusuf (Basagazade)
Denizli
Hukukçu - Ziraatçi
Necip Ali (Küçüka)
Denizli
Hukukçu -Yargiç
Hakki Behiç (Bayiç)
Denizli
Mülkiyeli
Sami Zeki
Kastamonu
Emekli Subay
Nuri (Tatlizade)
Kastamonu
Tüccar
Halit Hami (Mengi)
Bor (Nigde)
Tüccar- Beld. Bsk.
Mustafa (Soylu)
Nigde
Ögretmen
Yusuf Bahri (Tatlioglu)
Yozgat
Çiftçi
Osman Remzi (Ögüt)
Nevsehir
Memur
Mazhar Müfit (Kansu)
Denizli (Hakkari)
Valilikten istifa
Hasan
?
?
Süleyman (Bosanli – Bosnak)
Samsun(Canik)
Çiftçi - Denizci
Asagidaki isimler ise Sivas Kongresi'ne delege olarak seçilmisler, ancak kongre çalismalari sona erdikten sonraki günlerde Sivas'a gelebilmislerdir.
Nuh Naci (Yazgan)
Kayseri
Tüccar
Ahmet Hilmi (Kalaç)
Kayseri
Kaymakam
Ömer Mümtaz (Imamzade)
Kayseri
Tüccar
Ihsan Hamit (Tigrel)
Diyarbakir
Egitimci
Bursa delegeleri gösterilen askerlikten istifa etmis Necati (Kurtulus) ve hukukçu Asaf (Doras)'a kongre tutanaklarinda rastlanmadigi halde, bazi eserlerde isimleri geçmektedir.
Sivaslilar Kongre için neler yapti?
Sivasli Rasim (Basara) Bey, Müftü Abdürrauf Efendi, Emir (Marsan) Pasa ile 3.Kolordu Komutani Selahattin(Çolak) ve M.Kemal Pasanin özel temsilcisi Ask.Dr. Ibrahim (Tali) Bey, ‘lise' binasinin Kongre için düzenlenmesiyle ve diger hazirliklarla ilgilendiler. Hayri (Sigirci)Bey ve Sekercizade Ismail Efendi, evlerinden getirdikleri esyalar ile Mustafa Kemal Pasa'nin kalacagi odayi ve Kongre salonunu dösediler.
Mustafa Kemal Pasa, Erzurum'dan gönderdigi haberle gelen delegelerin otellerde kalmasini yasaklayinca, Sekercizade Ismail Efendi çok sayida delegeyi evinde uzun süre misafir etti.
Rasim Bey ve Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin diger yöneticileri, Hürriyet ve Itilaf Partisi Sivas örgütünün olumsuz propagandalarini bosa çikararak, halki millî mücadeleye isindirdilar.
Sivas Kongresi delegelerinin yemekleri ilk günlerde Sivas Belediyesi tarafindan karsilandi. Belediye Baskani Abdulhak Bey sadece yemekle degil, bütün sorunlarla yakindan ilgilendi. Daha sonra masraflari kismak amaciyla, yemekler Kongre binasinin alt katindaki mutfakta çikarildi.Yemek giderleri belli ölçüde Sivas'in varlikli aileleri tarafindan karsilandi.
Sehrin ileri gelenleri ve yöneticileri sik sik kongre binasina giderek, Mustafa Kemal Pasa ve beraberindekileri ziyaret ettiler, gece sohbetlerine katildilar.
Böbreklerinden rahatsiz olan Mustafa Kemal Pasaya sik sik kepenek suyu getirilerek iyilesmesine yardimci olundu.
Fransizlarin Güneyden, Ingilizlerin Kuzeyden sehri isgal edecegi tehdit ve söylentilerine, Elazig Valisi Ali Galip'in Kongreyi basarak dagitma girisimlerine, Istanbul Hükümeti'nin baskilarina ragmen vatansever Sivas halki Sivas Kongresine, Mustafa Kemal Pasa ve arkadaslarina tam bir ev sahipligi yapmistir.
1 2 Eylül 1919 günü Kongre salonunda halka açik bir toplanti yapildi. Davetli Sivaslilar tam kadro bu toplantiya katildigi gibi, ayni gün Ulu Cami'de yapilan toplantiya Sivas halki büyük bir ilgi ile katilarak, heyecanli konusmalari can kulagi ile dinlemislerdir.
Mustafa Kemal Pasa, arkadaslari ve Temsil Kurulu üyeleri 108 gün kaldiklari Sivas'ta huzur içinde çalismalarini yürütmüslerdir.
Kongre sonrasi Sivasli vatansever kadinlarin yaptiklari çalismalar her türlü övgünün üstündedir.
Sivas Kongresi'nin Açilisi ve Baskanlik tartismasi
4 Eylül 1919 Persembe günü Sivas, tam bir bayram sevinci içindeydi. Sivas halki, saatler öncesinden Mekteb-i Sultanî'nin önünde toplanmis, binaya giden yollari doldurmustu.
Açilis saati olan 14.00'e bes kala Mustafa Kemal Pasa odasindan çikip toplanti salonuna girdi. Dogruca Baskanlik kürsüsüne çikti. Çünkü bu toplantinin düzenleyicisi ve davetçisiydi. Açis konusmasina su cümlelerle basladi:
“ Muhterem Efendiler;
Vatan ve milletin kurtulusunu amaçlayan zorlayici sebepler, sizleri bunca sikinti ve engeller karsisinda Sivas'ta topladi. Yigitçe azminizi kutlar, sizlere hos geldiniz demekle mutlu oldugumu arz ederim .... ”
Kongrenin açilisindan bir gün önce Bekir Sami (Kunduk) un evinde yapilan toplantida Mustafa Kemal Pasanin Kongre Baskanligina getirilmemesi kararlastirildi.
Açilis günü kongre salonuna girilirken Mustafa Kemal Pasanin “ Kimi Baskan yapalim? ” sorusuna Rauf Bey: “ Sen Baskan olmamalisin ” cevabini verdi.
Kongre açildiktan sonra söz alan Ismail Fazil Pasa, isin içine kisisellik karismamasi, esitlik ilkesine uyulmasinin disariya karsi olumlu etki yapacagi gerekçesiyle, baskanligin birer gün veya birer hafta devam etmek üzere sirayla yapilmasini ve üyelerin temsil ettikleri il veya sancagin adlarinin bas harfleri esas alinarak alfabe sirasina göre yapilmasini teklif etti.
Teklif Kongre tarafindan kabul edilmedi. Gizli oyla yapilan seçim sonucunda üç olumsuz oya ragmen, Mustafa Kemal Pasa Kongre Baskanligina getirildi.
Mustafa Kemal Pasanin Kongre Baskanligina itirazlarinin sebebi, kongreden önce hazirladiklari manda isteklerini içeren raporlarini kolaylikla kongreye kabul ettirmekti.
Erzurum Kongresi Kararlarinda Yapilan Degisiklikler
5 Eylül günü bayram kutlama mesajlari gönderildi. 6 Eylül Kurban Bayraminin ilk günü oldugu için kongre toplanmadi. Bayram günü Sivas Belediyesi'nden bir kurul, Kongre binasina gelerek kutlamada bulundugundan, 7 Eylül günkü toplantida ziyaretin iadesi için karar alindi.
7 Eylül günü kutlama telgraflari okundu, verilecek cevaplar belirlendi. Sonra gündemin önemli maddelerinden olan Erzurum Kongresi Tüzük ve Bildiri degisikligi ile ilgili görüsmelere geçildi. Mustafa Kemal Pasanin önceden hazirladigi degisiklik paketi Kongre Genel Kurulu tarafindan kabul edildi:
Cemiyetin (dernegin) adi “ Sarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ” iken “ Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ” oldu.
“ Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) , bütün Dogu Anadolu'yu temsil eder ” yerine “ Heyet-i Temsiliye bütün vatani temsil eder ” denildi.
“ Her türlü isgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bagli sayacagimizdan, topyekûn (hep birlikte) savunma ve direnme ilkesi kabul edilmistir” cümlesi “Her türlü isgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmis faaliyetin reddi konularinda topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmistir ” seklinde degistirilmistir.
Bu iki cümle arasinda anlam bakimindan büyük fark vardir. Birincisinde Anlasma devletlerine karsi düsmanca tavir alma ve direnmeden söz edilmiyor, ikincisinde bu konu açiklik kazaniyordu.
Tüzügün dördüncü maddesinde geçen “ Osmanli Hükümeti'nin yabanci devletlerin baskisi karsisinda, buralari (Dogu illerini) birakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldigi anlasilirsa, alinacak idarî, siyasî, askerî önlemlerin belirlenmesi ”, – geçici bir yönetim kurma–ile ilgili olarak Sivas Kongresi “ buralari ” yerine , “ yurdumuzun herhangi bir parçasini birakmak ve ilgilenmemek ” ifadesini kabul etmistir.
Bu degisikliklerle yerel bir kongre olan Erzurum Kongresi tüzük ve bildirisi, Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi tarafindan genellestirilerek vatanin tümünü kapsar bir hale getirilmis oldu.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurulmasi ile bütün yerel cemiyetler bir çati altinda toplanarak, bu cemiyetin subeleri konumuna getirilmis oldular. Böylece Millî mücadele merkezi bir örgütlenmeye gidiyor; ulusal birlik ve ortak mücadele saglanmis, daginiklik giderilmis oluyordu.
Erzurum Kongresi karariyla kurulmus olan Sarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kurulu, yerini 11 Eylül 1919 günü Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kuruluna birakmis oluyordu.
Sivas Kongresi'nde Manda Tartismalari
Paris Baris Konferansi'nda Anlasma Devletleri temsilcileri dünyayi paylasmaya kalktilar. Ancak çatisik istekler ortaya çikti. Bazi milletleri tümden esaret altina alamayacaklarini düsünerek, isgal politikalarini örtmeye yarayan yeni bir sömürü yöntemi gelistirdiler ve adina ‘Manda Yönetimi' dediler.
Paylastirilacak yeni topraklar, dogrudan devletlerin eline verilmeyecek, uygun görülecek büyük bir devlet, Milletler Cemiyeti adina bir yörede vekaleten yönetimle görevlendirilecekti. Bu vekaleti alan devlet, sömürecegi ulusun bagimsizligi hak etme süresini belirleyecekti.
Türkiye disinda, Osmanli topraklari üzerinde kurulmus bütün devletler galip devletlerin mandasi altina girdi ve uzun süre sömürüldü. Atatürk'ün önderligi altinda girisilen ulusal Kurtulus Savasi basariya ulastigi için ‘Tam Bagimsiz' Türkiye Cumhuriyeti kurulmustur.
Manda altina girmekten baska çare düsünemeyen Osmanli aydinlari, tarihi iliskileri dikkate alarak Amerikan mandasi üzerine yogunlastilar. Amerika'ya mektuplar yazdilar. Mustafa Kemal Pasaya gönderdikleri mektup ve telgraflarla onu da etkilemeye çalistilar.
Erzurum'da bulundugu sirada, Halide Edip (Adivar) tarafindan gönderilen ve Amerikan mandasinin ekonomik ve medeni destekten ibaret oldugu sözleri ile dolu mektubu okudugunda sinirlenen Mustafa Kemal Pasa, yanindakilere söyle seslenir:
“ Hayir pasalar hayir, hayir beyefendiler hayir, hayir hanimefendiler hayir, manda yok.. Ya istiklal, ya ölüm var..
Amerikan mandasi diye çirpinanlar, düsman isgali altinda bulunan sinirleri ve zaaflari ile bu millete ve bize inanmayanlardir. Bizim hayal ve macera pesinde kostugumuzu sananlardir. Eger, bunlar Anadolu'nun ve Türk milletinin gerçek duygularini bilseler, bizim çalismalarimizin hedefini kavrayabilseler, Erzurum Kongresi kararlarinin nasil bir millî vicdan ürünü oldugunu takdir edebilseler, bu sakim (hastalikli) fikirlerinden dolayi utanç duyarlar. Bunlar, ümitsizlik ve bozgunluk içinde realitelerden uzak olarak yasayan ve ne yapacaklarini, ne yapilmakta oldugunu bilmeyen insanlardir.
Kongre hissiyatini açiklikla belirtmistir. Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) kararini vermistir. Millî irade suur ve istikametini bulmustur. Davamiz yürümektedir ve yürüyecektir. Basarili olmamak için hiçbir sebep yoktur. Hiçbir olumsuz karari tanimayacagiz. Tek ve degismez parola sudur: Tek tepe, tek kursun kalincaya kadar mücadele, yahut da: Ya Istiklal, Ya Ölüm! ”
Erzurum'da, Sivas'a gelme hazirliklari yapildigi bir sirada kendisine sorulan: “ Pasam, Sivas'ta galiba manda meselesi bizi çok üzecek ve yoracak ” sorusuna heyecanla su cevabi verir: “ Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasina, Ingiliz himayesine terk etmekle kurtulacak saniyorlar. Kendi rahatlarini temin etmek için bir vatani ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar .”
Kongre için Sivas'a erken gelen Istanbul delegeleri diger delegeleri de etkileyerek, Amerikan mandasini isteyen bir muhtira (rapor) hazirladilar. Bu rapor Sivas Kongresi gündemine alindi.
8 Eylül 1919 günü Kongre mandayi tartismaya basladi. Özellikle Istanbul'dan gelen Kara Vasif Bey, Ismail Fazil(Cebesoy) Pasa, Ismail Hami (Danisment) Bey ve Refet (Bele) Bey, Kongre salonunu etkileyecek uzun konusmalar yaparak, Amerikan mandasini savundular. Kara Vasif Beyin konusmasi sirasinda delegelerden biri : “ Istanbul'dan mandayi mi bize hediye getirdiniz? ” diye bagirdi.
Refet Beyin konusmasinin delegeler üzerinde o kadar etkili olmustu ki, oylamaya geçilmesi durumunda manda karari çikacagindan korkan Mustafa Kemal Pasa, toplantiya on dakika ara verir.
Ahmet Nuri Bey (Bursa) ve Raif(Dinç) Efendi mandayi savunanlari elestirdiler. Bagimsizliktan yana tavir koydular. Mandayi savunanlari Bagimsizliga karsi olmakla suçladilar. Bunun üzerine Ismail Fazil Pasa “Yanlis anlasildigi için raporumuzu geri çekiyoruz. Hiç verilmemis saydik” dedi.
8 Eylül gecesi evlerde ve Kongre binasinda manda üzerine konusmalar ve tartismalar sürdü. Ertesi gün Kongre manda tartismalarina devam etti. Rauf(Orbay) Beyin teklifi ile : “Amerika'da yillardan beri aleyhimizde yapilmakta olan olumsuz propagandalarin dogurdugu yanlis anlasilmalarin önüne geçmek için Amerika'dan bir kurul istenmesine ve inceleme sonucunda gerçeklerin gösterilmesi” kararina varildi.
Böylece hem manda istekleri gömüldü, hem de mandayi savunanlar küstürülmeyerek bu sorun çözüme kavusturuldu.
Manda konusundaki görüsmelerin sonucu Sivas Kongresi kararlarina söyle yansidi : “... Devlet ve milletimizin iç ve dis bagimsizligi ve vatanimizin bütünlügü sakli kalmak sartiyla, altinci maddede yazili sinirlar içinde, milli ilkelere saygili olan ve vatanimiza karsi saldiri ve yayilma amaci gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sanayi, ekonomik yardimini memnuniyetle karsilariz ....”
Mustafa Kemal Pasa, mandayi savunanlari karsisina almadan Sivas Kongresi'ni basari ile yönetmis ve mandanin reddedilerek, bagimsizlik kararinin çikmasini basariyla saglamistir. Gösterdigi liderlik sabriyla, Kongrenin birlik ve beraberlik içinde çalistigini ve sonuçlandigini dost, düsman herkese göstermistir.
Manda Isteklerine karsi Bir Türk Gencinin Haykirisi
Manda tartismalarinin yogun olarak yasandigi 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal'in odasi her zamankinden daha kalabalikti. Özellikle Denizli delegeleri olan Necip Ali, Yusuf Beylerle, Seyh Fevzi Efendi, Hikmet, Osman Nuri, Ahmet Nuri Beyler lise binasinda delegelere ayrilan kogusta kaldiklarindan, onlarin da katilimiyla Pasanin odasinda toplananlarin sayisi çogalmisti.
Mustafa Kemal Pasa etrafindakilere hitaben:
“ Istanbul'dakiler ve buradakiler nevmid (ümitsiz ) ve hasta insanlardir. Ecnebi isgal etkisi altinda cesaret ve ümitlerini kaybetmis olmanin verdigi teessürle ( keder – üzüntü ) ve marazi (hastalikli ) bir haleti ruhiye ( ruh hali- psikoloji ) içinde hareket ediyorlar. Bunun baska türlü izahi yoktur.”
“Bir milletin istiklâl hakkini aramasindan ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanini akitmasindan daha tabiî ne tasavvur edilebilir? Serefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocuklari olarak yasamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki sayani tercihtir ( seçilmeye degerdir). Bunu anlayamamak ne garip mantiktir?” dedi. Delegeler de konusuyor, manda aleyhinde söz ediyorlardi.
Hikmet ismindeki Askeri Tibbiye ögrencisi, Sivas Kongresi'nde ögrenci arkadaslarinin temsilcisi olarak bulunuyordu. Aralarinda topladiklari para ile onu Sivas'a göndermislerdi. Heyecanli, atak bir vatanseverdi.
Gece, Pasanin odasinda Hikmet Bey de vardi. Gündüz yasanan tartismalarin etkisiyle olsa gerek titriyordu. Sanki birdenbire ates ve heyecan kesilmis olarak, yüksek sesle:
“- Pasam, delegesi bulundugum tibbiyeliler beni buraya istiklâl davamizi basarmak yolundaki mesaiye katilmak üzere gönderdiler. Mandayi kabul edemem.. Eger kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun siddetle red ve takbih ederiz (çirkin görürüz) . Farzi Muhal (var sayalim) , manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i ‘ vatan kurtaricisi degil, vatan batiricisi' olarak adlandirir ve tel'in (lanet okuma, protesto etme ) ederiz .”diye bagirdi.
Bu gencin yürekten kopup gelen bu sözleri karsisinda orada bulunanlarin gözleri yasarmisti. Mustafa Kemal Pasa da duygulanmisti. Heyecanli bir sesle:
“ Arkadaslar gençlige bakin, Türk millî bünyesindeki asil kanin ifadesine dikkat edin.” dedi , sonra Hikmet Beye dönerek:
“ Evlat, müsterih ol. ‘ rahat ol' . Gençlikle iftihar ediyorum ve gençlige güveniyorum. Biz, ekalliyette ‘ azinlikta' kalsak dahi mandayi kabul etmeyecegiz. Parolamiz tektir ve degismez: Ya istiklâl, ya ölüm .”
Tibbiyeli genç, hemen yerinden firladi:
“ Var ol pasam ...” diyerek Mustafa Kemal'in elini öptü. Mustafa Kemal, kongreye aydin Türk gençliginin ve tibbiyenin temsilcisi olarak üniformasiyla katilan bu yigit delikanlinin alnindan öptü:
“ Gençler, vatanin bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayis ve enerjisine baglanmistir.” dedi.
ivas Kongresini Engelleme Çalismalari ve Ali Galip Olayi
Kongrenin Ingiliz ve Fransizlar tarafindan baskina ugrayarak Sivas'i isgal edecekleri tehditleri bosa çikti. Mustafa Kemal Pasa bu tehditlerin bos oldugunu henüz Sivas'a gelmeden Vali Resit Pasaya bildirmisti.
Sivas Kongresine delege seçilenlerin Sivas'a gelisleri sirasinda bin bir engelle karsilastiklari, kilik degistirdikleri bilinmektedir. Isgal altindaki yerlerden delege gelemeyisi nasil bir baski altinda kalindiginin en büyük isaretidir.
Bütün bunlarin yaninda Ali Galip olayi ayri bir tehdit olusturmustur: Elazig Valiligine özel görevle atanan Kurmay Albay Ali Galip, 27 Haziran günü Sivas'a gelecek olan Mustafa Kemal Pasayi tutuklatmak için Sivas Valisi Resit Pasayi baski altina almistir. Ancak sehre gelen Mustafa Kemal Pasa tarafindan, Kolordu binasinda ayakta bekletilerek, agir sözlerle karsi karsiya birakilmistir.
Sivas Kongresi devam ederken, Istanbul Hükümeti Ali Galip'e Sivas Valiligi ile Üçüncü Kolordu Komutanligini önerir. Ali Galip, bu öneriye karsilik, askerlik kidemine sekiz buçuk yil eklenmesini, generallige terfi ettirilmesini ve bir miktar tazminat verilmesini ister. 3 Eylül 1919 günü Harbiye Naziri Süleyman Sefik Pasa ve Dahiliye Naziri Adil Beyin imzalariyla sartlarinin kabul edildigi kendisine bildirilir.
Bu yazismalar milli mücadele istihbaratinca elde edilecek ve karsi harekete geçilecektir.
Ali Galip, ayrilikçi bir takim gruplardan asker toplayarak Sivas Kongresi'ni basma hazirliklari yaparken, çevredeki askeri birliklerin baskinina ugrayacaklarini ögrenince kaçar.
Bu gelismeler karsisinda durumu Padisaha iletmek isteyen Mustafa Kemal görüsmeye engel olunmasi üzerine Istanbul ile her türlü haberlesmeyi kestirir. 15 gün süre ile soguk harp baslar. Sonuçta Damat Ferit Hükümeti istifa etmek zorunda kalir.
Yeni kabineyi kuran Ali Riza Pasa ile süren görüsmeler sonunda “Amasya Görüsmeleri” gerçeklesir. Osmanli Mebuslar Meclisinin açilisi saglanir. Bu mecliste “Misak-i Millî” ilan edilerek hem ulusal sinirlar çizilir hem de tam bagimsizlik karari yasal ve yetkili bir organ tarafindan kararlastirilmis olur. Mebuslar Meclisi'nde alinan bu tarihi karara tepki olarak Istanbul isgal edilecek (16 Mart 1920) ve bazi Milletvekilleri tutuklanacaktir. Bu gelismeler ise TBMM'nin açilmasina ortam hazirlayacaktir.
Sivas Kongresi, ulusal bir kongre olma özelligi ve Misak-i Millî'ye alt yapi hazirlamasi bakimindan, TBMM'ye giden yolu açmis ve millet egemenligine öncülük yapmistir.
Irade-i Milliye Gazetesi
Sivas Kongresi toplanmadan önceki günlerde gelen delegeler, millî ülkü ve hareketlerin genis ve sürekli bir biçimde yayimlanmasi için bir gazetenin çikarilmasi geregi üzerinde durmuslardi. Ismail Fazil Pasanin önerisi ile çikarilacak gazetenin adi Irade-i Milliye oldu.
11 Eylül Persembe günkü oturumda basin konusu ele alindi ve haftada iki gün olmak üzere “Irade-i Milliye” adiyla bir gazetenin çikarilmasina karar verildi. Gazete yönetiminin politik kurulusla ilgisi bulunmayan birine verilmesi istendi. Bu kisiyi bulma görevi ise Rasim (Basara) Beye verildi. O da Sivas Lisesi'nin çaliskan ögrencilerinden biri olarak tanidigi, yirmi iki yasindaki Demircizade Selahattin'i (Ulusalerk) bu ise uygun gördü. Selahattin, görevi sevinçle kabul etti. Dilekçe ile Valilige basvurarak gazetenin çikarma yetkisini aldi ve Sorumlu Müdürü oldu.
Gazete Il Basimevinde basildi. Ilk sayisi 14 Eylül günü çikan gazetenin çikis sebebi, yine bu sayida “ Millî hareketin halka ve dünyaya duyurulmasi ” olarak belirtiliyordu.
Irade-i Milliye Gazetesinin özellikle ilk bes sayisindaki yazilar, bizzat Mustafa Kemal Pasa tarafindan kaleme alinmistir. Temsil Kurulu'nun Sivas'ta bulundugu süre içinde 19 sayi yayimlandi.
Ilk sayisinin sürümü tahmin edilemedi. Bin adet basildi. Asiri talep üzerine baski sayisi artirildi. Gazete basildigi günlerde geçmis baskilari yirmi kurus yerine, iki yüz kurusa dahi arayanlar vardi. Özellikle Istanbul'dan büyük bir istek vardi.
Irade-i Milliye, Mustafa Kemal Pasa tarafindan Temsil Kurulu adina yayin yapmak için kurdurulan ilk Millî Mücadele gazetesidir.
Ingiliz ve Fransiz Basininda Sivas Kongresi
The Times Gazetesi , 22 Eylül 1919 : “ Bir Anadolu Cumhuriyeti... asilerin basi: M. Kemal..., Sultanin degistirilmesinin baslica gayelerinden biri oldugu bazi mahfillerde ileri sürülmektedir .”
Ranin Gazetesi , 11 Ekim 1919 : “ M. Kemal Pasa Anadolu'da bir millî hareket meydana getirmeye çalisiyor. Bu çocukça bir hayaldir! Bütün cihanin kuvvetine karsi... harpten ezilmis olan zavalli Anadolu'nun kuvveti ile... kafa tutmasinin ne hükmü olabilir? Anadolu'da ne kalmistir, ne var ki direnis olusturabilsin? ”
Le Temps Gazetesi , 10 Eylül 1919 : “ Sultanin hakimiyeti hâlâ Istanbul'da ise de ordusu baska yerde, Türk milliyetçilerinin gittikçe güçlendikleri Anadolu'dadir. Sivas'tan, kongreleri Sultana telgrafla bir kararlar listesi bildirdi. Birinci karar simdiki hükümete güveni reddediyor; ikincisi ise hiçbir Türk topraginin elden çikmamasini istiyor...
Ister begenin ister begenmeyin bir Türk gücü yasiyor. Ister begenin ister begenmeyin bu güç kendi suuruna vardi. ‘Hasta adam' in gürbüz, hatta rahat durmaz çocuklari var ve onun mirasini, hiç degilse bu mirastan haklari bulunan parçayi istiyorlar. Müttefikler ne düsünür acaba? ”
Lyon Republicain , 23 Eylül 1919 : “ Sivil ve asker Türk vatanseverleri, iktidarsizlikla suçladiklari hükümetlerine karsi ve Türkiye'yi paylasmak istemelerinden kuskulandiklari bazi müttefiklere karsi tam bir ayaklanma halindedirler .”
Lyon Republicain , 20 Ekim 1919 : “ Milliyetçi hareket iki büyük avantajdan yararlaniyor: Bir yandan, iklimi çok sert, ulasim olanaklari kit olan daglik bölgenin dogal durumu; öte yandan, millî topraklarini savunduklari bilincini tasiyan ve müttefiklerin çelisen çikarlarina karsi tek vücut halinde birlesen seflerinin su götürmez vatanseverligi.
Bütün güçlüklerine ragmen, Türkiye'nin bagimsizligi politikasi izlenmelidir ”
Istanbul'daki Ingiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck, Disisleri Bakani Lort Kürzon'a gönderdigi raporunda Sivas Kongresi ile ilgili olarak söyle yazmistir: (17 Eylül 1919 )
“ Türk milliyetçileri, Türkiye'nin Türklerde kalmasini istiyorlar, yabanci himayesini red ediyorlar. Onlar imparatorlugun ölümünü degil, yeni bir hayat mukavelesini imza etmek azmindedirler .”
Sivas Anadolu Kadinlari Müdafaa-i Vatan Cemiyeti
Sivas Kongresi sonrasi, Mustafa Kemal'in henüz Sivas'ta bulundugu bir sirada Sivasli vatansever kadinlar bir araya gelerek Anadolu Kadinlari Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adiyla bir dernek kurdular.
28 Kasim günü Nümune Mektebinde yapilan bir toplantidan sonra, valilige resmen basvuruda bulundular ve 9 Aralik 1919 tarihli valilik yazisiyla kurulus onayini aldilar.
AKMVC'nin kurulusu Mustafa Kemal Pasaya bildirildiginde : “ Maksat vatani müdafaadir. Bu tesebbüsün birinciligi serefini kazandiklari için Sivasli hanimefendileri tebrik ediyorum ” diyerek bu girisimden duydugu mutlulugu dile getirmistir.
Türk kadininin Milli mücadeleye büyük kararlilikla katilisi gösteren en önemli olay, merkezi Sivas'ta olmak üzere kurulan bu dernektir.
AKMVC'nin Melek Resit Hanimin Baskanligi altinda 800 üyesi vardi. O günkü illerin idari genisligini dikkate alirsak, 14 merkezde subelerinin olmasi bu kadin derneginin önemini ortaya koymaktadir. Genel merkezi Sivas olan AKMVC'nin subeleri: Kangal, Viransehir, Kayseri, Eskisehir, Kastamonu, Erzincan, Amasya, Pinarhisar, Burdur, Konya, Yozgat, Bolu, Aydin, Nigde.
Savas sartlarinda kimsesiz kalmis olan kadin ve çocuklara maddi ve manevi destek veren bu vatan sever Sivasli kadinlar, cephedeki askere kiyafet diktiler. Aralarinda para toplayarak maddi destelerde bulundular. Yabanci devlet Baskanlari ve eslerine gönderdikleri yazilarla, isgaller karsisinda kadin ve çocuklarin ugradigi zulümleri protesto ettiler. Ayrica Padisaha, Istanbul Hükümetine, bazi kuruluslara, yabanci devlet temsilcilerine, (Ulusal haberlere uygulanan sansüre göz yuman) Osmanli basin kuruluslarina protesto telgraflari çektiler.
Bütün faaliyetleri Irade-i Milliye ve Hakimiyeti Milliye gazetelerinde yer alan AKMVC, Milli Mücadele tarihimizde hakli ve onurlu bir yere sahip olmustur.
Sivas Kongresi Ile ;
* Bütün ulusal cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ismi altinda birlestirilerek bir merkezden yönetilmeye baslandi.
• Manda düsüncesi reddedilerek, ulusal bagimsizlik benimsendi.
• Ulus egemenliginin ve bagimsizlik ruhunun sürekli kalplerde yasayacagi ve Anadolu'nun her türlü direnise hazir oldugu bütün dünyaya duyurulmus oldu.
• Osmanli Mebuslar Meclisi'nin açilmasina zemin hazirladigi gibi, Misak-i Millî kararlarina da öncülük etmistir.
• Kongre ile Türkiye'nin toprak bütünlügü ve ulusal bagimsizliginin korunmasi istenmis ve gerektiginde isgal devletlerine karsi silahli hareket öngörülmüstür.
• Mustafa Kemal Pasanin Baskanliginda seçilen Temsil Kurulu, yürütülecek siyasi mücadelenin yöneticiligini üslenerek TBMM'nin açilisina kadar bu görevi yürütmüstür.
• Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi, TBMM iktidarina ve rejimine geçisin kurumu olmustur.
• Sivas Kongresi, birlestirici, yapici ve Türk millî mücadelesini ve Kurtulus Savasini bina edici temel bir kongredir.
• Atatürk'ün deyisi ile “ Burada bir milletin kurtulusunu hazirlayan kararlar verildi ”
• Kongrede alinan kararlar, usûl ve esas olarak demokratik ve millî bir devletin habercisidir. Kongre ile Türk milleti kendi kaderine el koymus, vatanin bölünmez bütünlügü ve tam bagimsizlik hedefiyle Kurtulus Savasi'nin esaslarini ortaya koymustur.
• Yürekli bir sekilde alinan ve büyük bir azimle uygulanan bu kararlar sonucunda kesin bir zafer elde edilmis ve demokratik, laik, çagdas Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusu gerçeklestirilmistir.
Sivas'ta Komutanlar Toplantisi
Istanbul Hükümetinin Mebuslar Meclisinin Anadolu toplanmasina razi olmadigi her halükarda Istanbul'da toplanacagi, Salih Pasa tarafindan Sivas'a iletildi. Bu durum Karsisinda Temsil Kurulu ile durum degerlendirmesi yapan Mustafa Kemal, Sivas'ta bütün kolordu komutanlarinin katilacagi bir toplanti yapilmasi kararini çikartti.
16 –24 Kasim 1919 günleri arasinda Sivas'ta gerçeklestirilen toplantiya basta 15. Kolordu Komutani Kazim Karabekir Pasa ve 20 Kolordu Komutani Ali Fuat Pasa olmak üzere davetli diger kolordu komutanlari – biri hariç – katildi. Mustafa Kemal, Kazim Karabekir Pasaya kendi kaldigi odayi vererek kendisi baska bir odaya geçecektir..
Komutanlar toplantisina Temsil Kurulu üyeleri de katildi. Toplanti gündeminde üç konu ele alindi: Mebuslar Meclisinin toplanma yeri, Meclisin toplanmasindan sonra Temsil Kurulu ve millî teskilatin alacagi sekil ve çalisma yöntemi, Paris Baris Konferansinin bizim için olumlu veya olumsuz bir karar vermesi halinde tutulacak yol.
Bu konu basliklari ile ilgili olarak 29 Kasim günü su kararlar alindi:
Sakincalarina ragmen Meclisin Istanbul'da açilmasina karsi çikilmayacak. Seçilen milletvekilleri Istanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun, Inebolu, Eskisehir ve Edirne gibi sehirlerde toplanarak, kendilerine gerekli bilgiler verilecek. Güvenlik önlemleri alinacak. Mecliste güçlü bir grup kurulacak. Komutanlar millî teskilatin yayilmasina ve güçlendirilmesine hiz verecek. Istenen sartlar olusuncaya kadar Temsil Kurulu görevine devam edecek. Askeri önlemlere kesintiye ugramaksizin devam edilecek. Paris Konferansi olumsuz karar verirse, milletin bu konudaki kararina göre hareket edilecektir.
Kolordu Komutanlarinin bir davetle Sivas'ta toplanmasi, millî teskilatin gücünü göstermesi bakimindan büyük önem tasimaktadir.
Kuvâ-yi Milliyeyi Amil, Millî Iradeyi Hakim Kilmak Esastir
Milli Mücadele döneminde yaklasik 28 kongre toplanmistir. Bu kongreler içerisinde tek ulusal kongre Sivas Kongresi'dir. Sivas Kongresi Erzurum Kongresi'nde seçilen Sarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Kurulu üyeleri ve yeni seçilen diger delegelerin katilimi ile toplanmistir. Dolayisiyla bütün yurdu ve milleti temsil eden delegelerin katilimi ile kongre toplanmistir.
Sivas Kongresi kararlari arasinda geçen “... Kuvâ-yi Milliyeyi Amil Millî Iradeyi Hakim Kilmak Esastir ” (Millî güçleri etkili ve millî iradeyi egemen kilmak kesin ilkedir) ifadesi ile “millet egemenligi” Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresi'nden sonra ulusal bir kongre olan Sivas Kongresiyle hayata geçirilmis oluyordu
Sivas Kongresi ve Temsil Kurulu milletten aldiklari temsil yetkisi ile bir hükümet gibi hareket ederek, yürütme görevini yerine getirmistir.
Sivas Kongresi karari ile kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, TBMM açildiktan sonra da faaliyetine devam etmis,siyasi bir grubun adi olmus ve nihayet bu cemiyetin ismi degistirilmek suretiyle yeni Türk devletinin ilk siyasi partisi olan “Halk Firkasi”nin kurulusu saglanmistir.
Bu gelismelerle Sivas Kongresi, TBMM iktidarina ve Cumhuriyet rejimine geçisin kurumu olmustur.
“Cumhuriyetin Temelinin Sivas'ta atildigi” ifadesinin tarihi kökleri de bu tarihi süreçten kaynaklanmaktadir.
Ulu Önder Atatürk, 13 Kasim 1937 günü Sivas'i son defa ziyaret ettiklerinde, Kongre salonunu gezerken yanindakilere dönerek, Sivas Kongresi'nin önemini en güzel sekilde ifade eden su veciz sözü söylemisti:
“ Burada Bir Milletin
Kurtulusunu Hazirlayan
Kararlar Verildi”
Sivas, 108 Gün Millî Mücadele Merkezi Olmustur
Mustafa Kemal Pasa ve Temsil Kurulu, 2 Eylül 1919 günü geldikleri Sivas'ta 108 gün kaldiktan sonra, 18 Aralik 1919 günü Ankara'ya hareket etmislerdir.
Bu 108 gün boyunca Sivas Millî Mücadele merkezi olmus, Sivaslilar bütün içtenlikleri ile bu kutlu konuklara ev sahipligi yapmis ve önemli bir çok tarihî olay bu süreçte yasanmıştır.
Sivas uzun geçmisi bulunan ve konumu nedeniyle önemini sürekli koruyan bir sehirdir. Sivas'in bugünkü sinirlari içerisinde yer alan Hafik Gölü, Pilir Höyügü, Zara Tödürge Gölü kiyisindaki Tepecik Höyügü ile Kangal ilçesi Çukur Tarla ve Kavak nahiyesi Höyük degirmeninde Prehistorik buluntular elde edilmistir. Yildizeli Argaz Höyük ve çevresinde Kalkolitik çag (maden tas devri M.Ö. 5000-3500) ile Tunç Devri (M.Ö. 3000-1500) buluntulari elde edilmistir.
M.Ö. 2000 yili baslarinda Anadoluda ilk siyasal birligi kuran Hitit Imparatorlugu’nun egemenlik siniri içine alindi. Merkez Tatlicak Köyü ile Uzuntepe Köyündeki Höyükler, Divrigi Maltepe Köyünde bulunan höyük ve Gürün Sugul vadisindeki Hititçe yazilar baslica Hitit yerlesim alanlaridir. Altinyayala ilçesine bagli Basören-Kusakli yöresinde ortaya çikarilan Serissa Kenti önemli bir Hitit sehridir. Sivas Merkez Karalar köyü sinirlari içerisinde yer alan Kepez tepesi (1960 m) üzerinde yer alan ve Sebestia’yi gören kale kalintilari da Hititlere aittir.
Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gelen Frig’lerin Hititleri ortadan kaldirmalari sonucu Sivas'ta Frig egemenligine girmistir. Frig yerlesimi Hitit yerlesim alanlarinin üst katlarinda görülmektedir. Lidya’lilar zamanindaki meshur Kral Yolu da Sivas'tan geçmektedir.Asurlulardan sonra huriler, Sakalar ve Medler’i yönetimleri altina alan Persler’in (I.Ö.VI. yy.) eline geçti. Pers Devletini yikan Büyük Iskender, burasini kendi imparatorluguna katti.(I.Ö. IV. yy.), Iskender’in ölümüyle baslayan Helenistik dönemde önce merkezi kayseri olan Kappadokia, sonra da Pontos Kralligina geçti. Pontos kraliçesi Pythodoris’in “Sebasteia” adini verdigi kent, Roma (I.Ö. I. yy.), Imparatorlugunun ikiye bölünmesi üzerine (I.S.395) de dogu Roma olarak ayrilan Bizans Imparatorlugunun yönetimine girdi. ilin isminin Hitit Kavmi olan sibasip adindan geldigi gibi, Roma Imparatoru Aguste tarafindan sehre yunancada sehir manasina gelen "Sebasteia" adinin verildigi ve yine Selçuklular zamaninda üç degirmen anlamina gelen "Sebast" kelimesinden geldigi de rivayet edilmektedir.
Bizanslilarin “Sebastos” adiyla andiklari sehir, VII. yy ilk yarisinda Sasanilerin eline geçmis daha sonra ikinci yarisinda (I.S. 692) da Islam ordularinin akinina maruz kalmistir.. 1059'da Anadolu'ya giren Türkmen güçleri ve 1064'te Alparslan'in önünden kaçan Selçuklu sehzadesi Elbasan Sivas yöresinde kisa süre hakimiyet saglamissa da, bölgenin Türk egemenligine girmesi ancak 1071 Malazgirt Zaferinden sonra gerçeklesti Sonra Emir Danisment Gazinin Bizanslilardan aldigi Sivas’i, Danismentliler beyliginin topraklarina katti. Danismend lakabiyla söhret kazanan, Gümüstekin Ahmet Gazi 1080 yilinda Sivas’a geldiginde sehrin sosyal ve ekonomik açidan harap bir halde oldugunu görmüstür. Zira R. Diogenes’in Ermeni prenslerinin hakimiyetinde olan sehri isgal ettigi ve yagmalatip halki kiliçtan geçirdigi bilinmektedir.
Bizanslilarinda karistigi taht ve egemenlik kavgalari sirasinda Anadolu Selçuklulari ile Danismend’liler arasinda sürekli el degistiren Sivas, 1172 yilinda Selçuklu Sultani II. Kiliç Arslan Emir Zulnun üzerine yürüyüp bassehri olan Sivas'i almis, daha sonra sultan, Sivas ve Tokat havalisini Zulnun'a geri vermistir. Fakat 1174'de Nureddin'in vefati üzerine, yardimdan mahrum kalan Zulnun II. Kiliçarslan'a karsi mukavemet edememis ve Sivas Selçuklu Sultani'nin eline geçmistir. 1175'de Sivas böylece kesin olarak Selçuklu devleti hakimiyetine girmistir. II. Kiliçarslan, topraklarini iki oglu arasinda paylastirdigi sirada (1158) Sivas ve Aksaray'i büyük oglu Kubdeddin Meliksah'a vermistir. Tokat emiri olan kardesi Rükneddin Süleyman, daha sonra Meliksah'tan Sivas ve Konya'yi alarak Selçuklu Devleti'nin bütünlügünü yeniden sagladi ve Sivas, devletin en mühim sehirlerinden biri halini aldi.
Daha sonra I. Izzeddin Keykavus tahta çikinca amcasi olan Erzurum hâkimi Mugiseddin Tugrul Sah bunu tanimayarak Izzeddin Keykavus'u Sivas'ta kusatmis, ancak Harran ve Ruha Meliki Asraf bin Adil'in yardim göndermesi üzerine Tugrul Sah çekilmek zorunda kalmistir. Izzeddin Keykavus Sivas'i merkez yapmis ve bu sehirde, daha önce uzun süre kalmistir. Izzeddin Keykavus Anadolu'nun ilk Tip Fakülteleri'nden olan Sifaiye Medresesi'ni 1217 yilinda Sivas’ta açmistir. Darüssifa adi da verilen bu medresede; ruh, cilt ve göz hastaliklari bölümleri vardi.
Izzeddin Keykavus 1220 yilinda Sivas'ta ölmüs ve vasiyeti üzerine Sifaiye Medresesi içindeki türbeye gömülmüstür. I. Izzeddin Keykavus'tan sonra tahta geçen Alaaddin Keykubat'ta Sivas'in imarina devam etmis bu arada Mogol istilasini dikkatle izleyen sultan sehrin kale ve surlarini tamir ederek yikilan yerlerini yeniden yaptirmistir . Bu hükümdar zamaninda Sivas'in Nüfusunun 120.000'e vardigi söylenir. Bu dönem Anadolu Selçuklularinin en parlak dönemi olmustur.
Fakat, çok geçmeden Mogollar'in Anadolu'ya akinlari ile durum degisti. 1231-1232 yillarinda Çermagon Noyin Kumandasinda Sivas'a kadar uzanan Mogollar sehrin kale disi mahallelerini yakip yiktilar ve birçok genimet alip götürdüler. bunlari Erzurum'a kadar takip eden Emir Kemalettin Mogollar'a yetisemedi. Sivas'in kesin olarak Mogollar tarafindan alinmasi 1243 yilinda oldu.
Kösedagi Savasi :
Mogollar Baycu Noyin kumandasinda Sivas'in 80 km. kadar kuzeydogusunda bulunan Zara-Susehri arasindaki Kösedagi'nda II. Keyhusrev'in ordusunu dagittiktan(26 Haziran 1243) sonra sehrin üzerine yürüdüler. Sivas Kadisi Kirsehirli Necmettin, baslangiçta Baycu Noyin'e basvurarak sehri yakilip yikilmaktan kurtardi, halkin kiliçtan geçirilmemesini sagladi, ancak; Sivas Mogol askerleri tarafindan 3 gün yagma edildi. Baycu Noyin'in emri üzerine sehrin bütün kapilari kapatilarak yalniz Erzincan kapisi açik birakildi. Kösedag Savasi ile Anadolu Mogol hakimiyetine girmis oldu.
Ilhanli nüfuzu altinda Selçuklu hakimiyetinin devam ettigi XIII. yüzyilin 2. yarisinda Sivas siyasi kararsizliktan çok sikinti çekti. Bununla beraber, bugüne kadar gelen en degerli abidelerin bu sirada yapilmis olmasi ayrica dikkati çekmektedir.
1298'de Ilhanlilar'a karsi isyan eden Sülemis önceleri muvaffak oldu, hatta Sivas'i bir ay süre ile muhasara ederek zaptetti ise de, sonunda maglup oldu. XIV. yüzyilin basindan itibaren Anadolu, Ilhanlilarin gönderdikleri Valiler tarafindan idare edilmeye baslandi (1303-1304). Bu valiler Selçuklu bassehri Konya'yi degil de daha merkezi durumda, temas imkani daha kolay olan Sivas'i merkez seçerek, müstakilmis gibi yasadilar. Bu siralarda Sivas'in çok önem kazandigi anlasilmaktadir. Abu'l-Fida XIV. yüzyilin ilk yarisinda Sivas'i pek çok tüccari bulunan, meshur bir sehir olarak tasvir eder. Hamd Allah Al-Mustavfi Sivas'in zahire, meyve ve pamugunun bol oldugunu söyler (Sivas'ta pamuk yetistigi ifadesi hatali olup Cihannümaya kadar, daha baska bir takim kaynaklarca da tekrarlanmistir.).
Heyd, (Histoire Du Commerce Du Levant 1923) XIII. yüzyilda Konya, Suriye ve Irak tacirlerinin burada toplandiklarini, XIV. yüzyilda Sivas'in Avrupa ile baglanti halinde oldugunu ve burada bir Ceneviz Konsolosu bulundugunu kaydeder
XIV. yüzyilin ilk yarisinda Sivas'i ziyaret etmis bulunan Ibni Batuta, Seyahatnamesi'nde Sivas'i "Irak Melikinin Anadolu'daki sehirleri içinde en büyük olani" diye anlatir. Sehrin insa tarzinin güzel, sokaklarinin genis, çarsilarinin kalabalik oldugunu söyler. Bu sirada Sivas, Ilhanli hükümdari Abu Said Bahadir Han'in Naibi olarak Anadolu'nun büyük bir kismini idare eden Emir Alaaddin Eratna hakimiyetinde bulunuyordu. Eratna daha sonra Memlük hükümdarinin himayesine geçmis ve Sivas ile Erzincan arasinda Karanbük'te Timurtas'in oglu küçük Seyh Hasan'i bozguna ugratarak (1343) Sivas'ta istiklâlini ilân etmis, devletine merkez olarak da Sivas'i seçmistir. Eratna memleketini güzel idare ederek Ilhanli tahakkümünden bikan halki memnun etmis, sukûneti saglamis, adaletinden dolayi halk kendisine Köse Peygamber ismini vermistir. Sivas, Kayseri, Nigde, Aksaray, Ankara, Develi, Karahisar, Amasya, Tokat, Merzifon, Samsun, Erzincan, Sarkkikarahisar ve Çorum'dan ibaret bir devlet kuran Eratna Bey, âlim bir hükümdan olup, Arapça konusurdu.
1352 yilinda vefat eden Eratna'nin yerine iki oglundan biri olan Mehmet Bey geçti. Diger oglu Cafer Bey Misir'a kaçti, bir ara Mehmet Bey'e karsi veziri hoca Ali Sah isyan ettiyse de Memlûklû'larin yardimi ile bertaraf edildi, 1365'de Mehmet Bey katledilerek yerine oglu Ali Bey getirildi. Ali Bey eglenceye düskün bir hükümdardir. Onun devrinde merkezin hakimiyeti gittikçe zayifladi. Valiler kendi baslarina hareket ettiler. Bunu firsat bilen Karamanoglu Kayseri'yi zaptederek Ali Bey'i Sivas'a kaçirtti. Kayseri Kadisi olan Kadi Burhaneddin, Ali Bey ile beraber Sivas'a kaçti ve ona vezir oldu. 1380'de ölen Ali Bey'in yerine oglu II. Mehmet Bey getirildi. Pek küçük olan Mehmet Bey'i Kadi Burhaneddin tahttan indirdi ve hükümdârligini ilân etti. Eratna ailesi yarim yüzyil hüküm sürmüs, pek çok sikke (para) bastirmis, Sivas, Kayseri ve Tokat'ta bazi eserler yaptirmistir.
Kadiliktan hükümdarliga çikan bu cesur ve âlim adamin babasi Oguzlarin Salur kolundandir. Ana tarafindan ise Selçuklu devleti Maliye Naziri Bedrüddin Mahmud'un kiz torununun ogludur. Kadi Burhaneddin Sam ve Misir âlimlerinden orta tahsil görmüs, memleketine dönünce de bir süre ders okutmustur. Eratna oglu Ali Bey'e vezirlik, Ali Bey'in küçük ogluna naiblik etmis ve onu tahttan indirerek hükümeti eline almistir (1380). Kadi Burhaneddin sonralari kendisine aleyhtar olan Eratna sülalesi ve Amasya Bey'i Ahmet, Tokat Bey'i Seyh Necip, Karaman oglu ve Erzincan hakimi ile mütemadiyen ugrasmis, Memlûk ve Osmanlilarla da çarpismaktan geri kalmamistir. 1389'da Sivas'i 40 gün muhasara eden Memlûklular'i çekilmeye mecbur ettigi gibi Çorum taraflarinda Yildirim Beyazit'in ordusunu da maglup etmistir. Kadi Burhaneddin eski müttefiki Akkoyunlu Beyi Kara Yülük Osman üzerine açtigi bir savasta rakibini küçümsemis ve bu küçümseme hayatina mal olmustur (1398).
Timur tehlikesine karsi Memluklular'in ve Osmanlilarin dikkatini çeken Kadi Burhaneddin'in âni ölümü üzerine yerine Küçük oglu Alâaddin geçirildi ise de, Timur tehlikesine karsi sehir Osmanlilar'a teslim edildi.
Kadi Burhaneddin gençliginde askeri terbiye görmüs, spor yapmis, âlim kiyafeti yerine asker elbisesi ile gezmeyi tercih etmis, kis geceleri ilmi tetkiklerdebulunarak kitaplar ve siirler yazmistir. Türkçe, Arapça, Farsça siirleri vardir. Türkçe olan bir divani (British Museum) da olup fotograflarla alinmis bir nüshasi Necip ASIM Bey'in tesebbüsü ile Ankara Milli Egitim Bakanligi Kütüphanesi'ne konulmustur. Bu divanin bazi parçalari 1922 yilinda Istanbul'da da basilmistir. Timur istilasini göz önünde tutan Kadi Burhaneddin, sehir surlarinin yanina derin hendekler açtirmis ve kaleleri tamir ettirmistir.
TIMUR'UN SIVAS'I ISTILASI
Büyük bir ordu ile Anadolu'ya giren Timur, Yildirim Beyazit ile karsilasmadan önce Erzincan üzerinden, 180.000 kisi ile sehri ansizin kusatti. Kalede 4000 kisi vardi. Yildirim Beyazit'in oglu Sehzade Emir Süleyman kuvvet getirmek amaciyla sehirden çikti. Kusatilan sehre disaridan top ve mancilik yagdirildi, surlara lagim atilarak büyük gedikler açildi. Sehir ancak 18 gün dayanabildi, kan dökülmemek sarti ile teslim olan müdafiler diri diri topraga gömüldüler, sehir üç gün yagma edildi.
1402 yilinda Timur'un Yildirim Beyazit ile olan muharebesinde Yildirim'in maglup edilmesi üzerine de Sivas Timur idaresine geçmis oldu. Bu devirde Sivas çok harap edildi, bir kötülügü ifade etmek için su sözü deyim olarak Sivaslilar yillarca söyledi. "Sana öyle bir kötülük edeyim ki Timur Sivas'a etmemis ola".
Timur'un tarihçisi Serafettin Yazdî, Sivas surlarinin çok saglam oldugunu, kuzey, güney, dogu ve batinin hendeklerle kusatilmis oldugunu, 7 kapisinin bulundugunu kaydeder. Evliya Çelebi'nin tasviri de bu hükmü desteklemektedir. A. Gabriel'de Timur'un Sivas surlarini tamamen yikmadigini, kale bedenleri ile kapilari tahrip ettigini yazar.
Timur'un Anadolu'yu istilâsindan sonra Kadi Burhaneddin'in damadi olmasi muhtemel Mezit Bey Sivas'i elinde bulunduruyordu.
Tarihte Fetret Devri diye anilan bu devirde Osmanli birligini saglayan Çelebi Mehmet Amasya'da oturmaktaydi. Sivas, Tokat, Samsun, Çorum sancaklari da Amasya'ya baglidir. (1413)
Mezit Bey topraklarini genisletmek için harekete geçince Amasya'da bulunan Çelebi Mehmet, Beyazit Pasa'yi onun üzerine göndermis ve Mezit Bey Sivas'ta yaptigi siddetli bir savunma savasindan sonra teslim alinarak Amasya'ya getirilmis ve hayati bagislandiktan sonra uzun yillar devlet hizmetinde bulunmustur.
Hüseyin Hüsamettin, Amasya tarihinde, Mezit Bey'in Sivas hakimiyetinin 1408 yilina kadar sürdügünü kaydetmektedir. Sivas'in harap olan kalesi Çelebi Sultan Mehmet tarafindan 1418 yilinda Ak Bey eli ile tamir ve ihya edilmistir.
1509 yilinda Sivas, Amasya, Tokat, Çorum yöresi siddetli bir zelzele geçirmis, halk 45 gün disarida kalmistir.
Yavuz Sultan Selim, Sah Ismail üzerine giderken ordunun bir kismini Sivas ile Kayseri arasinda birakarak Susehri üzerinden Safevi topraklarina girmistir.
1527 yilinda Baba Zülnun ile Sülün oglu taraftarlari ayaklanarak Karaman ve Sivas Beylerbeyligi ordularini bozguna ugratmislardir. Uzun ugrasmalardan sonra Diyarbakir ve Adana Beylerbeyi taraftarlari ile birlikte bu isyan bastirilmistir.
Daha sonra II. Beyazit devrinin sonunda, sehzadeler isyani sirasinda vaziyetin kararsizligindan istifade ederek Anadolu'da genis sahalara yayilan Sahkulu hareketini bastirmak üzere memur edilen Vezir-i âzam Hadim Ali Pasa Sivas havalisinde Gökçay mevkiinde çarpisma sirasinda ölmüstür. Sakîler de dogu hudutlarina çekilerek Sah Ismail ile birlesmislerdir.
Osmanli hakimiyeti altinda Sivas büyük bir eyalet merkezi olmustur. XVI. yüzyilda Eyalet-i Rûm (Anadolu Eyaleti) denilen Sivas eyaleti, Pasa Sancagi olan Sivas'tan baska Amasya, Çorum, Yozgat, Divrigi, Samsun ve Arapkir Livalarini ihtiva etmek üzere Orta Firat havalisinden, Orta Karadeniz bölümüne kadar uzaniyordu.
XVII. yüzyilda basa geçen padisahlarin çogunun dirayetsiz olmasi nedeni ile Anadolu'da isyanlar birbirini takip etmistir. Sivas ve yöresi isyanlarin merkezi durumuna gelmistir. Kapikulu ve Timarli askerlerin bozulmasi, rüsvet, iltimas ve haksizliklar ile uzun süren harpler sonucu bu isyanlar çikmistir. Yukaridaki sebeplerin yogunlastigi bir sirada Yozgatli Celal adli bir eskiya, etrafina topladigi binlerce adami ile ilk isyani çikarmis, bundan sonraki isyanlarin hepsine Celâli Isyanlari denilmistir. En önemlileri Karayazici Delihasan, Canbolatoglu, Kalenderoglu, Abaza Mehmet Pasa ve Vardar Ali Pasa isyanlaridir.
Iran savaslari sirasinda, 1635 yilinda, Padisah IV. Murat bir ara Sivas'a gelmistir.
XVIII. yüzyilin ikinci yarisinda Sivas, zaman zaman Çapanogullari'nin tesiri altinda kalmis, Valiler ve Derebeylerinin devlete karsi baskaldirma hareketlerinden çok zarar görmüstür. Bu zamanda Sivas'in ekonomik önemi ile beraber nüfusu da azalmistir.
XIX. yüzyilda Tanzimat ve Mesrutiyet devirlerini önceki dönemlere nispetle daha sakin geçirmis ve oldukça verimli çalismalar yapilmistir. Halil Rifat Pasa'nin yol davasindaki büyük çalismalari "Gidemedigin Yer Senin Degildir" sözü ile deger bulmustur.
Resit Akif Pasa devlet idaresine sagladigi hürmet ve güvenle, Muammer Bey'in okul yaptirma açtirma yolundaki çabalari sükranla anilmaktadir
500 yillik bir süreden sonra, Timur'un yiktigi ve harap ettigi Sivas'a belirli bazi eserler yapilmis ve Sivas bu sekilde Cumhuriyet Hükümetine teslim edilmistir.
Sivas Osmanli Imparatorlugunda eyalet merkezi haline getirilerek Amasya, Çorum, Tokat kismi olarak Malatya ve Kayseri illeri Sivas'a bagli birer sancak olmustur. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde belirtildigi gibi Sivas zamaninin en önemli eyaletlerinden biridir (40 ilkokul, 1000 dükkan, 18 han, 40 kadar çesmesi oldugundan bahsedilir.
Sivas'a birçok vali atanmis, bunlar içinde belki de ismi hiç unutulmayacak olan Halil Rifat Pasanin yaptirdigi birçok yollar, köprüler, hanlar ve konaklar halen halkimizin hizmetindedir. Tarihin kaydedildigi zamandan beri önemli bir yerlesim merkezi olan Sivas, asirlar boyunca önemini korumus ve özellikle Milli Mücadele yillarinda milli mücadeleye baslangiç olmasi ona tarihin en kiymetli degerini vermistir.
. MILLÎ MÜCADELEDE SIVAS [1]
Sivas Kongresi Niçin Toplandi?
Kasim 1914'de girdigimiz Birinci Dünya Savasi'ndan yenik çiktik. Savas sona erdiginde milyonlarca kilometrekare topragi ve yüzbinlerce insanimizi kaybetmis olarak Anadolu topraklarina çekildik. Türkleri, Anadolu'dan da atma projesi devreye sokuldu. Mondros Ateskesinin uygulamaya konulmasi sonucu Musul, Istanbul, Bogazlar, Dogu Trakya, Iskenderun, Maras, Urfa, Antep, Batum, Adana, Antalya, Kusadasi ..vd. Anlasma( Itilaf) devletleri'nin isgaline ugradi. Anadolu içlerine ve kiyilarina askerî birlikler çikardilar.
Ermeni ve Rum azinlik, isgal ordularini çosku ile karsiladiklari gibi ülkenin çesitli yörelerinde taskinliklarini, katliamlarini sürdürdü. Paris Baris Konferansi karari geregince Yunanlilarin Izmir'i isgali, bardagi tasiran son damla oldu.
Henüz Balkan ve Birinci Dünya Savasi yaralarini sarmadan Anadolu topraklarinin da isgale ugramasi, Türk halkini karamsarliga düsürdü. Isgaller ve azinliklarin tutumu karsisinda, ülke yöneticileri siyaset yoluyla sorunu asacaklarini düsünürken, aydinlar arasinda Amerikan, Ingiliz, Fransiz ‘manda' egilimleri bas gösterdi.
Manda düsüncesini savunanlara göre: “ Alman destegi altinda Anlasma devletlerine yenilen Osmanli Devleti, bu güçlü devletlere karsi tek basina bir mücadele yürütemezdi ”. Mevcut durum karsisinda ulusa olan güven duygusunu yitirenler: “ isgallere karsi direnis, yeni isgallere yol açar ” diye düsünüyorlardi. Ulusal tepki ve direnisler Istanbul basininda elestirilmekte, Istanbul Hükümeti tarafindan ise siddetle uyarilmaktaydi.
Atatürk, bu durum karsisinda Türk ulusuna duydugu güvenle: “ Memleketi bu müthis badireden kurtarmak için yalniz bir kuvvetin temini lazimdir: milletin birligi ” diyerek, bagimsizlik yolunda ilk yöntemi açikliyordu. Birligi saglamanin yolu ise ulusal bir kongreden geçiyordu. Ulusun temsilcileri bir araya gelecek ve ülkenin içinde bulundugu duruma bir çözüm getirecekti. Bu çözümün kararlari Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) alinacaktir.
Sivas Kongresi Nerede Kararlastirildi?
9. Ordu Müfettisi olarak, asayisi düzeltmek göreviyle Samsun'a çikan Mustafa Kemal Pasa Ali Fuat (Cebesoy), Rauf (Orbay) ve Refet (Bele) ile Amasya'da bulustu. Amasya Genelgesi için Kazim Karabekir Pasa ve diger ilgililerin onayi alindi. 21 / 22 Haziran 1919'da yayimlanan genelge, illerin askerî ve mülkî yöneticilerine telgrafla, Istanbul'daki bazi devlet adamlari ve komutanlara ise özel mektup ekinde ulastirildi.
Amasya Genelgesi “ Vatanin Bütünlügü Milletin Bagimsizligi Tehlikededir ” uyarisi ile basliyor ve “ Milletin Bagimsizligini Yine Milletin Azim ve Karari Kurtaracaktir ” çözüm önerisi ile sürüyordu.
Sivas Kongresi karari, genelgede söyle belirtiliyordu: “ Milletin istiklâlini kurtarmak için, her türlü tesir ve baskidan uzak bir millî heyetin kurulmasi gerekmektedir. Bunun için yazismalar sonunda, Anadolu'nun en güvenilir yeri Sivas'ta Millî Kongre'nin toplanmasi kararlastirilmistir. Firka (parti) anlasmazliklari gözetilmeden her sancaktan, halkin güvenini kazanmis üç murahhasin (delegenin ), mümkün olan çabuklukla yola çikarilmasi gerekir. Her ihtimale karsi bunun bir ‘millî sir' olarak tutulmasi ve gereken yerlerde yolculugun degisik adla ve kilikla yapilmasi lâzimdir.
Müdafaai Hukuki Millîye Cemiyetleri ve Belediye Baskanliklarinca murahhaslarin seçilmesi ve yola çikarilmasi hakkinda, vatanseverlikle yardimci olmanizi; ve onlarin adlariyla yolculuk tarihlerinin telgrafla bildirilmesini istirham eylerim .”
Mustafa Kemal Pasa Sivas'ta ( 27 Haziran 1919)
Erzurum Kongresi'ne katilmak üzere Erzurum'a gitmekte olan Mustafa Kemal Pasa, 27 Haziran 1919 günü Sivas'a geldi. Israrla Istanbul'a çagirildigi, emirlerinin dinlenilmemesi için genelgeler yayimlandigi, tutuklama söylentilerinin dolastigi bir sirada geldigi Sivas'ta halk ve askerler tarafindan çoskuyla karsilandi. O ani kendisi Nutuk'ta söyle anlatir:
“ Sivas sehrine girerken, caddenin iki tarafi büyük bir kalabalikla dolmus, askeri birlikler tören düzenini almis bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halki selamladim... Bu manzara, Sivas'in saygideger halkinin ve Sivas'ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bagli ve sevgi ile dolu oldugunu gösteren canli bir tanik idi.. ”
27 Haziran günü Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yöneticilerine su direktifleri verdi: “ Halkin çogunlugunu, özellikle okumus ve genç unsurlari amaç etrafinda toplayiniz. fiili direnise hazirlanin. Olumsuz propaganda ve akimlara karsi önlemler alin. Kolordu Komutani ve Kurmay Baskani ile çok siki ve sürekli iliski içinde bulununuz, onlarin sifresi ile önemli konular ve durumlar hakkinda bilgi alis verisi yapin. Vali ile de iyi iliskileri gelistirerek iki merkezin vilayete yapacagi duyurulardan bilgi sahibi olunuz. Sivas merkezinden Erzurum Kongresi için iki delege seçerek derhal yola çikariniz ”
Bu direktifler, Sivasli vatanseverler üzerinde kivilcim etkisi yapti. Ulusal mücadele yolundaki çabalarini artirdilar. M. Kemal, 28 Haziran sabahi, Ramazan Bayraminin birinci günü, erkenden Erzurum'a dogru yola çikti.
Sivaslilar Mustafa Kemal Pasayi Karsiliyor ( 2 Eylül 1919)
Ermeni tehdidine karsi Dogu illerinin birligini saglamak amaciyla toplanan Erzurum Kongresi amacina ulasmis, Kongreye baskanlik eden ve yönlendiren Mustafa Kemal Pasa, beraberindeki arkadaslari ve üç Temsil Kurulu üyesiyle birlikte Sivas yolundadir.
2 Eylül günü Sivas, tarihinin en mutlu günlerinden birine uyanir. Sivas halki, Erzincan yönüne dogru, erken saatlerde akin etmeye baslar. Atli – yaya yola çikanlar Kilavuz tepesinde toplanir. Mustafa Kemal Pasa ve arkadaslarini getiren otomobillerin Seyfebeli'nden görülmesi ile Sivaslilari büyük bir sevinç dalgasi kaplar. Halkin büyük sevgi gösterisinden sonra günes batarken hep birlikte sehre girilir. Karsilamaya çikamayanlar caddenin iki yanini doldurmus, alkis tufani arasinda Mustafa Kemal Pasayi selamlar.
Sivaslilar, misafirleri için Mekteb-i Sultanî'yi (Kongre Binasi-Lise) hazirlamislardi. Aksam onurlarina yemek verilir. Dinlenmeye çekilirler.
Sivas Kongresi'nde Sivas Delegesi Var miydi?
Sivas Vilayeti, ‘Alti Dogu Ili”nden biri olmasi nedeniyle Erzurum Kongresi'nde temsil edildi. Erzurum Kongresi'ne katilan 13 delegeden ikisi Sivas Merkez Sancagi'ni temsilen Erzuruma gitti. Erzurum Kongresi sonunda dokuz kisilik Temsil Kurulu belirlendi. Sivas (merkez) delegeleri, Mustafa Kemal Pasanin bütün israrlarina ragmen Temsil Kurulu'nda görev almadi. Bunun üzerine, Sivas Vilayeti adina Temsil Kurulu'na Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Beyler seçildi.
Erzurum Kongresi'ne katilan yaklasik 56 delege, Sivas Kongresi'ne katilmak için memleketlerinden yetki almamislardi. Ayrica bu delegeleri Sivas Kongresi'ne getirmek pratik olarak da mümkün degildi. Bu durum karsisinda, Temsil Kurulu üyelerinin, Dogu illerini ve Trabzon vilayetini temsilen Sivas Kongresi'ne katilmasi kararlastirildi. Bu nedenle, Sivas Kongresi'nde - Temsil Kurulu üyeleri disinda - Dogu illerinden ve Trabzon'dan delege yer almamistir.
Böylece, Bekir Sami (Kunduk) ve Rauf (Orbay) Bey, Sivas Vilayeti kontenjanindan seçildikleri Temsil Kurulu Üyeligi ile hem dogu illerinin, hem de dolayisiyla Sivas'in temsilcisi olarak Sivas Kongresi'nde yer almislardir.
Sivas Kongresi Delegeleri
Delegenin Adi : Temsil Ettigi Yer: Meslegi:
Mustafa Kemal (Atatürk)
Temsil Kurulu Baskani (Erzurum)
Ordu Müf. Istifa
Hüseyin Rauf (Orbay)
Temsil Kurulu Üyesi (Sivas)
Em. Deniz subayi
Bekir Sami (Kunduk)
Temsil Kurulu Üyesi (Sivas)
Mülkiyeli - Vali
Fevzi (Baysoy)
Temsil Kurulu Üyesi (Erzincan)
Din adami -Seyh
Raif (Dinç)
Temsil Kurulu Üyesi (Erzurum)
Hukukçu- Yargiç
Refet (Bele)
Canik (Samsun)(TKÜ)
Asker (Albay)
Kara Vasif
Antep
Emekli Albay
Ismail Hami (Danisment)
Istanbul
Mülkiyeli- Tarihçi
Ismail Fazil (Cebesoy)
Istanbul
Emekli General
Hikmet (Boran)
Ask. Tib. Ögr. Tem.(Ist.)
Tibbiye Ögrencisi
Ahmet Nuri
Bursa
Ilmiye sinifi Hocasi
Osman Nuri (Özpay)
Bursa
Hukukçu- Avukat
Hüseyin (Bayraktar)
Eskisehir
Tüccar
Hüsrev Sami (Kizildogan)
Eskisehir
Subay
Halil Ibrahim (Sipahi)
Eskisehir
Tüccar- Bld. Bsk.
Mehmet Sükrü (Koçzade)
A. Karahisar
Hukukçu
Salih Sitki (Kesrioglu)
A. Karahisar
Mülkiyeli
Bekir (Gümisioglu))
A. Karahisar
Ögretmen
Abdurrahman Dursun (Yalvaç)
Çorum
Ögretmen
Mehmet Tevfik (Ergun)
Çorum
Ögretmen
Ibrahim Süreyya (Yigit)
Alasehir (Saruhan)
Mutasarrif
Macit (Suner)
Alasehir (Manisa)
Hakim (Yargiç)
Mehmet Sükrü (Dalamanli)
Denizli
Hukukçu
Yusuf (Basagazade)
Denizli
Hukukçu - Ziraatçi
Necip Ali (Küçüka)
Denizli
Hukukçu -Yargiç
Hakki Behiç (Bayiç)
Denizli
Mülkiyeli
Sami Zeki
Kastamonu
Emekli Subay
Nuri (Tatlizade)
Kastamonu
Tüccar
Halit Hami (Mengi)
Bor (Nigde)
Tüccar- Beld. Bsk.
Mustafa (Soylu)
Nigde
Ögretmen
Yusuf Bahri (Tatlioglu)
Yozgat
Çiftçi
Osman Remzi (Ögüt)
Nevsehir
Memur
Mazhar Müfit (Kansu)
Denizli (Hakkari)
Valilikten istifa
Hasan
?
?
Süleyman (Bosanli – Bosnak)
Samsun(Canik)
Çiftçi - Denizci
Asagidaki isimler ise Sivas Kongresi'ne delege olarak seçilmisler, ancak kongre çalismalari sona erdikten sonraki günlerde Sivas'a gelebilmislerdir.
Nuh Naci (Yazgan)
Kayseri
Tüccar
Ahmet Hilmi (Kalaç)
Kayseri
Kaymakam
Ömer Mümtaz (Imamzade)
Kayseri
Tüccar
Ihsan Hamit (Tigrel)
Diyarbakir
Egitimci
Bursa delegeleri gösterilen askerlikten istifa etmis Necati (Kurtulus) ve hukukçu Asaf (Doras)'a kongre tutanaklarinda rastlanmadigi halde, bazi eserlerde isimleri geçmektedir.
Sivaslilar Kongre için neler yapti?
Sivasli Rasim (Basara) Bey, Müftü Abdürrauf Efendi, Emir (Marsan) Pasa ile 3.Kolordu Komutani Selahattin(Çolak) ve M.Kemal Pasanin özel temsilcisi Ask.Dr. Ibrahim (Tali) Bey, ‘lise' binasinin Kongre için düzenlenmesiyle ve diger hazirliklarla ilgilendiler. Hayri (Sigirci)Bey ve Sekercizade Ismail Efendi, evlerinden getirdikleri esyalar ile Mustafa Kemal Pasa'nin kalacagi odayi ve Kongre salonunu dösediler.
Mustafa Kemal Pasa, Erzurum'dan gönderdigi haberle gelen delegelerin otellerde kalmasini yasaklayinca, Sekercizade Ismail Efendi çok sayida delegeyi evinde uzun süre misafir etti.
Rasim Bey ve Sivas Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin diger yöneticileri, Hürriyet ve Itilaf Partisi Sivas örgütünün olumsuz propagandalarini bosa çikararak, halki millî mücadeleye isindirdilar.
Sivas Kongresi delegelerinin yemekleri ilk günlerde Sivas Belediyesi tarafindan karsilandi. Belediye Baskani Abdulhak Bey sadece yemekle degil, bütün sorunlarla yakindan ilgilendi. Daha sonra masraflari kismak amaciyla, yemekler Kongre binasinin alt katindaki mutfakta çikarildi.Yemek giderleri belli ölçüde Sivas'in varlikli aileleri tarafindan karsilandi.
Sehrin ileri gelenleri ve yöneticileri sik sik kongre binasina giderek, Mustafa Kemal Pasa ve beraberindekileri ziyaret ettiler, gece sohbetlerine katildilar.
Böbreklerinden rahatsiz olan Mustafa Kemal Pasaya sik sik kepenek suyu getirilerek iyilesmesine yardimci olundu.
Fransizlarin Güneyden, Ingilizlerin Kuzeyden sehri isgal edecegi tehdit ve söylentilerine, Elazig Valisi Ali Galip'in Kongreyi basarak dagitma girisimlerine, Istanbul Hükümeti'nin baskilarina ragmen vatansever Sivas halki Sivas Kongresine, Mustafa Kemal Pasa ve arkadaslarina tam bir ev sahipligi yapmistir.
1 2 Eylül 1919 günü Kongre salonunda halka açik bir toplanti yapildi. Davetli Sivaslilar tam kadro bu toplantiya katildigi gibi, ayni gün Ulu Cami'de yapilan toplantiya Sivas halki büyük bir ilgi ile katilarak, heyecanli konusmalari can kulagi ile dinlemislerdir.
Mustafa Kemal Pasa, arkadaslari ve Temsil Kurulu üyeleri 108 gün kaldiklari Sivas'ta huzur içinde çalismalarini yürütmüslerdir.
Kongre sonrasi Sivasli vatansever kadinlarin yaptiklari çalismalar her türlü övgünün üstündedir.
Sivas Kongresi'nin Açilisi ve Baskanlik tartismasi
4 Eylül 1919 Persembe günü Sivas, tam bir bayram sevinci içindeydi. Sivas halki, saatler öncesinden Mekteb-i Sultanî'nin önünde toplanmis, binaya giden yollari doldurmustu.
Açilis saati olan 14.00'e bes kala Mustafa Kemal Pasa odasindan çikip toplanti salonuna girdi. Dogruca Baskanlik kürsüsüne çikti. Çünkü bu toplantinin düzenleyicisi ve davetçisiydi. Açis konusmasina su cümlelerle basladi:
“ Muhterem Efendiler;
Vatan ve milletin kurtulusunu amaçlayan zorlayici sebepler, sizleri bunca sikinti ve engeller karsisinda Sivas'ta topladi. Yigitçe azminizi kutlar, sizlere hos geldiniz demekle mutlu oldugumu arz ederim .... ”
Kongrenin açilisindan bir gün önce Bekir Sami (Kunduk) un evinde yapilan toplantida Mustafa Kemal Pasanin Kongre Baskanligina getirilmemesi kararlastirildi.
Açilis günü kongre salonuna girilirken Mustafa Kemal Pasanin “ Kimi Baskan yapalim? ” sorusuna Rauf Bey: “ Sen Baskan olmamalisin ” cevabini verdi.
Kongre açildiktan sonra söz alan Ismail Fazil Pasa, isin içine kisisellik karismamasi, esitlik ilkesine uyulmasinin disariya karsi olumlu etki yapacagi gerekçesiyle, baskanligin birer gün veya birer hafta devam etmek üzere sirayla yapilmasini ve üyelerin temsil ettikleri il veya sancagin adlarinin bas harfleri esas alinarak alfabe sirasina göre yapilmasini teklif etti.
Teklif Kongre tarafindan kabul edilmedi. Gizli oyla yapilan seçim sonucunda üç olumsuz oya ragmen, Mustafa Kemal Pasa Kongre Baskanligina getirildi.
Mustafa Kemal Pasanin Kongre Baskanligina itirazlarinin sebebi, kongreden önce hazirladiklari manda isteklerini içeren raporlarini kolaylikla kongreye kabul ettirmekti.
Erzurum Kongresi Kararlarinda Yapilan Degisiklikler
5 Eylül günü bayram kutlama mesajlari gönderildi. 6 Eylül Kurban Bayraminin ilk günü oldugu için kongre toplanmadi. Bayram günü Sivas Belediyesi'nden bir kurul, Kongre binasina gelerek kutlamada bulundugundan, 7 Eylül günkü toplantida ziyaretin iadesi için karar alindi.
7 Eylül günü kutlama telgraflari okundu, verilecek cevaplar belirlendi. Sonra gündemin önemli maddelerinden olan Erzurum Kongresi Tüzük ve Bildiri degisikligi ile ilgili görüsmelere geçildi. Mustafa Kemal Pasanin önceden hazirladigi degisiklik paketi Kongre Genel Kurulu tarafindan kabul edildi:
Cemiyetin (dernegin) adi “ Sarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ” iken “ Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ” oldu.
“ Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) , bütün Dogu Anadolu'yu temsil eder ” yerine “ Heyet-i Temsiliye bütün vatani temsil eder ” denildi.
“ Her türlü isgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bagli sayacagimizdan, topyekûn (hep birlikte) savunma ve direnme ilkesi kabul edilmistir” cümlesi “Her türlü isgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmis faaliyetin reddi konularinda topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmistir ” seklinde degistirilmistir.
Bu iki cümle arasinda anlam bakimindan büyük fark vardir. Birincisinde Anlasma devletlerine karsi düsmanca tavir alma ve direnmeden söz edilmiyor, ikincisinde bu konu açiklik kazaniyordu.
Tüzügün dördüncü maddesinde geçen “ Osmanli Hükümeti'nin yabanci devletlerin baskisi karsisinda, buralari (Dogu illerini) birakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldigi anlasilirsa, alinacak idarî, siyasî, askerî önlemlerin belirlenmesi ”, – geçici bir yönetim kurma–ile ilgili olarak Sivas Kongresi “ buralari ” yerine , “ yurdumuzun herhangi bir parçasini birakmak ve ilgilenmemek ” ifadesini kabul etmistir.
Bu degisikliklerle yerel bir kongre olan Erzurum Kongresi tüzük ve bildirisi, Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi tarafindan genellestirilerek vatanin tümünü kapsar bir hale getirilmis oldu.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurulmasi ile bütün yerel cemiyetler bir çati altinda toplanarak, bu cemiyetin subeleri konumuna getirilmis oldular. Böylece Millî mücadele merkezi bir örgütlenmeye gidiyor; ulusal birlik ve ortak mücadele saglanmis, daginiklik giderilmis oluyordu.
Erzurum Kongresi karariyla kurulmus olan Sarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kurulu, yerini 11 Eylül 1919 günü Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Temsil Kuruluna birakmis oluyordu.
Sivas Kongresi'nde Manda Tartismalari
Paris Baris Konferansi'nda Anlasma Devletleri temsilcileri dünyayi paylasmaya kalktilar. Ancak çatisik istekler ortaya çikti. Bazi milletleri tümden esaret altina alamayacaklarini düsünerek, isgal politikalarini örtmeye yarayan yeni bir sömürü yöntemi gelistirdiler ve adina ‘Manda Yönetimi' dediler.
Paylastirilacak yeni topraklar, dogrudan devletlerin eline verilmeyecek, uygun görülecek büyük bir devlet, Milletler Cemiyeti adina bir yörede vekaleten yönetimle görevlendirilecekti. Bu vekaleti alan devlet, sömürecegi ulusun bagimsizligi hak etme süresini belirleyecekti.
Türkiye disinda, Osmanli topraklari üzerinde kurulmus bütün devletler galip devletlerin mandasi altina girdi ve uzun süre sömürüldü. Atatürk'ün önderligi altinda girisilen ulusal Kurtulus Savasi basariya ulastigi için ‘Tam Bagimsiz' Türkiye Cumhuriyeti kurulmustur.
Manda altina girmekten baska çare düsünemeyen Osmanli aydinlari, tarihi iliskileri dikkate alarak Amerikan mandasi üzerine yogunlastilar. Amerika'ya mektuplar yazdilar. Mustafa Kemal Pasaya gönderdikleri mektup ve telgraflarla onu da etkilemeye çalistilar.
Erzurum'da bulundugu sirada, Halide Edip (Adivar) tarafindan gönderilen ve Amerikan mandasinin ekonomik ve medeni destekten ibaret oldugu sözleri ile dolu mektubu okudugunda sinirlenen Mustafa Kemal Pasa, yanindakilere söyle seslenir:
“ Hayir pasalar hayir, hayir beyefendiler hayir, hayir hanimefendiler hayir, manda yok.. Ya istiklal, ya ölüm var..
Amerikan mandasi diye çirpinanlar, düsman isgali altinda bulunan sinirleri ve zaaflari ile bu millete ve bize inanmayanlardir. Bizim hayal ve macera pesinde kostugumuzu sananlardir. Eger, bunlar Anadolu'nun ve Türk milletinin gerçek duygularini bilseler, bizim çalismalarimizin hedefini kavrayabilseler, Erzurum Kongresi kararlarinin nasil bir millî vicdan ürünü oldugunu takdir edebilseler, bu sakim (hastalikli) fikirlerinden dolayi utanç duyarlar. Bunlar, ümitsizlik ve bozgunluk içinde realitelerden uzak olarak yasayan ve ne yapacaklarini, ne yapilmakta oldugunu bilmeyen insanlardir.
Kongre hissiyatini açiklikla belirtmistir. Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) kararini vermistir. Millî irade suur ve istikametini bulmustur. Davamiz yürümektedir ve yürüyecektir. Basarili olmamak için hiçbir sebep yoktur. Hiçbir olumsuz karari tanimayacagiz. Tek ve degismez parola sudur: Tek tepe, tek kursun kalincaya kadar mücadele, yahut da: Ya Istiklal, Ya Ölüm! ”
Erzurum'da, Sivas'a gelme hazirliklari yapildigi bir sirada kendisine sorulan: “ Pasam, Sivas'ta galiba manda meselesi bizi çok üzecek ve yoracak ” sorusuna heyecanla su cevabi verir: “ Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasina, Ingiliz himayesine terk etmekle kurtulacak saniyorlar. Kendi rahatlarini temin etmek için bir vatani ve tarih boyunca devam edip gelen Türk istiklalini feda ediyorlar .”
Kongre için Sivas'a erken gelen Istanbul delegeleri diger delegeleri de etkileyerek, Amerikan mandasini isteyen bir muhtira (rapor) hazirladilar. Bu rapor Sivas Kongresi gündemine alindi.
8 Eylül 1919 günü Kongre mandayi tartismaya basladi. Özellikle Istanbul'dan gelen Kara Vasif Bey, Ismail Fazil(Cebesoy) Pasa, Ismail Hami (Danisment) Bey ve Refet (Bele) Bey, Kongre salonunu etkileyecek uzun konusmalar yaparak, Amerikan mandasini savundular. Kara Vasif Beyin konusmasi sirasinda delegelerden biri : “ Istanbul'dan mandayi mi bize hediye getirdiniz? ” diye bagirdi.
Refet Beyin konusmasinin delegeler üzerinde o kadar etkili olmustu ki, oylamaya geçilmesi durumunda manda karari çikacagindan korkan Mustafa Kemal Pasa, toplantiya on dakika ara verir.
Ahmet Nuri Bey (Bursa) ve Raif(Dinç) Efendi mandayi savunanlari elestirdiler. Bagimsizliktan yana tavir koydular. Mandayi savunanlari Bagimsizliga karsi olmakla suçladilar. Bunun üzerine Ismail Fazil Pasa “Yanlis anlasildigi için raporumuzu geri çekiyoruz. Hiç verilmemis saydik” dedi.
8 Eylül gecesi evlerde ve Kongre binasinda manda üzerine konusmalar ve tartismalar sürdü. Ertesi gün Kongre manda tartismalarina devam etti. Rauf(Orbay) Beyin teklifi ile : “Amerika'da yillardan beri aleyhimizde yapilmakta olan olumsuz propagandalarin dogurdugu yanlis anlasilmalarin önüne geçmek için Amerika'dan bir kurul istenmesine ve inceleme sonucunda gerçeklerin gösterilmesi” kararina varildi.
Böylece hem manda istekleri gömüldü, hem de mandayi savunanlar küstürülmeyerek bu sorun çözüme kavusturuldu.
Manda konusundaki görüsmelerin sonucu Sivas Kongresi kararlarina söyle yansidi : “... Devlet ve milletimizin iç ve dis bagimsizligi ve vatanimizin bütünlügü sakli kalmak sartiyla, altinci maddede yazili sinirlar içinde, milli ilkelere saygili olan ve vatanimiza karsi saldiri ve yayilma amaci gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sanayi, ekonomik yardimini memnuniyetle karsilariz ....”
Mustafa Kemal Pasa, mandayi savunanlari karsisina almadan Sivas Kongresi'ni basari ile yönetmis ve mandanin reddedilerek, bagimsizlik kararinin çikmasini basariyla saglamistir. Gösterdigi liderlik sabriyla, Kongrenin birlik ve beraberlik içinde çalistigini ve sonuçlandigini dost, düsman herkese göstermistir.
Manda Isteklerine karsi Bir Türk Gencinin Haykirisi
Manda tartismalarinin yogun olarak yasandigi 8 Eylül gününün gecesi Mustafa Kemal'in odasi her zamankinden daha kalabalikti. Özellikle Denizli delegeleri olan Necip Ali, Yusuf Beylerle, Seyh Fevzi Efendi, Hikmet, Osman Nuri, Ahmet Nuri Beyler lise binasinda delegelere ayrilan kogusta kaldiklarindan, onlarin da katilimiyla Pasanin odasinda toplananlarin sayisi çogalmisti.
Mustafa Kemal Pasa etrafindakilere hitaben:
“ Istanbul'dakiler ve buradakiler nevmid (ümitsiz ) ve hasta insanlardir. Ecnebi isgal etkisi altinda cesaret ve ümitlerini kaybetmis olmanin verdigi teessürle ( keder – üzüntü ) ve marazi (hastalikli ) bir haleti ruhiye ( ruh hali- psikoloji ) içinde hareket ediyorlar. Bunun baska türlü izahi yoktur.”
“Bir milletin istiklâl hakkini aramasindan ve bu yolda gerekiyorsa son damla kanini akitmasindan daha tabiî ne tasavvur edilebilir? Serefsiz, istiklâlsiz, esir bir millet çocuklari olarak yasamak yerine, efendice ve kahramanca ölmek elbette ki sayani tercihtir ( seçilmeye degerdir). Bunu anlayamamak ne garip mantiktir?” dedi. Delegeler de konusuyor, manda aleyhinde söz ediyorlardi.
Hikmet ismindeki Askeri Tibbiye ögrencisi, Sivas Kongresi'nde ögrenci arkadaslarinin temsilcisi olarak bulunuyordu. Aralarinda topladiklari para ile onu Sivas'a göndermislerdi. Heyecanli, atak bir vatanseverdi.
Gece, Pasanin odasinda Hikmet Bey de vardi. Gündüz yasanan tartismalarin etkisiyle olsa gerek titriyordu. Sanki birdenbire ates ve heyecan kesilmis olarak, yüksek sesle:
“- Pasam, delegesi bulundugum tibbiyeliler beni buraya istiklâl davamizi basarmak yolundaki mesaiye katilmak üzere gönderdiler. Mandayi kabul edemem.. Eger kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun siddetle red ve takbih ederiz (çirkin görürüz) . Farzi Muhal (var sayalim) , manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i ‘ vatan kurtaricisi degil, vatan batiricisi' olarak adlandirir ve tel'in (lanet okuma, protesto etme ) ederiz .”diye bagirdi.
Bu gencin yürekten kopup gelen bu sözleri karsisinda orada bulunanlarin gözleri yasarmisti. Mustafa Kemal Pasa da duygulanmisti. Heyecanli bir sesle:
“ Arkadaslar gençlige bakin, Türk millî bünyesindeki asil kanin ifadesine dikkat edin.” dedi , sonra Hikmet Beye dönerek:
“ Evlat, müsterih ol. ‘ rahat ol' . Gençlikle iftihar ediyorum ve gençlige güveniyorum. Biz, ekalliyette ‘ azinlikta' kalsak dahi mandayi kabul etmeyecegiz. Parolamiz tektir ve degismez: Ya istiklâl, ya ölüm .”
Tibbiyeli genç, hemen yerinden firladi:
“ Var ol pasam ...” diyerek Mustafa Kemal'in elini öptü. Mustafa Kemal, kongreye aydin Türk gençliginin ve tibbiyenin temsilcisi olarak üniformasiyla katilan bu yigit delikanlinin alnindan öptü:
“ Gençler, vatanin bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayis ve enerjisine baglanmistir.” dedi.
ivas Kongresini Engelleme Çalismalari ve Ali Galip Olayi
Kongrenin Ingiliz ve Fransizlar tarafindan baskina ugrayarak Sivas'i isgal edecekleri tehditleri bosa çikti. Mustafa Kemal Pasa bu tehditlerin bos oldugunu henüz Sivas'a gelmeden Vali Resit Pasaya bildirmisti.
Sivas Kongresine delege seçilenlerin Sivas'a gelisleri sirasinda bin bir engelle karsilastiklari, kilik degistirdikleri bilinmektedir. Isgal altindaki yerlerden delege gelemeyisi nasil bir baski altinda kalindiginin en büyük isaretidir.
Bütün bunlarin yaninda Ali Galip olayi ayri bir tehdit olusturmustur: Elazig Valiligine özel görevle atanan Kurmay Albay Ali Galip, 27 Haziran günü Sivas'a gelecek olan Mustafa Kemal Pasayi tutuklatmak için Sivas Valisi Resit Pasayi baski altina almistir. Ancak sehre gelen Mustafa Kemal Pasa tarafindan, Kolordu binasinda ayakta bekletilerek, agir sözlerle karsi karsiya birakilmistir.
Sivas Kongresi devam ederken, Istanbul Hükümeti Ali Galip'e Sivas Valiligi ile Üçüncü Kolordu Komutanligini önerir. Ali Galip, bu öneriye karsilik, askerlik kidemine sekiz buçuk yil eklenmesini, generallige terfi ettirilmesini ve bir miktar tazminat verilmesini ister. 3 Eylül 1919 günü Harbiye Naziri Süleyman Sefik Pasa ve Dahiliye Naziri Adil Beyin imzalariyla sartlarinin kabul edildigi kendisine bildirilir.
Bu yazismalar milli mücadele istihbaratinca elde edilecek ve karsi harekete geçilecektir.
Ali Galip, ayrilikçi bir takim gruplardan asker toplayarak Sivas Kongresi'ni basma hazirliklari yaparken, çevredeki askeri birliklerin baskinina ugrayacaklarini ögrenince kaçar.
Bu gelismeler karsisinda durumu Padisaha iletmek isteyen Mustafa Kemal görüsmeye engel olunmasi üzerine Istanbul ile her türlü haberlesmeyi kestirir. 15 gün süre ile soguk harp baslar. Sonuçta Damat Ferit Hükümeti istifa etmek zorunda kalir.
Yeni kabineyi kuran Ali Riza Pasa ile süren görüsmeler sonunda “Amasya Görüsmeleri” gerçeklesir. Osmanli Mebuslar Meclisinin açilisi saglanir. Bu mecliste “Misak-i Millî” ilan edilerek hem ulusal sinirlar çizilir hem de tam bagimsizlik karari yasal ve yetkili bir organ tarafindan kararlastirilmis olur. Mebuslar Meclisi'nde alinan bu tarihi karara tepki olarak Istanbul isgal edilecek (16 Mart 1920) ve bazi Milletvekilleri tutuklanacaktir. Bu gelismeler ise TBMM'nin açilmasina ortam hazirlayacaktir.
Sivas Kongresi, ulusal bir kongre olma özelligi ve Misak-i Millî'ye alt yapi hazirlamasi bakimindan, TBMM'ye giden yolu açmis ve millet egemenligine öncülük yapmistir.
Irade-i Milliye Gazetesi
Sivas Kongresi toplanmadan önceki günlerde gelen delegeler, millî ülkü ve hareketlerin genis ve sürekli bir biçimde yayimlanmasi için bir gazetenin çikarilmasi geregi üzerinde durmuslardi. Ismail Fazil Pasanin önerisi ile çikarilacak gazetenin adi Irade-i Milliye oldu.
11 Eylül Persembe günkü oturumda basin konusu ele alindi ve haftada iki gün olmak üzere “Irade-i Milliye” adiyla bir gazetenin çikarilmasina karar verildi. Gazete yönetiminin politik kurulusla ilgisi bulunmayan birine verilmesi istendi. Bu kisiyi bulma görevi ise Rasim (Basara) Beye verildi. O da Sivas Lisesi'nin çaliskan ögrencilerinden biri olarak tanidigi, yirmi iki yasindaki Demircizade Selahattin'i (Ulusalerk) bu ise uygun gördü. Selahattin, görevi sevinçle kabul etti. Dilekçe ile Valilige basvurarak gazetenin çikarma yetkisini aldi ve Sorumlu Müdürü oldu.
Gazete Il Basimevinde basildi. Ilk sayisi 14 Eylül günü çikan gazetenin çikis sebebi, yine bu sayida “ Millî hareketin halka ve dünyaya duyurulmasi ” olarak belirtiliyordu.
Irade-i Milliye Gazetesinin özellikle ilk bes sayisindaki yazilar, bizzat Mustafa Kemal Pasa tarafindan kaleme alinmistir. Temsil Kurulu'nun Sivas'ta bulundugu süre içinde 19 sayi yayimlandi.
Ilk sayisinin sürümü tahmin edilemedi. Bin adet basildi. Asiri talep üzerine baski sayisi artirildi. Gazete basildigi günlerde geçmis baskilari yirmi kurus yerine, iki yüz kurusa dahi arayanlar vardi. Özellikle Istanbul'dan büyük bir istek vardi.
Irade-i Milliye, Mustafa Kemal Pasa tarafindan Temsil Kurulu adina yayin yapmak için kurdurulan ilk Millî Mücadele gazetesidir.
Ingiliz ve Fransiz Basininda Sivas Kongresi
The Times Gazetesi , 22 Eylül 1919 : “ Bir Anadolu Cumhuriyeti... asilerin basi: M. Kemal..., Sultanin degistirilmesinin baslica gayelerinden biri oldugu bazi mahfillerde ileri sürülmektedir .”
Ranin Gazetesi , 11 Ekim 1919 : “ M. Kemal Pasa Anadolu'da bir millî hareket meydana getirmeye çalisiyor. Bu çocukça bir hayaldir! Bütün cihanin kuvvetine karsi... harpten ezilmis olan zavalli Anadolu'nun kuvveti ile... kafa tutmasinin ne hükmü olabilir? Anadolu'da ne kalmistir, ne var ki direnis olusturabilsin? ”
Le Temps Gazetesi , 10 Eylül 1919 : “ Sultanin hakimiyeti hâlâ Istanbul'da ise de ordusu baska yerde, Türk milliyetçilerinin gittikçe güçlendikleri Anadolu'dadir. Sivas'tan, kongreleri Sultana telgrafla bir kararlar listesi bildirdi. Birinci karar simdiki hükümete güveni reddediyor; ikincisi ise hiçbir Türk topraginin elden çikmamasini istiyor...
Ister begenin ister begenmeyin bir Türk gücü yasiyor. Ister begenin ister begenmeyin bu güç kendi suuruna vardi. ‘Hasta adam' in gürbüz, hatta rahat durmaz çocuklari var ve onun mirasini, hiç degilse bu mirastan haklari bulunan parçayi istiyorlar. Müttefikler ne düsünür acaba? ”
Lyon Republicain , 23 Eylül 1919 : “ Sivil ve asker Türk vatanseverleri, iktidarsizlikla suçladiklari hükümetlerine karsi ve Türkiye'yi paylasmak istemelerinden kuskulandiklari bazi müttefiklere karsi tam bir ayaklanma halindedirler .”
Lyon Republicain , 20 Ekim 1919 : “ Milliyetçi hareket iki büyük avantajdan yararlaniyor: Bir yandan, iklimi çok sert, ulasim olanaklari kit olan daglik bölgenin dogal durumu; öte yandan, millî topraklarini savunduklari bilincini tasiyan ve müttefiklerin çelisen çikarlarina karsi tek vücut halinde birlesen seflerinin su götürmez vatanseverligi.
Bütün güçlüklerine ragmen, Türkiye'nin bagimsizligi politikasi izlenmelidir ”
Istanbul'daki Ingiliz Yüksek Komiseri Amiral Robeck, Disisleri Bakani Lort Kürzon'a gönderdigi raporunda Sivas Kongresi ile ilgili olarak söyle yazmistir: (17 Eylül 1919 )
“ Türk milliyetçileri, Türkiye'nin Türklerde kalmasini istiyorlar, yabanci himayesini red ediyorlar. Onlar imparatorlugun ölümünü degil, yeni bir hayat mukavelesini imza etmek azmindedirler .”
Sivas Anadolu Kadinlari Müdafaa-i Vatan Cemiyeti
Sivas Kongresi sonrasi, Mustafa Kemal'in henüz Sivas'ta bulundugu bir sirada Sivasli vatansever kadinlar bir araya gelerek Anadolu Kadinlari Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adiyla bir dernek kurdular.
28 Kasim günü Nümune Mektebinde yapilan bir toplantidan sonra, valilige resmen basvuruda bulundular ve 9 Aralik 1919 tarihli valilik yazisiyla kurulus onayini aldilar.
AKMVC'nin kurulusu Mustafa Kemal Pasaya bildirildiginde : “ Maksat vatani müdafaadir. Bu tesebbüsün birinciligi serefini kazandiklari için Sivasli hanimefendileri tebrik ediyorum ” diyerek bu girisimden duydugu mutlulugu dile getirmistir.
Türk kadininin Milli mücadeleye büyük kararlilikla katilisi gösteren en önemli olay, merkezi Sivas'ta olmak üzere kurulan bu dernektir.
AKMVC'nin Melek Resit Hanimin Baskanligi altinda 800 üyesi vardi. O günkü illerin idari genisligini dikkate alirsak, 14 merkezde subelerinin olmasi bu kadin derneginin önemini ortaya koymaktadir. Genel merkezi Sivas olan AKMVC'nin subeleri: Kangal, Viransehir, Kayseri, Eskisehir, Kastamonu, Erzincan, Amasya, Pinarhisar, Burdur, Konya, Yozgat, Bolu, Aydin, Nigde.
Savas sartlarinda kimsesiz kalmis olan kadin ve çocuklara maddi ve manevi destek veren bu vatan sever Sivasli kadinlar, cephedeki askere kiyafet diktiler. Aralarinda para toplayarak maddi destelerde bulundular. Yabanci devlet Baskanlari ve eslerine gönderdikleri yazilarla, isgaller karsisinda kadin ve çocuklarin ugradigi zulümleri protesto ettiler. Ayrica Padisaha, Istanbul Hükümetine, bazi kuruluslara, yabanci devlet temsilcilerine, (Ulusal haberlere uygulanan sansüre göz yuman) Osmanli basin kuruluslarina protesto telgraflari çektiler.
Bütün faaliyetleri Irade-i Milliye ve Hakimiyeti Milliye gazetelerinde yer alan AKMVC, Milli Mücadele tarihimizde hakli ve onurlu bir yere sahip olmustur.
Sivas Kongresi Ile ;
* Bütün ulusal cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ismi altinda birlestirilerek bir merkezden yönetilmeye baslandi.
• Manda düsüncesi reddedilerek, ulusal bagimsizlik benimsendi.
• Ulus egemenliginin ve bagimsizlik ruhunun sürekli kalplerde yasayacagi ve Anadolu'nun her türlü direnise hazir oldugu bütün dünyaya duyurulmus oldu.
• Osmanli Mebuslar Meclisi'nin açilmasina zemin hazirladigi gibi, Misak-i Millî kararlarina da öncülük etmistir.
• Kongre ile Türkiye'nin toprak bütünlügü ve ulusal bagimsizliginin korunmasi istenmis ve gerektiginde isgal devletlerine karsi silahli hareket öngörülmüstür.
• Mustafa Kemal Pasanin Baskanliginda seçilen Temsil Kurulu, yürütülecek siyasi mücadelenin yöneticiligini üslenerek TBMM'nin açilisina kadar bu görevi yürütmüstür.
• Ulusal bir kongre olan Sivas Kongresi, TBMM iktidarina ve rejimine geçisin kurumu olmustur.
• Sivas Kongresi, birlestirici, yapici ve Türk millî mücadelesini ve Kurtulus Savasini bina edici temel bir kongredir.
• Atatürk'ün deyisi ile “ Burada bir milletin kurtulusunu hazirlayan kararlar verildi ”
• Kongrede alinan kararlar, usûl ve esas olarak demokratik ve millî bir devletin habercisidir. Kongre ile Türk milleti kendi kaderine el koymus, vatanin bölünmez bütünlügü ve tam bagimsizlik hedefiyle Kurtulus Savasi'nin esaslarini ortaya koymustur.
• Yürekli bir sekilde alinan ve büyük bir azimle uygulanan bu kararlar sonucunda kesin bir zafer elde edilmis ve demokratik, laik, çagdas Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulusu gerçeklestirilmistir.
Sivas'ta Komutanlar Toplantisi
Istanbul Hükümetinin Mebuslar Meclisinin Anadolu toplanmasina razi olmadigi her halükarda Istanbul'da toplanacagi, Salih Pasa tarafindan Sivas'a iletildi. Bu durum Karsisinda Temsil Kurulu ile durum degerlendirmesi yapan Mustafa Kemal, Sivas'ta bütün kolordu komutanlarinin katilacagi bir toplanti yapilmasi kararini çikartti.
16 –24 Kasim 1919 günleri arasinda Sivas'ta gerçeklestirilen toplantiya basta 15. Kolordu Komutani Kazim Karabekir Pasa ve 20 Kolordu Komutani Ali Fuat Pasa olmak üzere davetli diger kolordu komutanlari – biri hariç – katildi. Mustafa Kemal, Kazim Karabekir Pasaya kendi kaldigi odayi vererek kendisi baska bir odaya geçecektir..
Komutanlar toplantisina Temsil Kurulu üyeleri de katildi. Toplanti gündeminde üç konu ele alindi: Mebuslar Meclisinin toplanma yeri, Meclisin toplanmasindan sonra Temsil Kurulu ve millî teskilatin alacagi sekil ve çalisma yöntemi, Paris Baris Konferansinin bizim için olumlu veya olumsuz bir karar vermesi halinde tutulacak yol.
Bu konu basliklari ile ilgili olarak 29 Kasim günü su kararlar alindi:
Sakincalarina ragmen Meclisin Istanbul'da açilmasina karsi çikilmayacak. Seçilen milletvekilleri Istanbul'a gitmeden önce Trabzon, Samsun, Inebolu, Eskisehir ve Edirne gibi sehirlerde toplanarak, kendilerine gerekli bilgiler verilecek. Güvenlik önlemleri alinacak. Mecliste güçlü bir grup kurulacak. Komutanlar millî teskilatin yayilmasina ve güçlendirilmesine hiz verecek. Istenen sartlar olusuncaya kadar Temsil Kurulu görevine devam edecek. Askeri önlemlere kesintiye ugramaksizin devam edilecek. Paris Konferansi olumsuz karar verirse, milletin bu konudaki kararina göre hareket edilecektir.
Kolordu Komutanlarinin bir davetle Sivas'ta toplanmasi, millî teskilatin gücünü göstermesi bakimindan büyük önem tasimaktadir.
Kuvâ-yi Milliyeyi Amil, Millî Iradeyi Hakim Kilmak Esastir
Milli Mücadele döneminde yaklasik 28 kongre toplanmistir. Bu kongreler içerisinde tek ulusal kongre Sivas Kongresi'dir. Sivas Kongresi Erzurum Kongresi'nde seçilen Sarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Kurulu üyeleri ve yeni seçilen diger delegelerin katilimi ile toplanmistir. Dolayisiyla bütün yurdu ve milleti temsil eden delegelerin katilimi ile kongre toplanmistir.
Sivas Kongresi kararlari arasinda geçen “... Kuvâ-yi Milliyeyi Amil Millî Iradeyi Hakim Kilmak Esastir ” (Millî güçleri etkili ve millî iradeyi egemen kilmak kesin ilkedir) ifadesi ile “millet egemenligi” Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresi'nden sonra ulusal bir kongre olan Sivas Kongresiyle hayata geçirilmis oluyordu
Sivas Kongresi ve Temsil Kurulu milletten aldiklari temsil yetkisi ile bir hükümet gibi hareket ederek, yürütme görevini yerine getirmistir.
Sivas Kongresi karari ile kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, TBMM açildiktan sonra da faaliyetine devam etmis,siyasi bir grubun adi olmus ve nihayet bu cemiyetin ismi degistirilmek suretiyle yeni Türk devletinin ilk siyasi partisi olan “Halk Firkasi”nin kurulusu saglanmistir.
Bu gelismelerle Sivas Kongresi, TBMM iktidarina ve Cumhuriyet rejimine geçisin kurumu olmustur.
“Cumhuriyetin Temelinin Sivas'ta atildigi” ifadesinin tarihi kökleri de bu tarihi süreçten kaynaklanmaktadir.
Ulu Önder Atatürk, 13 Kasim 1937 günü Sivas'i son defa ziyaret ettiklerinde, Kongre salonunu gezerken yanindakilere dönerek, Sivas Kongresi'nin önemini en güzel sekilde ifade eden su veciz sözü söylemisti:
“ Burada Bir Milletin
Kurtulusunu Hazirlayan
Kararlar Verildi”
Sivas, 108 Gün Millî Mücadele Merkezi Olmustur
Mustafa Kemal Pasa ve Temsil Kurulu, 2 Eylül 1919 günü geldikleri Sivas'ta 108 gün kaldiktan sonra, 18 Aralik 1919 günü Ankara'ya hareket etmislerdir.
Bu 108 gün boyunca Sivas Millî Mücadele merkezi olmus, Sivaslilar bütün içtenlikleri ile bu kutlu konuklara ev sahipligi yapmis ve önemli bir çok tarihî olay bu süreçte yasanmıştır.
Etiketler:
sivas,
sivas delegeleri,
sivas kongresi,
sivas tarihi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)